Canan’a kıyılır mı?
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AKP Grup toplantısında, AKP Genel Başkanı olarak yaptığı konuşmada, fotoğraflarla, tweetlerle, barkovizyon görüntülerle, zamanının çoğunluğunu ana muhalefet partisinin bir il başkanına ayırarak, CHP’nin henüz daha görevi teslim almamış İstanbul İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu’nu kıyım kıyım kıydı!

Cumhurbaşkanı sıfatı da taşıyan bir parti genel başkanı, bir başka partinin il başkanına neden bu kadar yüklenir? Üstelik, ona ait olmadığını bildiği bir fotoğrafı bile kullanarak!

Yanıt belli aslında; Erdoğan AKP Genel Başkanı olarak 2019 seçim kampanyasını erken ve hızlı başlattı. Gerek cumhurbaşkanı olarak katıldığı devlet törenlerini, açılışları, gerekse de AKP kongrelerini birer seçim mitingine dönüştürüyor. Daha kampanya başlamadan bu denli hızlı ve sert girmesinin nedeni sonuçtan endişe duyması olabilir ancak.

Sonuçtan emin olmanın yolu da büyük ölçüde İstanbul’dan geçiyor. İstanbul’u kazanmadan Türkiye’yi kazanmak zor!

O nedenle, belki de yeni bir söylem ve heyecanla kentin AKP’ye meyletmiş yoksullarını kucaklayacak, barış içinde bir arada yaşama vurgusuyla her kesimden oy alabilecek ve İstanbul’u kazanabilecek kadının önünü ilk günden kesmek gerekiyor.

Erdoğan’ın sigarayı bıraktırmaya çalışacak kadar sağlığını önemsediği, ölümünden sonra da rahmet okuyarak; “İnsanlar kendini bilebilseydi dünyada haksızlık kavga olmazdı. İnsan doğan, yine insan ölseydi belki de dünyada hayvan kalmazdı” diye kendisinden alıntılar yaptığı Neşet Ertaş, “Canana kıyılır mı / Canana kıyanlar / Hakk’ın kulu sayılır mı?” desin dursun…

Öyle anlaşılıyor ki, dünü, bugünü, hatta yarını didik didik edilerek, bir şey bulunmadığında da icat edilerek Canan’a kıymak için elinden geleni ardına koymayacaklar hiç az değil.

“Şimdi İstanbul’a bir il başkanı seçmişler ki tam bir facia” denilerek işaret fişeği ateşlendi. CHP içinden de o işareti alanlar, işaret almasına gerek olmadan “grekoromen” dalanlar olacak, oluyor!

Erdoğan konuşmasında, “bir şey söylemeye gerek kalmasın” diye Canan Hanım’ın “geçmişine bakıyor”, ama söylemedik şey de bırakmıyordu!

Aslında, tam da CHP’nin kadın il başkanının hedef tahtasına oturtulduğu bu geçmişse bakma konusundan en zararlı çıkacak parti AKP.

Geçmişe bakınca görülecekler; bugünkü MHP muhabbeti ile geçmişte MHP hakkında söyledikleri; çözüm sürecindeki BDP/HDP muhabbeti ile bugün söyledikleri; Peşmergeyi Türkiye ‘üzerinden Kobani’ye göndermekten, Salih Müslim’i burada ağırlamaya kadar yaptıkları; Ermenistan’la kucaklaşırken söylenenler falan…

Hepsini bırakın; barkovizyonda Fethullah Gülen’le dün el ele, göz göze, diz dize hallerini gösterin… Sonra da; “geçmişine baktığımızda bizim bir şey söylememize gerek kalmıyor” deyiverin.

Ona ait olmadığını bile bile, “ona ait değilse bile” diyerek, polise taş atan eylemci fotoğrafı üzerinden Kaftancıoğlu’nu hedef göstermek de siyasi etik açısından başlı başına sorun.

Vatandaşlar üzerinde iktidar uygulayanların, o iktidarı yalanla elde etmesini en sorunlu demokrasiler bile kabul etmez! Bill Clinton’ı Monika ile yaptıklarından çok, “Yapmadım” diye yalan söylediği için sorgulayıp yargıladı Amerikalılar

Salı günkü grup toplantılarında beni Erdoğan’ın konuşması kadar şaşırtan Kılıçdaroğlu’nun il başkanına yönelik son derece ağır saldırıya sadece, “Daha önceki saatlerde konuşan Genel Başkan, bizim İstanbul İl Başkanımızla ilgili bir sürü laflar etmiş. İstanbul il başkanımız onun cevabını verecek” cümlesiyle değinmesiydi. CHP yöneticileri, bunu “İletişimcilere danıştık, cevap vermeyi Canan Hanım’a bırakmanın doğru olduğuna karar verdik” diye açıkladılar.

Canan Hanım kendini savundu, ama kaç televizyon verdi, kaç kişi duydu? Salı günü cevap verilse kaç televizyon verecek, kaç kişi duyacaktı? O iletişimcilere bunu da sormak gerek!

Canan’a “kıyma” hamleleri sadece bir cana değil, asıl onun temsil ettiği sol değerlere yönelik. Savunulacak olan da sadece bir can değil, o değerlerdir!