Cezayir konuşmasının düşündürdükleri
DEFNE GÜRSOY DEFNE GÜRSOY

İzlediğimiz kadarıyla, Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande’ın bağımsızlığının 50. yılı vesilesiyle resmi ziyarette bulunduğu Cezayir’de Millet Meclisi’nde yaptığı konuşma Türk medyalarında ayrıntılı olarak yer aldı. Eh, ne de olsa yıllardır, kendi yapmamız gereken bellek çalışmalarını bir yana bırakıp, Fransa’nın Cezayir’le ilişkisi “ecdadımızın” şanlı tarihini haklı çıkartmaya yarayan bir tarih dersi gibi yansıtılmakta. Ermeni soykırımı konusunda yıllardır “önce Fransa Cezayir’de yaptığı soykırım için özür dilesin, yoksa biz de burada Cezayir soykırımını tanırız haaa!” şeklinde nakaratları dinleyip duruyoruz.

20 Aralık’ta yaptığı tarihi konuşmada Hollande Fransa adına özür dilemiyor, ancak ülkenin “32 yıl boyunca son derece haksız ve acımasız bir sisteme maruz bırakıldığını” belirterek sömürgeciliğin Cezayir halkına yaşattığı acıları tanıyordu. Sosyalistler Cumhurbaşkanı’nın seçtiği ifade şeklini desteklerken, sağdan ve aşırı sağdan beklenen eleştiriler yükseliyordu. “Hollande her iki toplumsal bellek için barış ve huzur sağlayacak bir konuşma yaptı” diyen eski Başbakan Jean-Pierre Raffarin gibi sağduyulu birkaç kişi dışında, sağ muhalefetten birçok ses “neden sömürgeciliğin olumlu yanlarına değinilmediği” sorgulanırken, aşırı sağdan bizde de sık duyulan cinsten yorumlar yağıyordu. “Fransa’nın ve tarihinin bir kez daha küçük düşürüldüğü”ne ek olarak, konuşmanın bir gizli “özür” olduğu ve büyük çapta yeni göçlere neden olacağı endişeleri dile getiriliyordu.

Yakın tarihe baktığımızda, 5. Cumhuriyet’in devlet başkanları Cezayir’i hep ziyaret etmiş, iki ülkenin tarihi ve yapılan mezalimler hakkında farklı görüşler dile getirmişlerdi. Daha on yıl bile olmadı, 2005 yılında Jacques Chirac’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Fransa’da “sömürgeciliğin olumlu rolü”nün altını çizen bir yasa kabul edilmişti. Cezayir’in tepkileri karşısında, bir ay sonra bir yeni kararnameyle Fransız sömürgeciliğinin “olumlu rolü” ibaresi yasa metninden çıkartılıyordu. Ardından, Cumhurbaşkanı sıfatıyla Cezayir’i 2007’de ziyaret eden Nicolas Sarkozy, savaşın “her iki tarafta yer alan kurbanlarına” atıfta bulunarak, yine yakından tanıdığımız bir söylemin arkasına sığınıyordu.

Doğru, Hollande seçilmeden önce yaptığı kampanya sözlerinde verdiği “devlet adına özür dileme” sözünü yerine getirmedi. Seçim öncesi vaadini tutmasa da, Cezayir’den gelen tepkilere bakıldığında, Cumhurbaşkanı’nın bir orta yol bulduğu ve herkesi tamamen tatmin etmese de, Cezayir halkının büyük bir bölümünün “içine su serpen” bir konuşma olduğu kesin.

Bizde ise “Cezayir için özür dilemek yok” başlığı sanırız genel hissiyatı veriyor. Öyle ya, Fransızlar bundan 50 yıl öncesinde özgürlük mücadelesi vermekte olan Cezayir’lilere yaptıkları katliamlar ve mezalim nedeniyle özür dileselerdi, bizimkilerin hali nice olurdu! 6-7 Eylül olayları gibi daha Cumhuriyet tarihinin yakın kara sayfalarını bile belleğinde saymayan bir zihniyet, sorumluluğunu bile taşımadığı bir soykırım için hiç özür dilemez. Ama biri çıkıp, Hollande’ın Cezayir’de “yetmez ama evet” dedirten konuşmasında kullandığı kelimeleri bire bir alarak, Türkiye’de yatıştırıcı ve bellek çalışmasının temelini atacak bir konuşma hayal edebiliriz. Örneğin “ileri demokrasimizin” önderlerinden biri “6-7 Eylül’de bir kısım vatandaşlarımızın yaşadığı şiddet, haksızlık, eziyet ve kayıplar hakkında hakikati söyleme görevim var” diyebilse... Veya bir yürekli “1915 ve öncesinde “tehcir yönetiminin Ermeni halkına yaşattığı acıları tanıyorum” diyebilse...