CHP’nin yeni yüzü…
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT
CHP Parti Meclisi’nin çiçeği burnunda üyesi, eski Saadet Partili Mehmet Bekâroğlu, yeni siyasal kimliği ile ilk demecini El Cezire Türk televizyonuna vermiş

CHP Parti Meclisi’nin çiçeği burnunda üyesi, eski Saadet Partili Mehmet Bekâroğlu, yeni siyasal kimliği ile ilk demecini El Cezire Türk televizyonuna vermiş.

Parti Meclisi’ne tabandan seçilerek değil, Genel Başkan’ın torpiliyle “cinsiyet” kotasından giren Bekâroğlu, CHP’li sıfatıyla verdiği ilk demeçte, “CHP’nin dindar kesimle barışması için başörtülü milletvekili de olmalı” demiş!

CHP’nin ve solcuların dindar kesimle bir sorunu yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. Solcuların sorunu, dini siyasal çıkarları ve ideolojik amaçları için kullanan inanç tacirleri iledir!

Mademki CHP’nin dindar kesimle sorunu varmış, İslamcı kişiliğiyle tanınan Sayın Bekâroğlu bu partiye neden girdi? CHP’yi “dindarlarla barıştırmak” için mi? Eğer böyle düşünülerek partiye alınmışsa, CHP’lilere bundan daha büyük hakaret olamaz!

CHP’nin ana gövdesini oluşturan laik kesim, İslamiyet’i çağdaş uygarlık değerleriyle harmanlayıp dünyevileştirerek yaşayan bir büyük halk topluluğudur. Laikleri din karşıtı gibi göstermeye çalışmak, şeriat özlemcisi çevrelerin işidir.

Ağızlara sakız edilen şu “dindar kesimle barışmak” lafı gerçekten ezbere kullanılıyor.

“CHP döneminde camiler ahır yapıldı, ezan yasaklandı, Kuran yakıldı!” propagandası, Türkiye gericiliğinin devrimcilere yönelik geleneksel kara çalma yöntemidir.

1950’lerde antikomünizmle beslenen bu söylem, son dönemde kimi “liberal solcular”ca da dillendirilmeye başlandı. Bu arkadaşlar bilerek ya da bilmeyerek, dinci gericiliğin ideolojik saldırılarına lojistik destek veriyor; suyu çıkmış yalanların yaygınlaşıp genel bir algıya dönüşmesine katkıda bulunuyorlar…

Türkiye’de namaz kıldığı için kimse öldürülmemiştir. Ama oruç tutmadığı için öldürülen gençler vardır!

Ne yazık ki CHP’nin bugünkü tepe yöneticileri de gericiliğin kara propagandasından etkilenmiş görünüyor…

Örnek mi?

Cumhuriyet karşıtlarının saçma sapan savlarını ciddiye alan Kemal Kılıçdaroğlu, çoğu zaman devrimcilere sırt çevirerek dincilerin oyun alanında siyaset yapmayı yeğliyor. Bu taktikle “dindar kesim”e şirin görünüp sağcılardan oy alabileceğini düşünüyor…

Sürekli geri tepen ve yenilgi üstüne yenilgi getiren ve bu sığ anlayışta ayak diremenin partiye ne yararı olabilir?

• • •

Cumhuriyet Devrimi’ne yönelik radikal eleştirileriyle tanınan Mehmet Bekâroğlu’nun, şimdi bu “laikçi ve elitist” rejimin kurucusu partide politika yapmak istemesi nasıl bir çelişkidir?

Ama daha da anlaşılmaz olanı, bugüne değin kendisine AKP argümanlarıyla saldıran bir İslamcıya, CHP’nin bu denli kolay kucak açabilmesidir!

Öyle anlaşılıyor ki, değişen Bekâroğlu değil CHP’dir!

Çünkü CHP’de bir gün bile üyeliği bulunmayan Bekâroğlu’nu “hülle” ile Parti Meclisi’ne sokup, sonra da Genel Başkan Yardımcılığı koltuğuna oturtanlar, o partinin kurmaylarıdır!

Böyle bir durum, ancak Türkiye’de görülebilecek bir aymazlık ve siyasal omurgasızlık örneğidir!

