Can suyu
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Kışlıkları kaldırıp yazlıkları çıkardım. Yeni sezon açılışımda devletlileri görememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Zira, Türkiye’de kesilmedik kurdele bırakmadılar. Bu küçük açılışım da araya sıkıştırılabilirdi. Ne de olsa “Milletim beni evde yufka açmaya da çağırsa giderim” diyen bir Cumhurbaşkanımız var. Samimiyetine inanıyorum. Gider. Gitmişken, gönlünde yatan parti için oy da ister. Muhalefete ve elbette en çok HDP’ye bağırırken, biz hangi partiye oy istediğini anlayamayız ve o da şerefi üzerine ettiği tarafsızlık yeminini bozmamış olur. Bu arada, Anayasa’nın anası komada, kimin umurunda! Mercedesim’in kapı kolu, tuvaletimin altın kaplaması yani...

Erdoğan Anayasa’yı deledururken, Türkiye, hukukun üstünlüğü endeksinde bu yıl büyük bir sıçrama yaparak 21 sıra geriye düşmüş. 102 ülke arasında 80’inci... Bağımsız bir kuruluş olan World Justice Project’in endeksi yayımlamadan önce dikkate aldığı konular; yolsuzluk, düzen ve güvenlik, açık devlet, temel haklar, sivil ve cezai adalet gibi başlıklardan oluşuyor. Özetle, Türkiye’nin hava kaçırdığı meseleler... Hukuk çökerken, basın özgürlüğünün varlığından bahsetmenin imkânsızlığı, yine uluslararası kuruluşlar tarafından yayımlanan endekslerle ortada. Türkiye, son yıllardaki sansür ve baskı politikaları nedeniyle dünyanın en kötü siciline sahip ülkelerinden biri ve son beş yılda basın özgürlüğünde en hızlı gerileyenler içinde de üçüncü...
İktidarı eleştirdiği için gazeteciler hapse atıldı, işsiz kaldı, rutin güzergâhları mahkemeler oldu. Sosyal medyadan iki itiraz cümlesi yazmak bile suç sayılıyor. Gazeteciliğin temel prensiplerinden biri olan kamu yararı ilkesini göz önünde bulundurmak, muktedire soru sorarken kamburlaşan, gerçeğin peşinde koşmaktansa vıcık vıcık bir sevdaya düşen tipler tarafından, darbecilik, casusluk sayılıyor. Kendilerine gazeteci diyenler, meslek ilkesinden, meslektaşları adına suç üretmekten çekinmiyor. Ar damarlarında AKP (RH+) kanı dolaştığından, işi “seçim görünümlü darbe” demeye kadar ilerlettiler ki, artık oy da vermeyelim istiyorlar.

Bir nefeslik ömrünü, çanak sorularla yalana ortak olup kendini ve insanları kandırmak üzerine kurmuş insanlar hep vardı, hep olacak ve elbette tam aksi de... Doğru soruyla doğruyu bulan, muktedir karşısında eğilip bükülmeyen, oy verdiği parti iktidar olduğunda en sıkı muhalifinin yine kendisi olacağını bilen, yolsuzluğun üzerine giden, toplumun güvenliği ve sağlığını tehlikeye düşüren ne varsa peşine düşen, halkın yanıltılmasını engellemek için gerçeği arayan, kendine ve mesleğine saygılı gazeteciler ve ifade özgürlüğünün bizatihi kamu yararına olduğunu bilip onları yalnız bırakmayacak yurttaşlar hep vardı, hep olacak.

Pazar günü, kişilik haklarına hakaret edildi diye, Türkiye halkının haber alma özgürlüğünü engellemek pahasına, Twitter’in kapatılması gerektiğini canla başla savunmuş olan Anayasa Profesörü Burhan Kuzu’nun hazırladığı Başkanlık sPstemini savunan bir iktidar partisi ve kendisi hakkında “Doğruların söylenmesine giderek daha fazla düşman oluyor” diye yazan New York Times’a “Ya sen bir gazetecisin, haddini bileceksin, sen kimsin ya, her yerin gazete olsa ne yazar” diye seslenen Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’ndaki ülkemizde, oy kullanmak üzere sandık başında olacağız.

BirGün’de, ben dahil, Erdoğan’ı eleştirdi diye hakkında dava açılmadık kimse kalmadı. Barış İnce, yaptığı savunmadan dolayı da yargılanıp, savunmasının savunmasını veren bir gazeteci olarak tarihe geçti. Hükümetin, içinde ısrarla insani yardım olduğunu söylediği MİT TIRlarında silah olduğunu belgeleyen haberi nedeniyle Cumhuriyet gazetesi hedefte. Erdoğan, kameralar önünde Can Dündar’ı vatan haini ilan ederek ağır bir bedel ödeyeceğini duyurdu. Dündar hakkında istenen ceza üç ömre bedel...

Demokrasinin sağlaması, basın özgürlüğüne bakılarak yapılır. Sorun da çözüm de açık. Halkın gerçeğe ulaşmasının engellendiği bir yerde toplumsal barış ve huzurdan söz edilemez. Bu seçim, hak ettiğimiz oksijen seviyesine bir nebze de olsa kavuşacağımıza dair güçlü bir umut barındırıyor. Diliyorum ve inanıyorum, günün sonunda, o duvarlar yıkılacak, bin bir çiçekli bahçemiz yeniden can suyuna kavuşacak.

can-suyu-49780-1.