Cehennemin dibinden...
BARIŞ İNCE BARIŞ İNCE
Hükümet olacak, koalisyon olacak, başkan olacak… Ot olacak bok olacak... Geçiniz efendim geçiniz… Sait Hoca ne demişti? Net olunacak! Başkan yaptırsak ne, yaptırmasak ne? “Yok başka bir cehennem yaşıyorsun işte…”

“Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü. Bu yüzden de kaybedenlerden oldu. Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (katil kardeş) “yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim” dedi ve ettiğine yananlardan oldu.” Maide Suresi 31. ayet…

Min en nâdimîne… Ettiğine yananlardan oldu…

Kardeşin kardeşi vurması ve ettiğine yananlardan olması… Ucu ilk insana kadar gittiyse, kardeşi kardeşe kırdıranın soyu nereye kadar gider? Ettiğine hiç de yanmayanların hatta hiç bile umursamayanların soyu! Ki onlar nereye kadar gider? Bir karganın gör dediğini göremeyen zalimlerin başı sonu, kıçı başı ve bilcümle kendini aklama çabaları nereye kadar gider? Hepsi tamam diyelim, hikayeleri yazanların ve bizi hikayelerin içerisinde figüran yapanların sonu nereye gider?

“Ellerine bulaşmış kara incirin sütü ve kardeşinin kanı Habil ile Kabil’in. Yaşıyorsun sarışın onurlu ve aşık karasevdalar içinde aydınlık” diyor şair... Yaşıyoruz evet… Bir tarafta utanmadan bize Habil ve Kabil diyen birilerinin yarattığı düzende yaşıyoruz… Öte tarafta hiçbir şey olmamış gibi gülüyoruz, bağırıyoruz, aşık oluyoruz ya da ufacık şeylere darılıyoruz. Bir yanda her gün Adem gibi toprağın tüm renklerinden ana kuzuları kefenlerde anadan üryan… Bir yanda gecekondu, bir yanda saray, şehrin ışıkları, çınlayan kahkaha, kimsenin yazmadığı tuluat, akıp giden bir hayat… Ve biz “yaşıyoruz işte”…

“Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.” İnsan Suresi, 2. ayet….

İyi deneme… İyi denendik harbiden de… İyi de ne işiten var ne de gören… Üstelik biziz hep denenen…. Daha kötüsünü gösterenlerle az iyiye şükredenler arasındaki çıldırtan denge… Bundan daha beteri var mı ey gösterenler? Bir damla suyun karmaşası değildir yaşadığımız! Susup oturanların süzme rezil temaşasıdır yaşadığımız…
Hükümet olacak, koalisyon olacak, başkan olacak, ot olacak bok olacak… Geçiniz efendim geçiniz… Elinde cigarasıyla gaz bombaları arasında bacak bacak üstüne atmış zafer işareti yapan tepeden tırnağa karizma Sait Hoca ne demişti? Net olunacak! Başkan yaptırsak ne, yaptırmasak ne? Yeter ulan! “Yok başka bir cehennem yaşıyorsun işte…”

“Cehennemin yedi kapısı vardır ki, her birinin içinde ateşten yetmiş bin dağ vardır. Her dağda ateşten yetmiş bin vadi vardır.”

Belki de o vadi içinde saraylar vardır… Kim bilir kaç tane de odası vardır? O odalarda ne kumpaslar vardır. Her türlü yozluk, ahlaksızlık, para pul için Allah’a şirk koşma vardır. Bir de ötede susup oturanlar, izleyenler, bizden görünüp için için gülenler vardır. Topyekun reddedemeyen, rahatını bozmaktan imtina eden, iblislerle uzlaşan ve en sonunda çözülenler vardır. Saraylardan oda kapan dönekler, sofralarında oturan düşkünler vardır. Direnenleri küçümseyen, kendinden başka kimseyi hiçbir zaman sevemeyecek vicdan satıcıları vardır. Televizyonlarda, dandirik sitelerde uzlaşma akılları veren, reel siyaset ganimetçisi parizyen teyzeler vardır. Hiç kimse olanlar ama herkes adına konuşanlar vardır. Aslında içlerinde “zehir ve zakkum emsali bin türlü azap” vardır.

Direnin derler sonra vazgeçerler… Yazılarında ağlatırlar sonra haydi şimdi gülmenizi istiyorum, gülün derler… Hesap soralım derler üç gün sonra aman yumuşayın, uzlaşın derler… Ülkeyi hükümetsiz bırakmayalım derler, solu solculara bırakmayalım derler, isyanı halka bırakmayalım derler… Derler Allah derler… Siz kimsiniz bizim adımıza konuşursunuz ey gafiller? “Ayağa kalkın” demeyeceksiniz bundan sonra, “kalkalım” diyeceksiniz bin yüzlü kristaller… Bizim adımıza konuşmayacaksınız artık yeter…

“O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz” Mü’minun Suresi, 78. ayet…

Gözümüzle görüyoruz, kulağımızla duyuyoruz. Zalimin zulmünü, sahnelenen oyunu biliyoruz. Susuyor ve oturuyoruz. Belki de daha kötüsüne şükrediyoruz. Çıldırtan denge… Bize yazılanı ezberliyor, dışına çıkmıyoruz. Azabın büyüğü işte… Peki ya şu sözler? Allah bize kulak vermişti hani? Sağır mıyız biz lan? Buna da mı şükür yoksa: “Kardeşi kardeşe kırdırıyor. Genç kardeşimi gönderdim, cesedini alıyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bunu bilsin. Ben bunu bu yaşa getirene kadar ne çektim biliyor mu? Allah’tan hiç mi korkmuyor bu genci buraya yatırdı. Kardeşi kardeşe kırdırıyor.”

Cehennemde kara yüzlü, gök gözlü zebani melekleri vardır ki, cümlesi sağırdır ve onlarda merhamet duygusu yaratılmamıştır…

(Yok Başka Bir Cehennem şiirinin yazarı Madımak’ta katledilen Behçet Aysan’a, Sait Hoca’ya, inanan ya da inanmayan, ülkeyi cennet yapmak için bedenini koyan arkadaşlarımıza, saygıyla...)