• • •

Mehmet Bekâroğlu’nun CHP’ye katılması ilk sonuçlarını vermeye başladı…

Ayağının tozuyla partiye dinsel bir söylem ve hava getirdi…

Demek, kendisinden beklenen de buymuş!

Yeni Parti Meclisi’nin ilk toplantısında, kameralar önünde besmeleyle pasta kesilmiş…

Genel Başkan Kılıçdaroğlu da parti üyelerine, toplumda “din düşmanı” algısı yaratabilecek söylemlerden kaçınmalarını öğütlemiş ve “Bayramlarda yarım kilo şekerle imamları ziyaret edin!” talimatı vermiş…

Mehmet Bekâroğlu ise partide “Tanıtım ve Halkla İlişkiler Sorumlusu” olmuş. İnançlı kesimle diyalog kurarak, “CHP’nin din düşmanı olduğu” algısını silmek için çalışacakmış…

• • •

“Ha gayret!” diyoruz…

AKP’yle dincilik yolunda yarışın bakalım!

Nasıl olsa bu alanın gerçek sahipleri var ve başkalarının tapulu arazisinde size gecekondu kurdurtmazlar!

Kılıçdaroğlu’na da bir çift sözüm olacak:

Öyle ikide bir, “Benim adım Kemal! Ben Dersimli Kemal’im!” diyerek devrimcilik taslamayın!

Senin adın Kemal değil “Kırmızı” olsa ne yazar!

Ayrıca “Dersimli” olmak da kimseyi anadan doğma devrimci yapmaz!

Kaldı ki “Dersim”in toplumsal bellekte başka çağrışımları da var.

Devrimcilik söylemle değil eylemle kanıtlanır.

Yarım kilo şekerle imamlara giderek halkı CHP’ye çekemezsiniz!

Ucuz politika taktikleri bunlar!

Devrimcilik yapacaksanız, köklerinize, özünüze dönün.

Metamorfoza uğramış, genleriyle oynanmış, Kafka’nın hamamböceğine dönüşmüş bir partiyle devrimcilik yapılmaz!

AKP’ye benzeyen bir CHP’ye bu ülkenin gereksinimi yoktur!

Bu kafa değişmedikçe, CHP’nin yazgısı bundan sonraki seçimlerde de hep nal toplamak olacaktır...

• • •

RTE’NİN TORBASI!

Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk yasal düzenlemeye imza attı…

Televizyon kanalları, 148 ayrı düzenlemeden oluşan yasayı RTE’nin hiç bekletmeden, “jet hızıyla” onayladığını duyurdular.

Neden bekletecekti ki? Zaten Çankaya’ya çıkmadan önce kendisinin hazırlattığı bir “yasa”ydı bu.

İçine davul tozu ve minare gölgesi dışında her şeyi koymuşlardı!

Böyle kırkambar düzenlemelere bizim alaturka hukuk jargonumuzda “Torba Yasa” deniyor.

Ancak bu sonuncusu “torba”nın boyutlarını bir hayli aştığı için yasama tarihimize “Çuval Yasa” olarak geçti!

Bu çuvalın içinde öyle garip düzenlemeler var ki, “yasa değil, padişah fermanı” desek yeridir!

Hükümet şimdilerde “Paralel Devlet”e takmış ya, bu yasa sayesinde kamu görevlileri yeniden hallaç pamuğu gibi atılacak! Üstelik işten el çektirilenler yargı yoluyla geri dönseler bile, yürütmeyi durdurma kararları iki yıl uygulanmayacak!

Dünyanın neresinde böyle bir “hukuk” var?

Hukuk mukuk derken, düpedüz “guguk devleti” olduk!

Böyleyken, AKP sözcüleri ve ekran soytarıları her akşam karşımıza geçip, yüzleri kızarmadan, “Yeni Türkiye”, “İleri Demokrasi”, “Hukukun üstünlüğü…” masalları anlatmayı sürdürüyorlar!

İnsanların ar damarı çatlamışsa, dünyanın en iyi cerrahlarını da getirseniz, böylelerinin yüzü dikiş tutmaz!