Cebir, hile ve yolsuzlukla gelen istismar
27.11.2016 09:41 BİRGÜN PAZAR
Siyasal İslam tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Bugün Siyasal İslam denince akla 4 yaşında tesettürlü kız çocuklarına canlı yayında şeriat propagandası yaptıran, 6 yaşında kız çocuklarıyla evlenme fetvaları veren ürkütücü din adamları ve buna benzer örnekler geliyor

ZEYNEP ALTIOK AKATLI - CHP Genel Başkan Yardımcısı, İzmir Milletvekili

Artık her yeni güne “bugün iktidarın hangi utanç verici uygulaması, hangi insan hakkı ihlali ile başlayacağız?” sorusuyla uyanıyoruz. Uyanıyoruz diyorum zira çağdaş ülkelerde bir yılda olmayacak işler bizde bir güne her biri öncekinin önemini sarsan şekilde önümüze geliyor. Yarım saat sosyal medyaya bakmasanız ülke gündeminden yıllarca kopmuş kadar şaşırabilirsiniz. Ya da daha kötüsü şaşırmazsınız! Her gün artık daha beteri olamaz dediğimizin ardından daha berbat, daha yüz kızartıcı bir olay, dava, karar, yasak, engelleme ya da yasa teklifiyle karşılaşıyoruz. Dün Adana’da patlama, Fırat Kalkanı çerçevesinde askerlerimize saldırı, Avrupa Parlamentosu’nun müzakerelerinin durdurulması kararı, doların tavan yapması ve Ahmet Türk’ün tutuklanması derken gölgede kalıp kayıtlara geçemeyen sayısız taciz, istismar, kriz ile geçti.

AKP iktidara geldiği günden beri hatta bir siyasal düşünce olarak çok daha öncesinden son derece kapalı, gerici bir çemberin içinde hareket ediyor. Yolsuzluk üzerinden yükselen bir belediye başkanının geldiği nokta Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük hırsızlık iddiasına erişti. Başka yerde onda biri şüphe gündeme gelse istifa sebebi olacak ses kayıtları, görüntüleri, belgeleriyle apaçık ortada büyük bir yolsuzluk, hırsızlık dosyası gözlerimizin önünde kapatıldı. Biz utandık, onlar utanmadı. Mahkeme başkanlarını değiştirdiler, HSYK üyelerini değiştirdiler, savcıları değiştirdiler birden bire kapandı gitti dosya. Meclis’e taşıdık hiç yüzleri kızarmadan ‘arkadaşlarını’ Yüce Divan’dan kaçıran oylamayı gerçekleştirdiler, bizim yüzümüz kızardı.
Deniz Feneri dedikleri dernekler aracılığıyla din üzerinden mazlumlara yardım kılıfında milyonlarca liralık ‘bağış’ kaçırdılar. Uluslararası hukuk önünde binbir rezillikle yolsuzluğu ortaya çıkaranları cezalandırdılar. Vicdanları sızlamadı, arkasına saklandıkları ‘dini’ duyguları dahi incinmedi.


cebir-hile-ve-yolsuzlukla-gelen-istismar-214442-1.Ensar Vakfı’nın öyle bir ‘önüne yattılar’ ki anlatılmaz. Topyekün teyakkuza geçtiler. Canlı yayın ekranlarında milyonların gözlerinin içine bakarak evlerinde, yurtlarında küçücük çocuklara tecavüz edilmiş İslamcı bir vakfı savundular. Ülkede infial oldu, zerre kadar utanmadılar. Onlar ki küçücük çocuğa tecavüz etmiş, yargılanmış, mahkum olmuş “ağabey” gördükleri köşe yazarına da bu şekilde sarılmışlardı. Pozantı’yı hatırlayın. Mahpus çocuklara işkence yapıldı o karanlık cezaevinde, tecavüz edildi küçücük çocuklara. Cezaevi yetkililerinden kimse ceza almadı, aksine terfi ettiler. Müdür oldular. Çocukları da Sincan’a sürdüler. Devlet güvencesinde olan el kadar çocuklara tecavüz edildi, işkence yapıldı, bir kişi de çıkıp erdemli bir davranışta bulunmadı. Haberler karşısında vicdanlı, inançlı insanlar utançtan yerin dibine girdi, iktidardan kimse hicap duymadı. Değil bir adım atmak kınamadı bile.

