Çekiçlerin kırılacağı gün...
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Bu haftanın bence en kötü gelişmesi, android cihazlar için üretilen Usta Dayağı adlı oyundu. “Erdoğan 15 Temmuz Darbecilerine Karşı” alt başlığıyla piyasaya sürülen bu yazılımda kahraman RTE, düşman listesinden seçeceğiniz FETÖcüleri, dünya liderlerini veya Çapulcuları dövüyor. Çapulcular da Berkin Elvan, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça…

Oyunu yapan kişi o kadar basiretsiz, o kadar cahil ve gözü dönmüş ki, ‘usta’ diye hitap ettiği idolüne 14 yaşındayken öldürülmüş bir çocuğu, OHAL rejiminin haksızlığına açlık greviyle direnen iki eğitimciyi dövdürüyor… Ne müthiş bir kahramanlık anlayışı!

14 yaşında bir çocuğun ölümüne, annesinin miting meydanlarında yuhalanmasına yol açacak bir ülke inşa etmek büyük alçaklıktır. “Emri ben verdim, ben!” diye bağıran adamın öldürülen çocuğu dövdüğü bir oyun üretmek, daha büyük bir alçaklıktır! Tıpkı bir insanı pusu kurup kalleşçe öldürmenin bir alçaklık, katilin o gün giydiği beyaz bereyi takarak kendince Türklük-Müslümanlık oynamanın daha büyük bir alçaklık olması gibi…

Yaşadığınız ülkeyi böyle en basit insani değerleri kolayca ayaklar altına alabilen cahil ve kötü insanlarla paylaştığınızı, hatta bir sosyalist olarak yeri geldiğinde onların en temel insani hakları için de mücadele ettiğinizi düşününce, kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Böyle hissetmek çok normal, ama enseyi karartmayın, diyalektik böyle işliyor: Bunca kötülük, bunca cehalet, bunca sömürüye karşı mücadele etmeniz lazım ki insanlık tarihi ilerleyebilsin.

Bu haftanın güzel gelişmesiyse, The Shape of Water/Suyun Şekli adlı filmdi. Korku sinemasının Şeytanın Belkemiği (2001) ve Pan’ın Labirenti (2006) gibi az sayıdaki ilerici ürününe imza atmış anti-faşist yönetmen Guillermo del Toro’nun Altın Küre’de En İyi Yönetmen seçilmesini sağlayan The Shape of Water/Suyun Şekli, tam da bu diyalektiği anlatıyor: Bir tarafta TrumpPutingiller (Sam Amca’nın acımasız, ırkçı, zenofobik, homofobik, itaatkar ve sorgusuz itaat bekleyen, sömürmeyi doğal hak olarak gören bembeyaz çocukları ve Soğuk Savaş’ın buz gibi Rus bürokratları) öbür tarafta azınlıklar, beyaz olmayanlar, yeterince Amerikalı olmayanlar, yeterince Rus olmayanlar, yeterince erkek olmayanlar, yeterince kadın olmayanlar, ezilenler, hor görülenler, aşağılananlar, sömürülenler…

Filmin türü fantezi olabilir ama hikayedeki karanlık dünyayı yaşanabilir hale getirenlerin ‘iktidarın dövdükleri’ olması hiç de fantezi değil; tarihin tüm devrimcileri, isyancılar, tüm İnce Memetler dövülenlerden çıktı. Hem bu ‘efendi-köle diyalektiği’ gibi döngüsel karakterli bir şey değil, en basit nedensellik dizgelerinden beslenen maddi gerçekliğin ta kendisi!

Elindeki tek alet çekiç olanlar -dincilik çekici, ırkçılık çekici, cinsiyetçilik çekici...- tek bildikleri şeyi yapacaklar tabii, sadece vuracaklar. Yaşatmak için yaşayanların bu çekiçleri ortadan kaldırmak için daha yapması gereken çok şey var. Ama her şey bir yana, şimdiye kadar yaptıklarımız ve bundan sonra yapacaklarımız bir yana, sırf onlar gibi zalim, kötü, alçak olmadığımızı, hiçbir zaman mazlumun dövüldüğü oyunlar oynamayacağımızı bilmek bile yeterince güzel ve iyi bir başlangıç noktası...