‘Cihat hutbesi’ tesadüf değil
ERK ACARER ERK ACARER

Kısa süre önce kenti bir klişe ile tanımlamak mümkündü: “Medeniyetlerin birleştiği, dinlerin buluştuğu, çan sesi ile ezanın karıştığı yer.” Şimdi ilçelerine roket düşüyor. Hatay’da ‘savaşa hayır’ açıklaması nedeni ile gözaltına alınanların örgüt propogandası yaptıkları gerekçesiyse tutuklanmaları istendi.

17 kişinin içinde, Hatay İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Başkanı 73 yaşındaki Mithat Can da var. Hem 12 Mart hem de 12 Eylül diktasının zulmünü yasayan Can, Hatay Emek ve Demokrasi Güçleri’nin 22 Ocak’taki basın açıklamasını okudu. O bildiride özetle şu ifadeler yer alıyordu: “Türkiye’nin Suriye ve Irak ile ilgili kabul ettiği tezkerelere dayanarak sık sık sınır ötesi hava harekatları düzenlemesi ve özellikle Suriye ile Irak’ta kara gücü bulundurması tehlikeli bir hal aldı. Afrin’e bombardımanla Türkiye ve bölgedeki tüm halklar büyük bir savaş ve yıkım gerçeği ile karşı karşıya…”

Kopyala yapıştır

‘Afrin’ sadece sınır ötesindeki bölgesel bir savaşın tanımı değil. Aynı zamanda Türkiye’yi kutuplaştırma ve taraf olmaya zorlama çabası. Saray rejimi, dışarıdan içeriye yaydığı çatışmanın iktidarı sürdürme açısından işe yarar olduğunu üst üste test etti. Şimdi, 2015 sürecini kopyalayıp 2019’a yapıştırmak istiyor. Çatışma ve savaşı da ‘her türden muhalifin’ temizliği için bir fırsat olarak görüyor. Halifeliğe giden yolun taşları da bu sayede döşeniyor.

Saray’a indirgenmiş ‘devlet’, din soslu bir Suud modeli vaadediyor. Medyadan yargıya, tüm kurumların dizaynı tamamlanırken, bunlar eliyle aynı zamanda toplum da yeniden şekillendiriliyor.

“İnancı, varlığı, vatanı, bekası ve hürriyeti için silahlı mücadeleye girilmesi cihadın en üst seviyesidir…” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın göreve getirmesinin ardından camilerde ‘fetih suresi’ okutan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın cihat hutbesi okutturması da tesadüf değil.

Hukuk devleti!

Tıpkı; iktidar karşıtı girişimleri bastıracak sivillere cezasızlık vaat eden 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) yayımlanmasının tesadüf olmadığı gibi. Benzer biçimde artan silahlanma ve bu silahların her seçim öncesi gösterilmesi, ‘hayır diyenlerin karıları kızları helaldir’ açıklaması yapıp ardından ‘meczuba yatan’ iktidar yandaşları gibi. Barış kanı içmeye gönüllü mafya tetikçileri de öyle.

Hukuk ilkeleri kriterindeki devletler, ‘güvenlik’ ile ilgili sorunları çözerken, sadece vatandaşlarını değil tüm insan faktörünü de göz önünde bulundurur. Tersi, art niyettir, tersi başka planların, ‘misal tek adamlığın’ ifşasıdır. Tersi durumda devlet… Ahmet Şık’ın kulakları çınlasın!

Seçim mi cihat mı?

73 yaşındaki ezelden bir insan hakları savunucusunun tutuklanması istendi.

Olay bir zamanlar hoşgörü başkenti sayılan Hatay’da geçiyor. Mithat Can, mide kanseri gibi çok ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor.

Hak savunucuları tutuklanmasalar da 3 gün boyunca gözaltında tutuldular.

Diyanet’in fetvası, bir zincirin halkası.

Türkiye’nin önünde bir seçim değil, dayatma var. Bu açıdan soru açıktır.

Muhalefetin de, yüzde 60’la seçim kazanacağız, hayalperestliğini, öncelikle ‘siz kime karşı cihat edecektiniz, 73 yaşındaki

hak savunucularına ya da halk sağlığını savunan tabiplere karşı mı?’ sorusuyla doldurması lazım.