Siyasal İslam tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşıyor. Bu kriz İslamcıların iktidarında kadınlara ve çocuklara yönelik taciz ve tecavüz patlamasından net biçimde görülebiliyor. Bugün Siyasal İslam denince akla; 4 yaşında tesettürlü kız çocuklarına canlı yayında şeriat propagandası yaptıran, 6 yaşında kız çocuklarıyla evlenme fetvaları veren ürkütücü din adamları, “Siz 8 yaşındaki kızınızın evlenmesine izin verir misiniz?” sorusuna “Aynı evde flörte neden bir şey demiyorsunuz?” sorusuyla yanıt veren rezil bir parlamenter temsiliyet, çocuk istismarı karşısında “bir kereden bir şey olmaz» diyen «Aile» Bakanı, “babanın öz kızına şehvet duyması haram değil” fetvası veren bir Diyanet İşleri Başkanlığı, 12 yaşında alıkonulmuş kız çocuğu için “Küçüğün rızası” diyebilen yüz kızartıcı bir Adalet Bakanlığı geliyor. Biz utanıyoruz, ülke utanıyor, yabancı basına düşüyor yabancı basın utanıyor, açık oylama istediğimizde buna ortak olmak istemeyen kimi milletvekilleri utanıyor ama bu siyasal hareket ve bunun yürütücüleri utanmıyor. Çarşaf çarşaf gazeteleri, ekranlara taşıdıkları sapkın zihniyetli “yorumcuları” utanmıyor. “Ilımlı İslam” diye batı dünyasına yutturmak için getirdikleri düzen düpedüz kadın ve çocuğa yaşam hakkı tanımayan, fıtrat eşitsizliğine bağlı ayrımcılığı “kutsal” gören şeriat aklı. Bu akıl cebir, hile ve şiddet içermeyen “ılımlı tecavüz!” zırvalığı kisvesinde erkeğe islam kalkışlı sonsuz özgürlükler getiren kanunlara dönüştürülmeye çalışılıyor. “Küçüğün rızası” ile gerçekleşen birliktelik meşru kılınarak yeni tecavüzlerin önü açılıyor.

Utanma duygusunu bu denli yitirmiş bir iktidarla karşı karşıyayız işte. Ülkede çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı son 10 yılda yaklaşık 3 kat artmış, istismar dava sayısı 2005’te 5 bin 370 iken 2015’te 16 bin 957 olmuş, son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu evlendirilmiş, son 5 yılda 15 yaş altında 2843, 15 - 17 yaşları arasında 139 bin 465 kız çocuğu doğum yapmış, kimin umurunda? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nı ortalarda gören var mı? En son “adam gibi ölmeyi” savunuyordu köşe başlarında. Muhtemelen bu güncel tartışmalar sürerken de kolu koparılmış, köpeklerin önüne atılmış, sosyolog olarak bakanlığında görev yapan Veli Saçılık’ın ihraç dosyasının hazırlanmasıyla ilgileniyordu. Biz kahroluyoruz onlar hiçbir şey yokmuş gibi davranmaya devam ediyor. Sadece 2015 yılında 36 bin kız çocuğu örgün eğitimden ayrıldı. Bunların bir kısmı hafızlık kurslarına devam ederken bir kısmı da açık liseye kaydoldu. Okul çağında olan, arkadaşlarıyla beraber sıralarında olması gereken kız çocukları son derece planlı, programlı bir biçimde yukarıdaki istatistiklere acıyla, kederle konu oldu ve gitti. Bunu “batı medeniyeti” yapmadı, bunu “laikler” yapmadı, bunu “muhafazakar demokratların” iktidarı yaptı.

Fethullah Gülen Cemaati’yle milli mutabakat yıllarında hasta yatağında Türkan Saylan’ı hedef gösterip ölümüne yol açanlar Türkan Saylan’ın saçının teli olamaz. Türkçeyi de katlederek “Laikçi” teyzeler diye kendilerince bir aşağılama ifadesi ile kodladıkları o kadınlar bu ülkenin her karış toprağından binlerce kardelen yetiştirdiler. Onların türlü zorluklarla okuttuğu kız çocukları bugün doktor, öğretmen, mühendis oldular. Onlara hasta yataklarında ölümü reva görenler ise bugün okul sıralarında olması gereken çocuklara tecavüz eden, bebek yaştakilerin saç telinden tahrik olup zorla alıkoyan insanları hapisten kurtarmak için kendilerini paralıyorlar. Bugüne kadar tecavüzcülere yönelik “iyi hal indirimleri”, kadının kahkahası, giyimi sebep gösterilerek verilen “haklı tahrik indirimleri” yetmiyor. Tacizcisi salıverildiği, cezalandırılmadığı için canına kıyan kadınların çocukların hakkı değil, tecavüzcülerin hakkı korunuyor. Tecavüz embriyolarının yaşam hakkı “tecavüze uğradıysa çocuk değil anası ölsün” diyebilen siyasetçilere emanet! Kendilerinin durumu malum ama bu ülkenin utanma sınırlarını zorluyorlar. Kendilerinin durumu malum ama bu ülkenin kadınlarının sabrını zorluyorlar.

