Cannes’da son günler
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY
Festivalin son günlerinde programda büyük isimler pek kalmadı. Önceki filmlerini beğendiğimiz Amerikalı Andrew Dominik’in “Killing them softly-Usulca öldürmek” Brad Pitt’e ve iyi bir oyuncu kadrosuna rağmen çok yavan bir polisiye. Filmin son sahnesinde Brad Pitt’e “Amerika bir ülke değil. Hepimiz burada tek başımızayız. Burası ülke değil, işyeri” dedirtmek için Dominik’in iki saat boyunca bizi sıkıntıya gark etmeye ihtiyacı yoktu.

 

 

 

 

 

 

SALLES VASAT, CARAX EĞLENCELİ

Karizmatik ve medyatik olmak dışında vasat filmlerin üzerinde bir şey çıkartamayan Brezilyalı Walter Salles’i en büyüklerin içine koymakta hep zorlandık. Bu yıl seçkide yer alan Jack Kerouac’ın kült kitabı “On the Road-Yolda”nın beyazperdeye uyarlamasıyla karşımızda. Bu kitabın yıllar önce Marlon Brando’nun başrolü oynayacağı bir versiyonu tasarlanmış. 1969 yılında kitabın tüm haklarını satın alan Francis Ford Coppola, Salles’in Che Guevara’nın gençliğini anlattığı bir diğer “road movie”de beğenip, projeyi teklif etmiş. Yani fikir Salles’in değil ve belki de bu yüzden Salles, William Burroughs ve Allan Ginsberg ile birlikte “Beat generation”u yaratan Kerouac’ın başeserini ne yazık ki içinde sadece seks ve uyuşturucu/alkol olan basit bir yol filmine indirgemiş. Salles yine de görsel olarak daha olgun bir eser çıkartmış. Mükemmel bir dekor ve kostüm tasararımının arkasında büyük bütçeli bir film olduğu da hissediliyor. Filmin bizde bıraktığı intiba ise Salles’in Hollywood’a transferinin habercisi olması...

1991 yılında “Pont Neuf Aşıkları” ile şapkamızı uçuran Léos Carax’ın resmi seçkiye alınması şaşırtmıştı. “Holy Motors” adlı fanteziyi seçenler çok iyi etmişler, zira festivalin en özgün, mizahı en güçlü ve dünyaya bakışı en farklı filmi olmuş. Filmin adı Hollywood’a gönderme. İlk sahnesinde yönetmenin kendinin oynadığı bir adam, tahtayı delip bir dehlize, yaşam ormanına giriyor (Wood=tahta). Carax’ın filmi ya nefret uyandırır, ya sevilir. Biz sevenlerdeniz. İki saat boyunca güldüren, çok güzel ve estetik sahneler içeren, yönetmenin kendi eserine geri dönüp baktığı keyifli, deli, tuhaf bir film olmuş. Sıradışı oyuncu Denis Lavant’ın oynadığı ve yuvasını arayan Mösyö Oscar’ın, onbir ayrı kıyafet ve kişilik değiştirdikten sonra döndüğü ev çok çarpıcı bir son olmuş.

Geriye kaldı Reigadas, Daniels, Cronenberg, Loznitsa, Nichols ve Im Sang-Soo... bizi izlemeye devam edin!