‘Çamlıca’da bayram sabahı’
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

İslam dinine inananlarda kendi ‘kutsallarına’ yönelik bir dokunulmazlık ve saygı talebi var. Diğer dinlerde de böyle. Anlaşılabilir ve saygı duyulması gerekli bir beklenti, dahası hak olarak da görülmeli.

Bu talebi hak olarak görüp, azami dikkati gösterenler ise daha çok bir dine inanmayan insanlar oluyor.

Bu durumun önemli nedeni belki de inanmayanların azınlıkta olmaları ve saygı göstererek, saygı umma ya da kendini koruma çabası olabilir. Başka nedenler de olabilir. İnsan inançlarına evrensel insan haklarını ihlal etmediği sürece saygı duyulması bilincine ulaşabilmiş olma, ezilmek, baskı altında yaşamak zorunda kalmaktan gelişen ahlak ve vicdan gibi.

Öyle ya da böyle inanmayanlar, dini inancı olanlara genel olarak saygı gösterir, özellikle de söz ve eylemlerinin kendi kutsal saydıklarıyla tutarlı olup olmadığını sorgulamazlar. İnanmayan biri, kendisini Müslüman olarak ifade eden birini “peki neden haram yiyorsun” diye eleştir(e)mez. Sadece kendisine ve kendisinin de dahil olduğu insanlık âlemine yönelik bir hak ihlali olduğunda karşı çıkar.

Örneğin Çamlıca tepesi gibi Türkiye’nin (dünyanın) ortak kamusal malı olan bir alana cami yapılmasına, kanunsuz ve çevreye zarar verilecek şekilde yapıldığı için karşı çıkabilir. Hele bu inşaatın inananlara ihtiyaçları olan ibadet edebilecekleri bir yer yapmak amacı hiç yoksa, hatta kutsallık, rant ve zorbalığa rıza üretme aracı olarak kullanılıyorsa, bu karşı çıkış aynı zamanda bir yurttaşlık ve insan hakkıdır da. Ama derdim o değil.

İnsanın içi acıyor.

İmanlarından hiçbir şüphe duymadan inandıklarından emin olanların yapıp ettikleri karşısında insan ne hissettiğini bilemez hale geliyor. Bu kadar da olmaz ama diyesi geliyor; bu kadar da düşmeyin, insanlık adına üzücü bu haliniz.

Zorba ve avenesi değil kastettiğim. Köprüde selfie çeken bakanı, belediye başkanı hiç değil.

Kadir gecesi Çamlıca Camiinde teravih namazına gidenler ile Osmangazi Köprüsü açılışını halayla davulla, zurnayla kutlayanlara sözüm. Hadi inşaat malzemeleri içinde namaza duranların büyük çoğunluğu öncesinde lütfedilen iftara muhtaçtılar; acı ama ne diyelim, muhtaç edenler utansın da, köprüdeki eğlence hakikaten ayıp değil mi!

Onlarca insan öldü, yüzlercesi yaralandı daha yeni havalimanı saldırısında. Bir yıldır kan gövdeyi götürüyor ülkede. Şehirler yıkıldı, bodrumlar yanmış bedenlerle dolu. Her trafik lambasının altında yoksul, aç, perişan çocuklar. Nasıl oluyor da ‘şehit cenazesi’nden çıkıp, aynı hızla düğünde göbek atmaya helikopterle yetişiyorsunuz?
Siz ne zaman bu denli insanlıktan çıktınız, çıkarıldınız?

Bir durup düşünmeniz gerekmiyor mu? Hiç değilse bir an sessizce ıstırabı yaşamanız, içinizin acıması ve ne oluyor, ne yapıyorum, ne yapıyoruz diye kafa yormanız zorunlu değil mi?

Farkında mısınız? Neden Cumhuriyet tarihinin ennn büyük camisi, ennn geniş kubbesi, ennn yüksek minaresi diye manşet patlatıyorsunuz? Mimar Sinan’ın, Selimiye’nin kubbesini daha büyüğünü yapmaya muktedirken, Ayasofya’dan birkaç santim de olsa daha küçük yapmasındaki saygısının, sanatının, ahlakının, inancı ve güzelliğinin velhasıl insanlığının zerresine sahip değilsiniz.

‘Bir geliş var, ne mübarek...’, diye karşılar ya Yahya Kemal, Ramazan Bayramını, Süleymaniye’de bayram sabahı’nda; şimdi sizin gelişinizi görenler ne mübarek diyebilirler mi? Hayrını görün, ne diyelim...