Cerattepe’ye adalet nasırlı ellerle gelecek
23.07.2017 09:49 BİRGÜN PAZAR
"Cenazem çıkana kadar ben bu işe hayır diyeceğim" diye doğruluyor oturduğu yerden. Ufacık elleriyle tuttuğu, ufacık telefonu sallıyor; “Şimdi arasalar beni, özel taksi tutar çıkarım Cerattepe’ye”

Eren Dağıstanlı

Danıştay’ın daha önce yine kendisinin vermiş olduğu kararı yok sayıp Artvin Cerattepe’de yapılması planlanan madencilik faaliyetine izin vermesiyle birlikte, Artvin halkının bugüne kadar açmış oldukları her davayı kazandıkları ve25 yıldır kesintisiz olarak sürdürdüğü hukuki mücadele ilk defa “başarısızlıkla” karşılaştı.

Danıştay kararının ardından, Artvin’de eylem ve etkinlik yasağı 11. kez uzatılmışken; Artvin halkı “Cerattepe’den vazgeçmeyeceğiz” diyerek 19 Temmuz günü sokağa çıktı. Artvin ile birlikte İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli ve Çanakkale’de eş zamanlı dayanışma eylemleri düzenlendi.

Artvin’deki basın açıklamasında; öfke, üzüntü ve coşku birbirine karışmış, Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan’ın açıklamasına kulak kesilmişti herkes. Kulaklar Neşe ablada, gözler ise hemen açıklamanın yapıldığı yerin önünde, boyunlarında “Madene hayır” atkısıyla oturan iki kişideydi. Basın açıklamasının bitmesiyle birlikte özellikle gençler o iki kişiyle fotoğraf çekmek için sıraya giriyorlardı.

O iki kişi şüphesiz ki, Artvin direnişinin son iki yılda en çok öne çıkan ve adeta “meşhur” olan insanlarıydı. 240 gün süren Cerattepe nöbetinin polis ve jandarma saldırısıyla bitirildiği gün, eline polisin attığı gaz kapsülünü alıp “Ha bu na diya atıyersız” diye soran Hacı Ali Keklik Dede ve 14 Mart 2016’da Cerattepe’de gerçekleşen bilirkişi keşfi sırasında ufacık elleriyle, kocaman “Madene hayır” atkısını açıp mahkeme heyetine “Buralari biz biliriz” diyen Erzade Yalçıntaş Nine.

Basın açıklamasından sonra biz fotoğraf çektirmedik; ama bu insanları bu ısrar ve kararlılıkla meydana indiren şeyi, onların bu memleket sevdasını anlamak için sohbet etmeye karar verdik.

Afacan Dede

cerattepe-ye-adalet-nasirli-ellerle-gelecek-324517-1.
Kendi deyimiyle 100 yaşına 6 ay kalmış Hacı Ali Keklik Dede’nin. Artvin İskebe Mevkii’nde küçük, sade bir bakkal dükkânı var 72 yılında açtığı. Şimdilerde oğlu işletiyor bakkalı. Okula gitmeye fırsatı olmamış, okuma yazmasını öğrenememiş ama adını ve imzasını atabiliyor. Öyle ya Cerattepe direnişine imza atmak kolay iş değil.
Çocukluğunda yaramaz olduğu için “Afacan” lakabını takmışlar. Sonrasında da devam edince hareketliliği lakap üzerine yapışmış kalmış. Afacan Dede diye de anılır olmuş Artvin sokaklarında. Oğlu “Hâlâ afacandur işte baksanıza” diyor. Dört yıl askerlik yapmış, sonrasında inşaatlarda çalışmış, altı çocuk büyütmüş, torunlarının sayısını tam olarak bilmiyor ama torununun torununu bekliyor şu sıra.

Afacan Dede’nin bakkal dükkânına girer girmez duvarda eylem fotoğraflarını görüyoruz. En baş köşede tabii ki gözleri biber gazından kızarmış, elinde gaz kapsülünü tuttuğu o meşhur fotoğraf. Rafların üzerinde de o gün tuttuğu kapsül, içinde renkli şekerler duruyor.

