Çifte Anayasaya aykırılık ve fiili çift başlılık…
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

3 Kasım 2019 TBMM ve CB seçimlerinin 24 Haziran 2018’e alınarak iki aylık zaman dilimine sıkıştırılması, Anayasa’ya ve demokratik ilkelere aykırılık ötesinde ciddi ahlaki sorunları da beraberinde getirmekte.

17 Nisan parti grup toplantısında, seçimlerin 3 Kasım 2018’de olacağını vurgulayan Erdoğan, aynı gün erken seçimin 26 Ağustos’ta yapılacağı yönündeki Bahçeli’nin beyanını yolda öğrendiğini söyledi. Sadece bir gün sonra, 24 Haziran tarihi üzerinde uzlaşıldığı açıklandı. Böylece, 3 Kasım 2019 yerine 26 Ağustos öneren Bahçeli’nin iradesi gerçekleşmiş oldu.

Bahçeli, bir üst lider konumunu pekiştirmiş oldu; TBMM’de 4. sıradaki parti başkanı olduğu halde. Bu durum, sadece, ‘cumhur ittifakı’ ile açıklanamaz; çift başlılık bahanesiyle, B. Yıldırım’dan kurtulmaya çalışan Erdoğan’ın, eski müttefikleri için, “ne istediler de vermedik” sözlerini çağrıştırmıyor değil. Eski müttefik, her istediğini alıyordu; yenisi ise, her istediğini yaptırıyor.

Fiili çift başlılık, eğer 24 Haziran’da ‘cumhur ittifakı’ kazanırsa, yeni yönetim tarzı hakkında ipucu sağlıyor: Anayasal denge ve denetim düzeni bağlamında çift başlılık yerine, ‘anayasa dışı çift başlılık’.

Anayasa araçsallaştırılınca…
OHAL’de Anayasa değişikliği, Türkiye’yi ciddi bir siyasal ve anayasal belirsizliğe sürükledi. “Hayır” diyenler bunu çok dillendirdi. “Evet”çiler ise, tam tersini savunarak Türkiye için yeni bir dönem açıldığını beyan etti.
Ne var ki, Bahçeli’nin teşhir ettiği ‘kaos gerçeği’, bir gün sonra Erdoğan tarafından da teyit edildi. Ama seçim kararını dayatma şekli, demokratik yöntemden tamamen uzak olduğu gibi, hukuki zorlamalar ve bunalımlar zincirini de beraberinde getirdi.

298 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikle yaratılan seçim güvensizliğine eklenen ‘sıkıştırılmış seçim takvimi’, Anayasa md.67’de ve İHAS’a 1 No.lu Ek Protokol md.3’te öngörülen serbest seçim ilkelerini zedeleyici uygulamalara yol açacak.
Cumhurbaşkanlığı seçim kanun tasarısı bile, seçim kararı alındıktan sonra gündeme konuldu.
YSK, “seçim yasası çıkmadan süreç başlatılamaz” şeklinde bir ön karar vermeli idi.

Ya uyum yasaları?

Kendi koyduğu kurala bile…
‘Uyum yasaları’ konusunda ise, açık bir Anayasa’ya aykırılık söz konusu.

Şöyle ki; 6771 sayılı Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun Geçici md.21/A’ya göre,

1) “Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bu değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapar”.

2) “Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci yasama dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi 3/11/2019 tarihinde yapılır.”

3) “Meclisin seçim kararı alması halinde 27’nci yasama Dönemi milletvekili genel seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi birlikte yapılır.”

TBMM tarafından değil, bir kişi tarafından alındı
Bahçeli’nin 17 Nisan’da AK Parti’ye meydan okumasının ardından 18 Nisan’da ikilinin seçimlerin 24 Haziran’da yapılacağına dair açıklaması, iki gün içinde TBMM kararına dönüştü. Aynı Meclis, kendisi için 16 Nisan’da 6 aylık süre içinde yerine getirilmesini öngördüğü yükümlülüğü, aradan bir yıl geçtiği halde ihmal etti. Buna karşılık, seçim süresini bir buçuk yıl öne alma dayatmasını kabul etti; üstelik Hükümet ve kendi Başkanı’nın da tamamen dışlandığı bir girişim sonucu.

Neden çifte aykırılık?
TBMM’nin anayasal yükümlülüğü yerine getirmeden kendini dağıtması, Anayasa’nın üstünlüğü ilkesine (md.11) aykırı. Bunun, kanun hükmünde kararname yolu ile yapılması ise, başta ‘yasama yetkisinin devredilmezliği’ (md. 7) gelmek üzere Anayasa’nın birçok maddesine aykırı. Böyle bir düzenleme, eğer bir OHAL KHK’si ile yapılırsa bu hukuken yok hükmünde olur. Eğer md. 91 kapsamında yetki kanunu çerçevesinde KHK yoluyla yapılırsa Anayasa’ya aykırı olur; çünkü böyle bir düzenlemeyi ancak 24 Haziran’da seçilecek olan yeni Meclis yasalaştırabileceğinden, yetki veren yasama meclisi yokluğu, md.91 düzenlemesinin amacına aykırılık oluşturur. Kaldı ki, Cumhuriyet’in temel organlarının tasfiyesi ve/ya değişikliğini içeren yasal düzenlemelerin KHK yoluyla yapılması, anayasal darbe sürecinin yeni bir türünü oluşturur.

Burada; ihmal yoluyla ve eylemli olmak üzere çifte Anayasa’ya aykırılık var: İlk 6 aylık sürenin dolmasıyla ihmal yoluyla Anayasa’ya aykırılık doğdu; uyum yasası çıkarmadan kendini feshetmesi ise, doğrudan ve eylemli aykırılık oluşturur.
OHAL kaldırılmadan seçim kararı alınması ise, ‘özgür ve demokratik seçim’ ilkesini zedeleme riski ile birlikte, Anayasa’ya aykırılık durumunu pekiştirdi.

OHAL ortamında seçimlere gidilmesinin hiçbir meşruluk temeli yok; çünkü ne OHAL gerekli ne de yıldırım seçim…
Bu arada; Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları, bağımsız bakanların atanması amacıyla görevlerinden çekilmeli (Any., md.114).

Anayasal ortak paydalar
Anlaşılan, ‘cumhur ittifakı’ adıyla yola çıkan AK Parti-MHP, kendi koyduğu anayasal kurallara bile saygı göstermeden seçimleri, yine Anayasa dışı yol ve yöntemler ile yenileyecek…

Bunları, hukuki başvuru yolları kullanılarak önlemek çok zor olacağına göre, anayasal demokrasiye inanan muhalefet partileri, ‘cumhur ittifakı’ ile ‘iktidar yarışı’ yerine, seçim kampanyasını ‘anayasal seçenek’ ekseninde yürütmeli.
Kısaca değindiğim bu sorunlar sarmalında ‘çifte devlet’! güdümündeki iktidar çalışmasına seçenek oluşturulması, ancak ‘anayasal demokrasi’ hedefi ile mümkün. Aslında, siyasal ahlak ilkelerini sıfırlayan yıldırım seçim kararı, ‘anayasal ortak paydalar’ ereğindeki çalışmaların haklılık ve meşruluk temelini daha da pekiştirmiş bulunuyor.

*Sevgili Kozanoğlu haklı.
“Demokrasi Abdullah Gül’le
gelecekse hiç gelmesin”
(BirGün, 24.4.18)