Can Dündar siteminde haklı mı?
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Can Dündar’ın pazartesi günkü yazısı önemliydi. Dündar, cuma günkü manşetlerinin ardından hiçbir şey olmamasından yakınarak, başka ülkede olsa yeri yerinden oynatacak haberi, muhalefet partileri dahil herkesin sessizlik içinde karşılamasına tepki gösteriyordu. Haber, MİT TIR’larını durduran savcının mahkemede yaptığı savunmada Reyhanlı, Cilvegözü ve Niğde’de onlarca kişinin öldürüldüğü saldırılarda MİT’in parmağı olduğunu iddia etmesine ilişkindi. Bu sessizliğin koalisyon hesaplarından, medya dizaynına kadar çok sebebi var. Ancak Dündar’ın, bu haberin “futbolda transfer haberleri kadar bile ilgi çekmemesi” üzerine sitemine gelince iş biraz karışıyor. Burada okurun yani genel olarak kamuoyunun reflekslerine ilişkin de bir yakınma var. Ne zamandır üzerine düşündüğüm ve taze örnek beklediğim bir konuydu. O yüzden bu haftaki Köşe Vuruşu’nu, okurun böyle önemli bir haberi neden sahiplenmediği sorusuna ayırmak istiyorum.

ALGILAMA DOZU VE ZEHİRLENMESİ

Bu Can Dündar’ın bir haberin ilgi çekmemesine dair ilk sitemi değil. Artı 1 TV’de haber bülteni hazırlayıp sunarken 17-25 Aralık operasyonlarının ardından yayınladıkları bir tapenin sessizlikle karşılanmasına şaşırmıştı. O örnekten yola çıkarak tekrarlamak isterim: 17-25 Aralık operasyonlarında tapeleri servis edenlerin en büyük hatası tam da buydu. Arka arkaya tek başına önemli o kadar çok bomba patlatıldı ki, bir süre sonra herşey bir birinden rol çalarak önemini yitirdi. Bu doz aşımı, aynı zamanda operasyonun ardındaki “niyetin” sorgulanmasına yol açtı ama o ayrı mesele. Burada dikkat edilmesi gereken şey şu: Bir kişiye bir top atarsanız tutar, iki top atarsanız birini tutar, ama üçüncü topu attığınızda üçünü birden tutamama ihtimali yükselir. Haber de aynı şekilde. Özellikle sosyal medya sonrası insanlar gün içinde o kadar çok habere maruz kalıyor ki, kendi referans çerçevelerinin de içinde olduğu doğal bir filtre devreye giriyor.

HİKAYESİ OLANA YÖNELMEK

Önceki paragrafta bahsettiğim doğal filtreyi aşan ve sahiplenen haberlerin çoğunda okuru yakalayan bir hikâye var. 17-25 Aralık’ta çok daha büyük paralar ve yolsuzluklar telaffuz edilirken daha çok Zafer Çağlayan’ın Zarrab tarafından hediye edildiği iddia edilen 750 bin liralık saatinin konuşulması buna bir örnek. Buralardan yürüyen hikâye, bakanların yaşanan onca şeyden sonra Rıza Sarraf’a ödül vermesi haberinin, Cumhuriyet’in geçen cuma attığı, onlarca kişinin öldüğü saldırıların failine dair manşetinden daha fazla konuşulmasına yol açabildi. Herkes nihayetinde bir hikâyeyi sahipleniyor ve devamını okuma dürtüsüyle hareket ediyor. Gezi Direnişi sırasında katledilenlerden bazılarının daha fazla öne çıkması da, aynı “hikâye”nin sahiplenilmesi kavramıyla ilgili. Örneğin; bir kişinin daha fazla fotoğrafının olması bile bu dürtüyü tetikleyebilir. Çünkü, onun gerçek olduğuna, bir zamanlar çok mutlu olduğuna dair daha fazla şey görünür olur ve bu, insanların yitirilen kişinin hikâyesine daha fazla dahil olmasını sağlar. Bir çocuğun öldürülmesi zaten tek başına korkunçken, sürekli “ekmek almaya gittiğinin” vurgulanması, olayın ardındaki hikâyeyi arıyor olmamıza dair bir ipucu.

HABER YAZIMI ESKİSİNDEN ZOR

İşte tüm bu algı kirliliği içerisinde haber yazmak ve o haberi kamuoyuna mal etmek eskisinden çok daha zor. Artık onu bağlamlarıyla ardındaki hikâyeyle ve özdeşlik kurabileceğimiz detaylarla ele almak zorundayız. Elbette gerçek olması şartıyla. Bunca habere maruz kaldığımız çağda, klasik tekniklerle yazılan haberlerin eskisi kadar ilgi görmediği ve görmeyeceği açık. Alain De Botton, Haberler – Bir Kullanma Kılavuzu (Sel Yayıncılık-Çeviri: Zeynep Baransel) kitabında tam da bu meselelere odaklanıyor. Bence yer yer naif kalsa da, özünde neden bazı haberlerin sahiplenildiğine dair önemli tespitler içeriyor kitap. Can Dündar’ın “futbolcu transfer haberleri bile 70 kişinin öldüğü saldırılarla ilgili haberden daha çok ilgi gördü” derkenki sitemi tümüyle bununla ilgili olmasa da, biraz bununla da ilgili. Örneğin; o haber Reyhanlı’da yaşamını yitirip sembolleşen birinin hikâyesiyle verilmiş olsa farklı bir etki yaratabilirdi. Bunları haklı bulduğum için değil, işin matematiği üzerine fikir yürütmek amacıyla yazıyorum. Çünkü, maalesef çoğu kez ateş düştüğü yeri yakıyor ve onlarca kişinin ölümüne dair olması bile bir haberi tek başına konuşulur yapmıyor.