Canınız sıkılıyorsa bırakın canınız sıkılsın!
FERİDUN NADİR FERİDUN NADİR
Can sıkıntısı üzerinde bulunduğu cana bağlı olarak pek çok başka kavram gibi devrimci yahut karşıdevrimci olabilir

Suruç’ta o güzel çocukları alçakça parçaladıklarından beri bu cümleyi kendi kendime tekrarlayıp durdum: Canım çok sıkkın. Kuracak cümlem yok. O kadar yani. Madem canım bu kadar sıkkın, can sıkıntısı yazayım. Can sıkıntısı üzerinde bulunduğu cana bağlı olarak pek çok başka kavram gibi devrimci yahut karşıdevrimci olabilir.

Can sıkıntısı ve acı
Böyle konularda adet olduğu üzere Schopenhauer’a başvuralım. Demiş ki “Günlük hayatımız tutkularımız tarafından yönlendirilmediği sürece can sıkıcı ve yavan olmaya mahkûmdur.”

Günümüze uyarlayarak tefsir edersek: “AVM’de sosyalleşip, survivor seyrederek kültürlenip, bitmeyen dizilerle eğlenir, müdür olmaya çalışırken öğrenirsen sıkıntıdan çatlarsın.”

Schopenhauer üzerinden gidip hayatı can sıkıntısı ile acı arasında tartışmamak için felsefeden psikolojiye ışınlanalım.

Can sıkıntısı ve yaratıcılık
Bütün duygular bir işe yaramıyor mu? Üzülünce ders alırız, korkunca önlem. Canımız sıkılınca da merak ediyoruz nitekim.

BBC Dergi’den öğrendiğime göre Kanada’daki York Üniversitesi’nden John Eastwood bu konuya ilgi duyan ilk sosyal bilimcilerden. Eastwood’un araştırmaları can sıkıntısına kapılmış insanları ikiye ayırıyor:

Birinci grupta meraklı insanlar var. Bu insanlar sürekli yeni bir şeyler yaşamak istedikleri için dikkatlerini verili koşullarda canlı tutamıyorlar. Bir deneyde gönüllü denekler boş bir odada 15 dakika tek başına bırakılmış, bu sırada yapabilecekleri tek şeyin bir ipi çekerek ayak bileklerine elektrik şoku verme olduğu söylenmiş. Deneklerin çoğunun can sıkıntısını gidermek için bu yola başvurduğu görülmüş. Yani bu kısacık zamanda dahi “hiç bir şey olmamasındansa acıyı deneyimlemek istemek” pek çok insanın fıtratında var.

Can sıkıntısı ve rakı
Eğer ki can sıkıntısını tıpkı üzülmek, sevinmek, korkmak gibi hayatın bir parçası olarak kabullenmiş meraklı birisiyseniz çilingir sizin için sohbet etme, muhabbet yükseltme alanıdır.

Dolayısıyla tipik bir akşamcı için can sıkıntısı merakla beraber hareket eden, merakı tetikleyen bir durumdur. Faydalıdır. Tipik bir akşamcı “yapacak başka bir şey bulamadığı için” başka bir deyişle “öbür türlü canı sıkıldığı için” içmez. Rind olduğu için içer.

Can sıkıntısı ve alkolik
Güvenlik peşinde koşan, bu uğurda hiç bir şeyi denemeyen ve önündekine rıza gösteren insan, -ki buna muhafazakâr da diyebiliriz, tipik bir “aman aman bir tatsızlık çıkmasın da” diyen birisidir. Tatsızlık korkusuyla bütün tatlıları kaçıran bu ekibi Eastwood ikinci gruba alıyor: Dış dünya onlar için ürkütücüdür; kendilerini rahat hissettikleri alanın dışına çıkmak istemezler. Bu insanlar “acıya karşı aşırı duyarlılıkları nedeniyle kendi köşelerine çekilirler”. Ancak bu durum rahatlık sağlasa da bu aşırı güvenli durum onları her zaman tatmin etmez ve kronik can sıkıntısı başlar. Burada ise kendine zarar vermeye yatkınlık hali doğar: sigara, aşırı alkol, uyuşturucu vb. yönelme hali. Güney Afrikalı gençler arasında yapılan bir araştırma bu maddeleri kullanmalarında en büyük etkenin can sıkıntısı olduğunu doğrulamıştır. Ayrıca bunlardan belki daha az zararlı görünmekle beraber, sıkıntıdan yeme gibi bir olgu da vardır.