İktidarın kadın bedeni ve cinsiyet rolleri üzerinden toplumu muhafazakarlaştırma ve aileyi koruma politikalarının gideceği yerin tacizcilerin, tecavüzcülerin kurtarılması olacağı çok belliydi. Cinsiyet eşitsizliğini besleyen zemin üzerine yeniden kurgulanan aile odaklı, kadının kimliğini yok sayan, muhafazakâr sosyal politikaların tacizi, tecavüzü, şiddeti doğuracağını görememek için ateşli bir havuz gazetecisi olmak yeterli. Kadın ve Adalet Zirvesi’nde konuşan Erdoğan’ın “Kadın-erkek fıtratı gereği eşit değildir”, Bülent Arınç’ın “topluluk içinde kahkaha ile gülmek iffetsizliktir”, TRT ekranlarından tüm Türkiye’ye duyurulan “hamile kadının sokakta dolaşması uygun değildir” fetvası ve bunlar gibi onlarca, yüzlerce ifadenin kendilerine benzer sosyal dokuda bulacağı karşılığın taciz, tecavüz, şiddet olduğunu anlamak pek de zor değil. AKP iktidarında kadın cinayetleri yüzde 1400 arttı. Son 11 ayda 236 kadın erkekler tarafından öldürüldü. 71 kadın tecavüze uğradı, 368 kız çocuğu cinsel istismara maruz kaldı. Kadınların yüzde 22’si boşanmak veya ayrılmak istedikleri ya da barışmayı reddettikleri için öldürüldü. 368 kız çocuğuna yönelik cinsel istismar olayında faillerin sadece 126’sı tutuklandı. 18 erkek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. 3 öğretmen sadece açığa alındı, bir imam hatip öğretmeni başka bir okula atandı. Bir müdür yardımcısının tacizi okul yönetimi tarafından adli makamlara dahi bildirilmedi ve bunlar sadece medyaya yansıyanlar.

17 Kasım 2016 gecesi Meclis’te yolsuzluklardan, “cebir, hile ve şiddetten” feyz alanların her zamanki aldatmaya dayalı tutumlarının son örneği yaşandı. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda üç partinin uzlaşısıyla görüşülen 48 maddenin bitimiyle birlikte son dakikada hileyle getirdikleri “ahlaksız teklife” karşı son dakikaya kadar mücadele verdik. CHP kararlı ve sert tutumuna destek veren MHP’nin de katkısıyla yasanın tümü oylamadan geçemedi. Ardından kararlı tavrımıza STK’lar ve tüm vicdanlı insanların verdiği destek ile büyüyen dayanışma bir geri adım getirmiştir. Utanmadan hâlâ insanların aklıyla alay eder gibi mağdurun rızasından söz eden zavallı açıklamalar, ‘siyasilerin, protokolün, savcının katıldığı, kaymakamın altın taktığı’ nikahsız düğün örneği verilerek mağduriyet tanımları yapılması bizi bu işin arkasında yine devlete ya da RTE’ye yakın bir tarikat liderinin, şeyhinin olduğu ve korunmaya çalışıldığı şeklinde haklı bir kaygıya düşürüyor. Buna ilişkin basına da yansıyarak somutlaşan bilgiler var. Gerçeklerin ortaya çıkması için bu konunun takipçisi olacağız elbet. Ancak burada hangi saikle kimin korunduğundan önemlisi Siyasi İslam ideolojisinin tutarlı ve kararlı şekilde kadın ve çocuğu hedef alan yaptırımları en temel kaygımızdır. Özünde bu iktidarın bize getirdiği İslamcılık sosuyla bezeli, kadının ve kız çocuğunun hakkının, hukukunun, bedeninin ayaklar altına alınıp çiğnendiği yüz kızartıcı bir taciz, tecavüz, şiddet Türkiye’si. Bizim böyle bir Türkiye’yi kabul etmemiz söz konusu değil. “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.” *Bu ülkenin kadınları tacize, tecavüze, şiddete rıza üreten, tecavüzcüleri aklayan bu ilkel zihniyetle hesaplaşacak ve bıraktıkları bu büyük utancı söküp atacak.

Bu yasa karşısında toplumun tüm kesimlerinde ortaklaşan tepki ve dayanışma baskı ve şiddete dayalı tek adam zulmünün sonunu getirecek. Aydınlanma bu bilinçle kalıcı ve sürekli olacak.
*Mustafa Kemal Atatürk