Çiçekler, böcekler ve laik bilim
16.10.2016 10:45 BİRGÜN PAZAR
Laik eğitimin, laik bilimi getireceğini görmek için alim olmaya gerek yok. Eğer eğitim mevziisi kaybedilirse, arkası çorap söküğü gibi gelir. Liseler biter, üniversitelere geçilir. Peşi sıra da tabii bilim gelir

İLKER BİRBİL
Sabancı Üniversitesi ve BolBilim.com

Başlığın sonunu böyle yazdım ya, şimdi beni tefe koyarlar. Koysunlar. Laiklik kadar içine edilmiş bir kavram az bulunur bu ülkede. Onun için baştan yazayım. Laik bilim allahsızlık değil, başörtülü avukat değil, sarı saçlı teyze hiç değil. Bunları duymak için geldiyseniz eğer, okumanız gereken yazı kesin bu değil.

İnsanoğlu bunca yıldır bilim yapıyor. Sonunda bir şeyden eminiz: Bir ton hata yapıyoruz. Öyle. İşkembeden sallayanlar mı istersin, yoksa hurafelerle insanları ikna etmeye çalışanlar mı? Neyse ki zaman içinde akıllandık. Hatalardan ders çıkarmanın, eleştiriye açık olmanın önemli erdemler olduğunu öğrendik.

Sonra aynı dili kurmak için bazı kurallar geliştirdik. İnancı, gözlemden; manevi olanı, maddi olandan ayıran kurallar. Öyle karmaşık da değiller üstelik. Diyelim ki bir çalışma yaptınız. Bu çalışma gözlenebilir, tekrarlanabilir ve herkesçe sorgulanabilir olmalı. Sizin o çalışmayı hangi saiklerle yaptığınız ya da nasıl bir inanca sahip olduğunuz kimseyi ilgilendirmez. Tam da bu nedenle, sizden bambaşka bir hayat süren bir bilim insanı çalışmanızı özgürce eleştirebilir. Sizi değil. Çalışmanızı. Hatta yerden yere vurabilir. Onun hayatı da sizi bağlamaz.

Koskoca evrende yalnızlık katlanması zor bir şey. Onun için bir şeylere inanmak insanlara rahatlatıcı gelebilir. Anlıyorum. Adı üstünde inanç. Pek çok kültürün de önemli bir parçası. Akılda, kalpte. Bazen sorular birikince, belirsizlik insanı ezince o inanç cevap oluyor. Sorgulama beklemiyor, huzur vadediyor. Bunu da anlıyorum. Ancak bilim böyle işlemiyor. Aksine belirsizlikten, bilinmezlikten besleniyor. Onlarla ateşleniyor. Bir kişinin kendi inancının araya girip ahkâm kesmesine de müsaade etmiyor. Ayrı dünyaları birbirlerine hiç karıştırmıyor.

Şimdi birisi çıkıp da dua okunan bitkilerin daha hızlı büyüdüklerini iddia ederse, benim bir kaşım havaya kalkar. Nasıl yani? İspat ararım. İddiayı da, yöntemi de eleştiririm. Dini falan eleştirdiğimi de düşünmem. Bana ne dinden? Bir komünist de çıkıp “Enternasyonal marşını dinleyen arılar sendika kuruyor” diye iddia etse “Alışveriş merkezidir o” der, onun da karşısına dikilirim. Bana ne komünizmden? Bakın yaratılış teorisi zırvasını pompalayanlar bile kalın kalın kitaplar yazıp, kancalı böcek resimleriyle iddialarını ispat etmekle uğraşıyorlar. Çünkü onlar da biliyorlar; oyunun kuralı bu.

Şunca yıldır bilimle uğraşıyorum. Dindarların bilim yapamayacağını söyleyeni de, ateistten akıllı çıkmaz diyeni de gördüm. Cevap vermeyi düşünmedim bile. Çünkü bu fikrin bilimle bir ilgisi yok. Kafasızlıkla ilgisi var. Sırf konuşmak için konuşanlarla dolu ortalık. Usandırdılar.

Ve tabii kadınlar. Onların durumu, herhangi bir laiklik meselesinin litmus testi. Eğer bir kadının bilim insanı olarak çalışmasının önünde bir engel varsa hiç konuşmayalım. Hep beraber oturup diplomalarımızı yiyebiliriz.

Gelelim 2016 yılı Türkiye’sine. Bilim dışılığın sistematik olarak yayıldığı güzel ülkeme. Zaten uzunca bir süredir sadece bir dinin, bir mezhebi öne çıkarılıyordu. Din derslerinin okullardaki eğitime eklenmesi eski hikâye. Kanıksadık. Şimdiyse müfredata topyekûn saldırmak isteniyor. Alın işte köklü liselere yapılan son müdahaleler. Uygulama aksamasın diye de idarecileri ve öğretmenleri değiştiriyorlar. Ne proje ama! Ahlak ve erdemi, bu şekilde tek bir inanca bağlayacağını sanmak... Dünyanın zamanında çok çekip, yıllar önce terk ettiği bu tip uygulamaları baş tacı ediyorlar. Kime, ne faydası var?

Laik eğitimin, laik bilimi getireceğini görmek için alim olmaya gerek yok. Eğer eğitim mevziisi kaybedilirse, arkası çorap söküğü gibi gelir. Liseler biter, üniversitelere geçilir. Peşi sıra da tabii bilim gelir.

Oysa bu memleketin harcında pek çok inanç, farklı kültürler, alabildiğine zenginlik var. Ancak bir an önce laikliği tutkal yapmazsak, kısa zamanda hepimiz sendikacı arı ile mücahit bitkiye kalacağız. İşte o zaman vay halimize.