Çılgınlık!
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Hollanda’nın öne çıktığı ama neredeyse tüm Avrupa’yla yaşanan krizi, atılan nutuklara bakıp çılgınlık olarak tanımlamak yanlış olmaz.

Neler olup bittiğine dair yalnızca bizim medyadan bilgileniyorsanız, durum çok net ve basit. Bir o kadar da kabul edilemez, onur kırıcı, ülke itibarını sıfırlayıcı!

7/24 kanlı canlı yayın yapan, her düzeyden iktidar temsilcisinin her sözünü noktası virgülüne kadar aktaran, muhalefetin Hollanda’yı protesto konusunda iktidara katıldığını anımsatan medyamızdan süzülüp gelen şu: Hollanda önce başbakanımızın uçağının iniş iznini iptal etti, ardından da kendi toprağımız olan üzerinde bayrağımızın dalgalandığı konsolosluğunuza bir bakanımızın girişini engelledi. Yolu kapatıp onu 5 saat beklettikten sonra, arabası içinde çekiciyle alıp Almanya’ya götürmeye kalktı, bakan arabadan inince polisler eşliğinde Almanya’ya geri gönderdi.

Bu özete itirazı olan olabilir. Bakan izin aldı mı da gidiyor; biz kendi ülkemizde Bulgaristan Türklerine seçim propagandasını yasaklamış, koca Denktaş’a “Ne diye burada miting yapıyorsun, git Kıbrıs’ta yap” demişken şimdi Avrupa’dan şikâyet etme hakkımız var mı; kamuya ait olan dış temsilciliklerimiz nasıl bir partinin siyasi kampanyasının mekânı olabilir; başbakan bakanlar Avrupa’ya kampanya yapmaya kimin parasıyla gidiyor gibi çok sayıda soruyu peş peşe sıralayabilirsiniz.

Ya da daha yeni Genel Yayın Yönetmeni değiştiren Hürriyet’in şu haber başlığına bakıp bıyık altından gülümseyebilirsiniz: “Hollanda basını çıldırdı!” Neden çıldırmış; “… kabul edilemez tavrın ardından yaşanan diplomatik krizi manipülatif başlıklarla ele aldı”ğı için. Manipülatif başlıklar da şöyle: “De Telegraaf gazetesi: Türklerin öfkesi artıyor / De Volksrant: Çarpışmak üzereyiz / Algemeen Dagblad: Türkiye özür istiyor.”

Bir de bizim çıldırmayan manşetlere bakın: “Akşam: Nazi köpekleri / Güneş: Hollanda köpekleri / Posta: Avrupa’nın köpeği / Takvim: Hoştlanda” ve diğerleri de “Bedelini ödeyecekler”…

“Hollanda basını manipülatif başlıklar atıyorsa, bunlar ne?” diye de sormayın!

Bütün bu gürültünün gerisinde bir gerçek duruyor: Türkiye’nin başbakanına, bakanına yapılanlar yenilir yutulur şeyler değil. Gerekçesi ne olursa olsun, uluslararası ilişkilerde hiçbir ülke gözüne kestirmediği, itilip kakılabilir görmediği bir ülkeye bunları yapamaz.

Her vatandaş için şu soru önemli olmalı: Biz nasıl böyle davranılabilen bir ülke haline geldik? İçerde o kadar güçlü, astığı astık kestiği kestik görünen bir ülkeye dışarda nasıl böyle davranabiliyorlar? Türkiye’yi bu hale kim düşürdü?

Tasada ve kıvançta bir olabilen her toplumda, kendisini o toplumun parçası sayan her vatandaşın kanına dokunur başbakanına, bakanına yapılanlar. Kendiliğinden kitlesel tepkiler patlar, öyle organize portakal bıçaklama gösterileri değil!

Oysa, Cumartesi günü İstanbul’da Hollanda Konsolosluğu binasındaki bayrak indirilip yerine Türk bayrağı çekilirken en fazla 5-6 protestocu vardı önünde.

Aynı gün Ankara’nın milliyetçi-muhafazakâr bir kasabasında, içlerinden hiçbirinin hayatında bir sol partiye oy vermediğine emin olduğum 10-15 kişinin oturduğu bir kahvehanede, Cumhurbaşkanı Hollanda’ya “haddini bildirirken” garsona “Kapat şunu” denildiğine tanık oldum.

AKP+MHP oylarının yüzde 70 civarı olduğu bu kasabada, Hollanda ile gırtlak gırtlağa gelmişken ve bu dış çatışma üzerinden iç bütünlük sağlama hedeflenirken, hiç oraya takılmayıp “Bizim burada yüzde 70 hayır çıkacağına iddiaya girerim” diyen esnaflar gördüm.

Aynı adamların aynı şeyleri 7/24 bütün kanallardan söyleyip durmaları, her sözlerinde bir keramet arayan kitlelerde de bir bıkkınlığa yol açmış sanki. İktidar bunu dert etmeyebilir ama şunu sormalı kendine: Biz ne yaptık da, kendimizi parçalayarak Hollanda’ya yüklenirken sokaklara dökülenler yok!

Nutukları, medyayı dinlerseniz tam bir çılgınlık yaşanan; ama derinden de bir dalga geliyor sanki, sakin sessiz… O kendini gösterince işte, bakalım kim nasıl çıldıracak?