Cemaat örgütlenmeleri ve devletin fethi
KORKUT BORATAV KORKUT BORATAV
Cemaat-tarikat yapılarının “rejimin gidişatı” üzerindeki etkisi tartışılıyor

Cemaat-tarikat yapılarının “rejimin gidişatı” üzerindeki etkisi tartışılıyor: Bunların Türkiye’deki nüfuzunun artması, sivil toplumun, dolayısıyla demokrasinin genişlemesi anlamına mı gelir? Yoksa, özünde anti-demokratik örgütlenmeler olduğu için ve Orta Çağ’a ait değer sistemlerinin yeni baştan taşıyıcıları olarak toplumsal ve siyasi gericiliği mi beslemektedir?

Bugün bu tartışmaya tek bir kaynağa, Hanefi Avcı’nın Haliç’te Yaşayan Simonlar başlıklı kitabına başvurarak ışık tutmaya çalışacağım. Kitabına, “Önce Devlet, Bugün Cemaat” alt-başlığını koyan Avcı, hem derin devletin, hem de Cemaat’in içinden gelmektedir: Emniyet Teşkilatı’nın üst kademelerinde yer almış; illegal devrimci örgütlenmelerle ve PKK’yle mücadelelerde ön plana çıkmış, istihbarat yöntem ve tekniklerinde uzmanlaşmış bir polistir ve (Bourdieu’nun ifadesiyle) “devletin sağ kolu”nun sadık bir hizmetkârıdır. Öte yandan Cemaat’in bir ürünüdür ve (bir süre için) mensubu da olmuştur.

Bazı gelişmeler, Avcı’nın bu iki özelliğinin uzlaşmasını imkânsız kılmış; Cemaat’in devlet aygıtı içindeki faaliyetlerine karşı çıkmasına yol açmıştır. Kitabının son ikiyüz sayfası bu tepkinin ürünüdür.

***

Hanefi Avcı için Cemaat’in doğrudan doğruya “sivil toplum” içinde örgütlenmesi sorun değildir. O, devlet aygıtının adım adım Cemaat tarafından fethedilmesine karşı tepkilidir. “Fetih” sürecinin dayandığı örgütlenme nedir? Tarikat-cemaat yapılarını demokrasiyi geliştiren sivil toplum filizlenmeleri olarak görenlerin dikkatine sunalım:

“Emniyet, MİT, ordu, medya, yargı, maliye gibi tüm büyük kurumlardan sorumlu bir imam vardır. Her imamın altında o kurumun her biriminde sorumlular mevcuttur… Kurum imamları bir araya gelip ülke genelindeki işleri… değerlendirir… Her kurum imamı ayrıca … Fethullah Hoca’ya bilgi verip oradan talimat alır... Bakanlık ve Genel Müdürlüklere, hatta hükümete alternatif bir yapı kurularak tüm kurumlar yönetilmektedir.” (s.564-5)

Avcı kendi kurumundan örnek veriyor: Emniyet Teşkilatı’nda Cemaat mensubu olan “herkes Ömer kod adlı kişinin (Emniyet dışından bir “imam”ın) denetiminde çalışmakta;… her konuyu temsilcilere, onlar da silsile ile Ömer’e ulaştırmaktadır… İstenen her husus, Ömer’den talimat olarak teşkilatın en alt birimlerine ulaştırılmaktadır. Her kritik birimde cemaatın irtibatı ve sorumlusu yer almıştır… Emniyet’e ait tüm… bilgiler cemaatin arşivine taşınmış[tır];… istendiği an cemaatin isteklerine uygun olarak kullanılmaktadır.” (s.563-4)

Peki, bu yapılaşmanın amacı nedir? Avcı, Cemaat’in devlet kurumlarında örgütlenmesine direnenlerin etkisizleştirilmesine, ortadan kaldırılmasına son zamanlarda öncelik verildiğini gösteriyor:

“Önceden… toplanmış evraklar önce cemaatin imamları tarafından inceleniyor; sonra polisin ve hukukçuların imamları[nın girişimiyle]… bazı savcılar ve polislerin katıldığı toplantılarda plan yapılıyor; ardından adı geçen kişi ve olayları… istihbarat birimi gizlice soruşturmaya, dinleme ve izleme[ye] … başlıyor;… nasıl bir operasyon yapılacağı planlanıyor. Seçilen dokümanlar bir aramada nerede bulunması gerekiyorsa oraya konularak ya da meçhul bir kişi tarafından gönderilmiş gisterilerek ya da… basında haber yapılması sağlanarak meşru hale getiriliyor… Zaman zaman bu bilgiler tahrif edilerek; ekleme ve çıkarmalarla… yaratılan materyaller… aranan mahallere konarak aramada ele geçti işlemi yapılıyor; … savcılıklara teslim edilince hukuki hale [getirilmiş] oluyor.” (s.531, 565)

Dinleme, teknik takip yöntemleri? Daha önce medyadan duyduklarımızı, dinlediklerimizi bir de Avcı’nın ağzından izleyelim: “Kamuoyunda bilinen şahıslar [için] başkaları adına karar alınıp dinleme yapılmaktadır… Telefon numarasını bilmelerine rağmen telefon makinesinin IMEI no.su üzerinden karar alınmaktadır. Hiç kimse bu telefon bu şahsa aitmiş diye kontrol etmemektedir…. Hâkimler çok miktarda isimsiz dinleme kararı vermektedir.” (s.497-8)

Tüm yöntemler meşrudur; insafsızca kullanılmaktadır: “Hedef seçilen kişilerin, … eşleri, çocukları ve yakınlarının… telefon detayları analiz edilecek;… özel ilişkileri belirlenecek. Daha sonra başka isimlerle veya IMEI no.su üzerinden dinleme yapılacak, buluşmaları[nda]… gizli ses ve görüntü kayıt eden… saat, kalem görünümünde,… küçük dinleme sistemleri [kullanılacak]; …ardından bu sesler veya fotoğraflar internet sitelerinde profesyonelce yayınlatılacak… Suç çıkılacağına inanılıyorsa, bu…bilgiler bir ihbar mektubuna [ve]… adli tahkikata dönüştürülecek.” (s.545-6) Kitapta bu uygulamalar ve sonuçları üzerinde ayrıntılı örnekler veriliyor.

Emniyet Teşkilatı’nda bu işlerin odaklandığı iki kritik dairede Cemaat’e direnebilecek görevlilerin (bu arada Avcı’nın) nasıl tasfiye edildiği kitapta ayrıntılarla açıklanmaktadır.

Avcı, bu saptamalarını İstanbul ve Ankara baş savcılarına, Emniyet Genel Müdürlüğüne; İçişleri ve Adalet Bakanlıkları’na sözlü olarak ve ayrıntılı dilekçelerle taşımıştır. Sonuç? Emniyet Genel Müdürü, Avcı’yı çağırıyor: “Müfettişler görevlendirilir ise kontrol edilemeyebilirler, herşeyi araştırabilirler; bundan dolayı bakan dilekçenin iadesini istedi; ben de geri veriyorum.” Adalet Bakanlığı’na verilen dilekçenin seksen gün sonra işleme konulduğunu öğrenen Avcı ekliyor: “Üstelik, …cemaatin Adalet Bakanlığı’ndaki çok önemli elemanlarından biri, Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısıymış.” (s.502-503)

Avcı, Haliç’te Yaşayan Simonlar’ı, bu başvuruların sonuçsuz kalması sonunda kaleme aldığını belirtiyor ve kitabının sonlarında “Cemaatin demirbaşa kayıtlı olmayan, kendine ait özel dinleme ve izleme aletlerinin,… kanunsuz dinleme materyalleri[nin] bulunacağı yerleri de söylüyorum” diyerek Emniyet’in ilgili birimlerini adlarını, adreslerini belirterek açık bir ihbarda daha bulunuyor (s.542, 546) ve hızla Silivri Cezaevi’ni boyluyor.

***

Bu anlatılanlar, aslında yeni şeyler değildir. Tarikat-cemaat örgütlenmeleri üzerindeki araştırmalar, günlük haberler; kamu personelinin gözlemleri, deneyimler sözü geçen “fetih” sürecinin oluşumunu, gelişimini doğrulamaktadır.

Anlaşılması güç olan, Türkiye’deki demokrasi tutkunlarının bir bölümünün, bu “korku filmi senaryosu”nun gerçek hayata taşınması karşısında kayıtsız kalmasıdır.
 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız