Çarşambayı değil, Türkiye’yi sel aldı!
MERYEM KORAY MERYEM KORAY

Şu son bir kaç yıldır yaşadıklarımızı, baskın bir sele uğramış, bu sel altında sürüklenip duran bir ülkeye benzetmek abartı olmaz. Ülke şaşkın ama seçimle gelenler milli irade deyip ülkenin tüm rejim ve düzenini kendi iradelerine tabi kılmaya çalışmaktan ve hedefleri uğruna sakınma ve duraksamalara da yer olmadığından, düzeni ve kurumları ile ülkeyi kaosa sürüklemekten kaçınmıyorlar.

Örneğin Kürt illerinde olanlar hepimiz için bir kaos ve yıkım! Bugün yıkılanın, kaç yıl sonra yeniden baş kaldıracağını bilemiyoruz ama olacak bu! Buna karşın, ölen canlara, yıkılmış kentlere, perişan insanlara bakıp, bunun başka bir yolu olmalıydı diye düşünmeye bile izin yok! Hükümet’e bunca can, bunca yıkıma mal olmadan bir çözüm bulmak göreviniz ve sorumluluğunuzdu demek ise, terörist sayılmak için yetmekte.

Oysa, bu davanın terörden ibaret olmadığı ve bugünkü yıkımın yarınki terörü doğuracağını görmemek mümkün değil. Ortadoğu’da değişen dengeler içinde, sorunun da, beklentilerin de değişeceğini de hesaba katmakta yarar var.
Öte yandan şu son olayla iyice açığa çıkan hukukun yıkımı!! Can Dündar ve Onur Erdem’in hak ihlali nedeniyle tahliyesine karar veren AYM kararı üzerine Cumhurbaşkanı’nın söyledikleri ve bunun üzerine yapılan ibretlik yorumlar!
Konu üzerine çok konuşuldu; tekrar etmeyeyim. Bu anayasal düzen içinde seçilmiş, bunu koruyacağı üzerine yemin etmiş bir Cumhurbaşkanının bu düzeni tanımaması ve sanki “başkanlık” sistemine geçilmiş gibi davranmasının hukuki ve siyasal anlamı, tartışılamayacak kadar açık.

Biz, zavallılar, hukuk dışına çıkmayalım, kurallara uyalım diye çırpınırken, devletin başı hukuk ve düzeni tanımazdan gelebiliyor! Gelebiliyor; çünkü, kendisini anayasal düzen, kurum ve değerlerin ötesinde konumlayıp, bunlara tabi değil, bunları kendine tabi etmek peşinde. Biz de buna, hala “anayasal devlet” diyeceğiz!
Yandaş ve candaşları ise, tetikçi gibiler maşallah! Onun söylediklerini nasıl haklı ve güçlü kılarım derdiyle kendilerini paralarken, yaptıklarının herkes için hukuk tanımamaya davetiye çıkarmak gibi bir anlamı olduğunu unutuyorlar. Bir zamanlar hak ve hukuktan söz ederlerdi, şimdi demokrasi gibi, hukuku da kendilerine göre tanımlıyorlar.
Bu anlamda, Mine Söğüt’ün Cumhuriyet’te “Cumhurbaşkanı kadar anarşist olamadım ya” başlıklı yazısı var ki, okunmaya değer.
Özetle, kavramlar, kurumlar var ama ne demeye geldiklerini artık bilemez olduk! Örneğin parlamenter demokrasi var ama birileri çıkıp Cumhurbaşkanı hem devlet hem Hükümet başkanıdır deyiveriyor! Hükümet’ten ses yok! Örneğin laiklik var ama çoktandır en büyük meselemiz “dindar” nesil yetiştirmek! Artık müfredatları değiştirmeye sıra gelmiş durumda! Örneğin, hak ve özgürlükler var ama Cumhurbaşkanı’na yan baksan hakaretten içeri atılıyorsun! Ya da, barış isteyip Hükümet politikalarını eleştirdin diye, “teröre” destekten tutuklandığın da oluyor; şu anda birçok akademisyenin başına geldiği gibi işinden de atılabiliyorsun!
Kısacası, “deli gömleği” giydirilmiş gibi çırpınıp duruyoruz!

Ancak eleştirmek yetmez; asıl ne yapılacağını konuşmak önemli.
O nedenle, bu koşullarda, herkesin dönüp baktığı yer muhalefet partileri... Yıkıma, kaosa karşı umut olmak adına ne yapıyorlar diye bakmamak mümkün mü? Ne yazık ki, siyasal muhalefet, sele karşı kum çuvalları dizmek gibi, bu düzen ve hukuk tanımazlıklara karşı eleştiri üzerine eleştiri dizmekten öteye gidememekte. Başkanlık niyetlerinin, en büyük kozu da burada!
Parlamentoda konuşuyorlar! Hele gurup toplantıları tam bir “iç dökme” yeri ki, en vurucu lafı söyleyen kazanıyor! Manşetlere çıktın mı, yeter!
Sanki milletvekili değil de köşe yazarıymış gibi, kendini yazıya vurmuş olanlar da var! İyi de, eleştiri yazmak için değil, eleştirdiklerine karşı politika yapmak, yani “eylemek” için seçildiklerini düşünmemek mümkün mü? Politika üretemiyorsan, politika üretmek için destek üretmek görevin değil mi?

Bir de, eleştirilerini yapıp görevlerini yerine getirdikten sonra parlamenter düzen varmış gibi devam etmeleri var ki, asıl umutsuzluk kapısı orada! Örneğin anayasal düzeni ve hukuku tanımayan bir iktidarla “yeni anayasa” diye bir şeyi tartışmak üzere komisyon kuruyorlar! Yahu, bugüne kadar hangi komisyonda muhalif görüşler ve eleştirilerin dikkate alındığı görüldü! Buna karşı, yani sel gibi taşıp gürleyen bu baskın irade ve tutuma karşı, parlamenter düzen içinde kullanacağınız daha etkin araçlar ve yollar yok mu?
Görmeleri gerekir ki, bu gidişle daha büyük bir kaos bizi bekliyor. Örneğin “başkancı” sisteme biat etmeyecekleri, hukuktan, laiklikten, hak ve özgürlüklerden yana olanları bekleyen neler? Toplumun yarısına yakınının hapse atılması mı?
Yine görmeleri gerekir ki, işçilerin örgütsel tutuklukla ve koltuk derdiyle kıvranan sendikaların önüne geçmesi gibi, toplumsal muhalefet de siyasal muhalefete yön gösteriyor. İktidarın çok işine gelen şu “ölü toprağını” üzerinizden atıp, şu deli gömleğini toplumdan çıkarmak için daha ne bekliyorsunuz!
90 yıllık parantezi kapatmalarına az kaldı!