alpertasbeyoglu

Cennet’te neden kötülükler olur?

Yazar Sezgin Kaymaz yeni romanı Nefha’yı Kırmızı Kedi Yayınevi etiketiyle geçtiğimiz günlerde okurlarıyla buluşturdu. Bu Sezgin Kaymaz’ın 20 yıla sığdırdığı 15. kitabı. Öykü ve roman türünde eserler üreten Kaymaz, Nefha’da ironik bir Cennet tasviri yapıyor. Sezgin Kaymaz ile İstanbul’da bir araya geldik; hem Nefha’yı hem de dinleri konuştuk

► Romanda da çok sık bahsedilen iyi insan olmak meselesi, dinin de, hukukun da, ahlakın da konusu. Bu noktalardan bağımsız olarak sizin için iyi insan olmak toplumsal yaşantıda nasıl bir yere tekabül ediyor?

İyi insan olmanın dinle alakası yok. Çok iyi Hıristiyanlar, Müslümanlar olabilir ya da çok iyi ateistler olabilir. Bunun dinle örtüştüğü yer, bütün dinlerin eğer iyi insan tanımı bir yerde birleşiyorsa -yalan söylemek, hırsızlık yapmak, can almak, kötülük yapmak- bu çoğunlukla o dinin egemenleri tarafından ‘bu din, ondan da iyi’ denilerek o dine yakıştırılır. Oysa işin aslı o değil. Dinler yokken de iyi insanlar vardı. Onlar gelip de herkesi iyi yapmadılar. Geldikten sonra da kötüleri de iyi yapamadılar. Kötü yine kötü olarak kaldı. Ne oldu arada? Din belki çoğu zaman kamuflaj gibi bile oldu. Orta Çağ’da engizisyon örneğinde gördük. Haçlı Seferleri’nde neler olduğunu biliyoruz. Bugün Müslümanlık adı altında şiddete yönelen siyasi İslam kanadının ne büyük acılara sebep olduğunu biliyoruz. Demek ki din tek başına iyileştirmiyor. Dinin ritüelleri iyileştirme amaçlı değil. Ritüeller ıslah etme amaçlıdır. ‘Şu saatte kiliseye git ve otur, şu saatte camide kıyamda dur der. Yapabiliyorsan da zihnini boş tut ve düşün’ der. Onun dışında ise dinlerin temel felsefesi iyilik etme üzerinedir. Açlık kalmasın, kötülükler olmasın… Ama bunların temel direği hiçbir zaman ibadet olmamıştır. O başka bir kalemdir.

► Hıristiyanlık bir revizyon yaşamıştır ancak bu İslam için geçerli olmamıştır. İslam’ın revizyona gidemeyişi, insanlar üzerinde aidiyeti güçlendiriyor ya da zayıflatıyor mu?

Revizyon lafına siyasal İslam çok ciddi tepki gösteriyor. Çünkü revizyon denilince kutsal kitabı yeniden yazacakmış gibi, küfre girmişsin gibi yorumluyorlar. Revizyondan kast edilen o değil oysaki. Revizyonistlerin kast ettiğiyse şu: ‘1400 yıl önceki hayatı yaşamaya çalışma. Kendi hayatını bugüne entegre et. Sosyal yaşamını bugünün şartlarına göre düzenle. Ve her nasıl bu dini kendine mesnet ediniyorsan öyle yaşa.’ Ama öte tarafın gösterdiği tepkinin sebebi ise, ortada bir din var, bunun da kuralları ve bu kurallar değişmez. Ne revizyonundan bahsediyorsun?

Orada söylenenler de o. Oysa ibadethaneler bir araya gelmek üzerinedir. İnsanların kokularıyla barışmaktır. Siyasal İslam tarafından, dini saltanat aracı olarak kullananlar tarafından bunun böyle algılanmadığı ya da öyle algılanmasını istemedikleri için revizyona ‘orada yazıyor’ diyerek karşı çıkıyorlar. Orada yazıyor dedikleri şeyler de kutsal kitapta yazmıyor. Fi tarihinde birinin söylediği. 900 sene önce falanca tefsirin peygambere atfettiği şey. Oysa peygamber kutsal kitap haricinde bir şey söylemiş olsa zaten peygamber olmazdı. 40 bin tane hadis var. Peygamber hiç susmada her gün konuşsa peygamber oluncadan ölünceye kadar ömrü yetmiyor 40 bin tane hadise. Kesin olduğu rivayet edilen bir tane hadisi var: “Benim söylemediğim şeyi bana atfenin Allah cezasını versin.”

MESAJ VERME KAYGIM YOK

► Kitaba dönecek olursak Nefha, yaşantınızda nasıl bir yere karşılık geliyor?