O günü şöyle anlatıyor Afacan Dede: “Bu işi şimdi cebren yapıyorlar. Nasıl mı cebren? Bak şimdi, bu Artvin’in yedi ilçesi var. Bu yedi ilçenin polisi var, jandarması var. Bunlar yetmiyor mu? Demek ki yetmiyor ki her yerden polis getirdiler buraya. Çarşı’dan eve gidenleri bile bırakmadılar. Hopa’nın dağını, Şavşat’ın yolunu kestiler. Hastaneye insanlar gidemedi. Çembere aldılar burayı. Erzurumlu Bakan var ya (o dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala’yı kastederek), o demiş ki ‘Artvin’i kırıp geçeceksiniz’ demiş. İşte budur cebren!”

Elleriyle dükkânın karşısındaki ormanlık alanı gösteriyor. “Bak burayı görüyor musun, her ağacın altında polis vardı.”

Dükkânının hemen yakınında başlayınca polis saldırısı, gaz bombası Afacan Dede’nin camına geliyor. Gaz çocukların olduğu yere gelince dayanamıyor, gaz kapsülünü alıp polislerin yanına gidiyor. “Polis bana dedi ki ‘bu emir.’ Emir da kardeşim sen bunu nereye atıyorsun diye aldım getirdim evin önüne. Beş tane atmışlar buraya.” Sonrasında gazdan etkilendiği için, Trabzon’da göz hastanesinde tedavi olmuş.

Nerede adalet?
Artvin’in kurtuluş günü olan 7 Mart kutlamalarında 12 yıl boyunca temsili canlandırmalarda nasıl “çetelik” yaptığından, artık bayram diye de bir şey kalmadığından bahsederken yine konu kolluk kuvvetlerinin Artvin’e yığılmasına geliyor. Anlamıyorum diyor Afacan Dede, “Yani bir müteahhit için bu kadar polis, jandarma seferber oluyor. Artvin’de kişi başına 15 polis düşüyor da İstanbul’da yılbaşında patlama oluyor. Bu polisler nerede?”

Eylemleri ve mahkeme kararlarını soruyorum. “Beni kimse zorla götürmüyor hoş; ben kendim duyuyorum, gidiyorum. Çocukların da haberi olmuyor bazen. Şimdi mahkeme bir yere bağlı, savcı bir yere bağlı, hâkim bir yere bağlı. Bağlı dediğim, hepsi olmuş bir kişi. E şimdi nerede adalet!”

100 yaşına merdiven dayamış Afacan Dede, bu kadar olay hiç görmemiş Artvin’de. "Korkmuyorum" diyor, “Ne diye korkacakmışım ki. Ben günümü doldurmuşum zaten.” Eliyle evinin arkasını işaret ederek “Mezarımı da hazırlamışım, kefenim hazır, imamların parası bile hazır. Hepimizin sonu kara toprak; ama nefesim yettiğince bu işe karşı çıkacağım.”

Bakkaldan ayrılırken biber gazı kapsülüyle fotoğraf çekiliyoruz. “Keşke o gün olmasaydı da, bu fotoğraf da hiç çekilmeseydi. Ama oldu, ne edek” diyor ve gülerek uğurluyor bizi Afacan Dede.

Adının hakkını veren nine; Erzade

cerattepe-ye-adalet-nasirli-ellerle-gelecek-324518-1.
Erzade Nine’yi ilk defa Cerattepe’deki bilirkişi keşfi sırasında görmüştüm. Soğuk havaya rağmen saatlerce mahkeme heyetine derdini anlatmak için beklemiş, küçük ama inatçı adımlarla heyete doğru yürümüş ve “Para gider, altın gider, her şey gider.

Geriye buralar kalır, doğa kalır” demişti.

75 yıl önce aldıkları eski bir Artvin evinde karşılıyor bizi Erzade Nine. 93 yaşında, altı kardeşten tek hayatta kalanı. Hiç evlenmemiş. “Armudun sapı, üzümün çöpü” misali diyor, “Olmadı.” Yeğenini evlat saymış, onu büyütmüş. Yakın zamanda da kaybetmiş. O yüzden lacivert gözleri buğulu bakıyor. “Acım var” diyor.

Böyle bir ismi daha önce duymadığım için, anlamını soruyorum. “Çocuklar bakmıştı. ‘mert, yiğit’ demekmiş, galiba. E öyleyse bana göre isimmiş.”

Dedesi Kazım Efendi, Artvin dağlarında bitkiler toplar, ilaç yaparmış. Hatta bir zaman Rusya’dan gelen doktorları bile gezdirmiş. Artvin’de sağlık ocağı kurulana kadar “Doktor Kazım Efendi” olarak anılmış. “Dedemin şifa topladığı dağlarda şimdi maden mi arayacaklar?” diye soruyor.

Doğduğu, büyüdüğü ve huzur içinde yatmak istediği memleketini anlatmaya koyuluyor. “Adı üzerinde yeşil Artvin burası. Havamız temiz, suyumuz temiz, Hatilla Vadisi’nde arılarımız var, alabalıklar var, ballarımız var. Bir avuç para için buraları yok etmeye değer mi? Bence değmez!”

Yiğit olan hapiste yatar
“Cenazem çıkana kadar ben bu işe hayır” diyeceğim diye doğruluyor oturduğu yerden. Ufacık elleriyle tuttuğu, ufacık telefonu sallıyor; “Şimdi arasalar beni, özel taksi tutar çıkarım Cerattepe’ye.”

Yolları kapattıklarından, güvenliklerin beklediğinden, belki de karşı çıkanları gözdağı için gözaltına alacaklarından bahsediyorum. “Hiç umurumda değil, yiğit olan hapiste yatar! Hırsızlık etti demesinler, arsızlık etti demesinler. Doğayı korumak için hapse girdi desinler. İftihar ederim” dediği vakit hiçbir şey diyemiyorum. Öylece susup bakıyorum Erzade Nine’nin lacivert gözlerine.

Benim bir şey dememe fırsat da vermeden devam ediyor. “Mahkeme açtık, kazandık. Şimdi tersine döndürdüler. Nasıl oluyor? Hâkim, savcı döndürmese, işsiz kalacağım korkusuyla döndürüyor. Padişahlık devri kuruyorlar; ama daha da kötüsü, kölelik devri başlayacak böyle giderse. Direnmeye devam edeceğiz, yapacak bir şey yok.”

Maçı kazanacağız!
Bu kadar adaletsizlikten bahsederken, adalet yürüyüşüne girmesek olmazdı. “Yürüyüşü izledin mi?” diye sordum. “Ohoo” dedi, “Ben hiç kaçırmam o tip şeyleri. İzlerim, çok da merak ederim. Bir de, bir şey daha var, çok izlerim” diyor. Diğerinin ne olduğunu sorduğumda gülerek “Futbol” diyor. “Çok severim, ne yapayım. Evdeyken izlerim sürekli.” Bari izlerken, bir takımı da tutayım, zevkli olsun diye Fenerbahçe taraftarı olmuş Erzade Nine. Fenerbahçe’nin son durumlarından da biraz konuştuk. En son Galatasaray’ın UEFA maçını izlemiş.


Futboldan yine Cerattepe’ye dönüyoruz. Bizim maç ne olur diye soruyorum. “Biz maça önde başladık, ilk yarıyı da galip bitirdik ama ne olur. Golü yedik. Hakemler taraf tutuyor. Maç 90 dakika; her şeye rağmen maçı biz kazanacağız. Yenilsek de yine çalışacağız, yine kazanacağız. Karga gibi sürekli gagalayacağız, kafasına vuracağız bu şirketin, ne zaman pes ederse artık.”
“Bir dahaki eylemde görüşürüz” diye uğurluyor bizi Erzade Nine. Kahve sözümüzü alıp vedalaşıyoruz.

O adalet Cerattepe'ye gelecek!
Afacan Dede ve Erzade Nine’nin eylem ve etkinliklerin “sembolü” değil; Cerattepe direnişinin özneleri, varlık sebepleri olduğunu bir kez daha anlıyorum.

Artvin’in virajlarını döne döne yola koyuluyorum. Kulaklarımda Erzade Nine’nin “İnatçı olmak lazım, ben çok inatçıyım. Bilsem ki bu taş 300 kilo, kaldırmak istiyorsam; kaldırırım” sözleri.

O adalet, Cerattepe’ye gelecek. Artvinlilerin inadıyla, gençlerin direnişiyle, belki de en çok bu insanların nasırlı elleriyle gelecek adalet, Cerattepe’ye…