Bulaşık yıkarken canı sıkılmak
Fonda müzik çalar, adam bulaşık yıkıyordur. “Bu müzik ne?” “Ses olsun işte, can sıkıntısı”. Olmaz öyle. Madem öyle, bulaşık yıkarken koy aslanlar gibi Wagner’den Parsifal, aç sesini sonuna kadar, bütün detaylara hakim olmaya çalış. Hem Hitler’i (en sevdiği opera) hem Nietzche’yi (en sevmediği opera) hem Altın Kase’yi (bütün her şey onun için) anlamaya çalış. Bak can sıkıntın işe yaradı. Hem bulaşık yıkarken niye canın sıkılır ki be adam?

Yahut elinde uzaktan kumanda kanal kanal seken insan. Yahu hepsinde aynı şey var işte kendini nerede gezdiriyorsun? Yazık değil mi bünyene bombardıman ediyorsun?

Can sıkıntısını gidermek
Çağımızın en büyük ruhsal bozukluğu can sıkıntısını giderme yöntemleri olabilir. Maalesef uyaran arttırarak can sıkıntısı gideriyor pek çok insan. Açıyor tableti akıllı telefonu oradan oraya. Hop Ahmet’e laf at, Aysel’in yemeğini beğen, Nuri’yle kavga et, Yiyit Bulut’a sinirlenirken kedi videolarıyla eğlen. Bu nedir yahu? Tabakhaneye gayta mı yetiştiriyorsunuz?

Can sıkıntısını bu şekilde gidermeye çalışan insanların bulaşık yıkarken bile canlarının sıkılır hale geldiğini görmüyor musunuz?

Bırakın canınız sıkılsın
“Çocuklarımın yaratıcılık özelliklerinin gelişmesi için canlarının sıkılmasına izin veriyorum,” demiş konuya kafayı takmış bilim adamlarından Sandi Mann.

Yukarıda andığımız Eastwood da dönüp dolaşıp konuyu Schopenhauer’a bağlamış. Yine BBC Dergi’ye göre Mann, anı kurtarmak yerine daha uzun erimli sorunlara kafa yormanın daha akıllıca olacağına inanıyor. Örneğin, insana hayatın daha büyük anlamları olduğunu hissetmelerini sağlayacak şekilde yaklaşıldığında daha az sıkıldıkları görülmüş.

Acı dolu can sıkıntısı
Bir de çektiği acıdan, çaresizlik hissinden dolayı girilmiş melankolik, matemle karışık, zaten mücadeleye takatiniz olmayacak bir can sıkıntısı var. İşte memleketin vicdan sahibi kısmı tam olarak bunun içinde.

Şununla bitirelim: “Bu çocuklar oraya oyuncak götürüyorlardı.” lafı, romantik ve etkileyici elbette. Tıpkı Berkin’in ekmek almaya gidiyor olması gibi. Lakin çok önemsiz. Bu çocuklar oraya silah da götürüyor olabilirlerdi. Nihai olarak IŞİD barbarlarıyla savaşmak için götüreceklerdi o silahları. Keza Berkin de ekmek almıyor polise taş atıyor olabilirdi. Ne fark ederdi?

PR açısından çok şey fark eder hiç kuşkusuz. Analitik olarak hiç bir şey fark etmez. Oyuncak oradaki çocuklar oynasın diye. Silah da evini korumak için, o çocuklar hayatta kalabilsin diye. Yaşamak, içinde başka hiç bir şey yoksa çok anlamlı olmayabilir bir çocuk için. Ama oynayabilmek için asgari gerekliliktir.
Kalbim Suruç’ta.