Ben bir roman yazarken ya da bir şey hikâye ederken, ‘buraya dokunayım’, ‘buraya bir mesaj vereyim’ diye bir kaygı gütmüyorum. Öyle yaparsam yazamıyorum zaten. Ben aslında başka bir roman yazıyordum, birden bire Nefha’ya döndü. Giriş, gelişme, sonuç ve bir kurgu olsun da parçaları onun üzerine oturtayım diye bir tarzım yok. Eski Türk filmlerinde yazarlar olurdu ya, deniz kenarında oturur, viskilerini çalkalarken ilham beklerler. Ben biraz öyleyim. Evde otururken, ilham gelirse oturur yazarım. Ne yazacağımı da ben bilmem. O maceranın nereye götüreceğini bilmem.

► Nasıl çıktı peki bu hikâye?

Adem ile İblis Cennet’ten kovuldular. Ama bir şey yapıp kovuldular. Giderken terlediler diyelim, terleri döküldü yere. Kötü sözler söylediler, o sözler Cennet’in sonsuz atmosferinde dönüp duruyor. Birileri etkilenmeye başlar ondan. Ben bir kötülük yaparsam, o benimle beraber gittiğim yere gitmez. Gittiğim yere götürürüm, bir de ayrıldığım yerde bırakırım kötülüğün izlerini. Şurada bir kaza yaptım, kaçtım ama kazanın izleri durur burada. Cennet’te de bu iki varlığın kovulduktan sonraki kalıntıları, birtakım şeylere sebep oluyor. Oradaki meleklerin, büyük ve diğer meleklerin dikkatini çekiyor. ‘Burada bir şeyler değişiyor’ diyorlar. Ama burada da dinin temel bir çelişkisi var, o da şu: Bir şeyler değişiyorsa Allah’ın izniyle değişir. Değil mi, din bunu diyor? O emreder ve öyle değişir. Peki, burada kötü şeyler oluyor, o neden emrediyor kötü şeyleri? Burada da melekler, tanıdıkları İblis gibi düşünmeye başlıyor: “Bir dakika n’oluyor ya? Burası Cennet kötülükler neden oluyor?” diyorlar. Bu arada da Cennet hala Cennet ve hala güzel. Ama eskisi gibi değil. Onu işleyen bir hikâye. Birden bire kaptırıp yazıverdiğim bir hikâye.

► Sorgulamalarınızın bazılarının da o değişimin ta kendisi olduğunu düşünüyorum.

Her şey her zaman değişir. Değişmiyor cümlesini kurduğunda bile bir şeylerin değiştiğini görürsünüz. Kitaptaki mesele kasıtlı bir dayandırma değil. Kendi yaşantımda gördüğüm için hikâyelerin içerisine serpiştiriyor olabilirim.

MEVLANA TARİKAT İSTEMEZDİ

► Verdiğiniz bir röportajda Mevlevilik ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, ‘Mevlana bugün yaşasaydı Mevlevi olmazdı’ diyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir misiniz?

Mevlana’nın felsefesini kavradıysan, ‘Gel ne olursan ol, yine gel. Kafir ol, putperest, Mecusi olsan da gel. 100 bin kere tövbe etmiş, 100 bin kere bozmuş olsan da yine gel’ diyen bir adam. ‘100 bin ayrı meşrepten olabilirsin, yeter ki insan ol, barışa ve esenliğe gel’ diyen adam ‘Benim yolumu takip et. Bir tek doğru bu yoldur’ der mi? Tarikat kuruyoruz deselerdi, en başta kendisi azarlardı.

► Siyasal İslam’ın meselesi de aslında biraz bu. En doğru bizimki iddiası. Bu soruyu biraz da bu yüzden sordum.

Ne kadar birleştirici olduklarını da görüyoruz. Herhalde 200 küsur bin tarikat var İslam’da. Dalga geçiyorlar ya Hindistan’da 3 milyon tane din var diye. Sizde de var bana kalırsa. 200 bin tane tarikatın ritüelleri, ibadet şekilleri, ‘peygamber bunu demiş hadisleri’ bile farklı neredeyse. Al sana 200 bin tane din. Bir tane yolu böyle bölüyorsun. Birleştirmez. Gidiş yolları hep ayrı ayrıdır. Menzil bir olunca bir şekilde gider zaten, sen karışma. Buraya bir şehir kurdun ve gitti. Apartmanları dik, önce insanlar kavga ederler. Ama sonra oturur. Sen gelir de, ‘Sen buraya oturacaksın, sen buraya’ dersen, senden daha güçlü biri çıkar ve öbürlerini böler. Birden 70 tane sokak olur. Çünkü hedefleri bölüyorsun.

BİZİ TAKİP EDİN

359,930BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,086,830TakipçiTakip Et
7,819AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL