Cin, Ali, Veli, 49, 50
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

Başlığın açıklamasını sonundan itibaren yapayım. 49-50 AKP’nin ortalama seçmen oranı; son anketlere göre 46-50 de diyebiliriz.

AKP hükümeti eğitim alanında girdiği son çıkmazın farkında; ancak çözmüş havalarından da vazgeçmiyor. Çünkü seçmenlerini 66’ya bağlamakta kimse onun eline su dökemez. Tam bir hafta sonra 66’ya bağladıkları bu eğitim düzeninde, 66 aylık sabi sübyanları ite kaka mektebe başlatıyorlar. Başbakan velilere bir de posta attı: Rapor almak çocuklara ihanettir! “Veli”, ise işte bu miniklere rapor almış bazı “hain” anne-babaların da resmi kayıtlardaki sıfatı.

Yeni müfredat da belli: 4 + 4 + 4 = 0

Çocuklarımız işte bunu öğrenecekler… Bir kuşak maalesef böylece sıfırlanacak!

Gelelim Cin ve Ali’ye yahut Cin Ali’ye… Ama isterseniz gelmeyelim. Şunu da gördük ki bu muhteremlerin devri iktidarında “cin” lafını kullanmak artık külliyen caiz değilmiş. Zaten kendileri “cin” demezler, “üç harfli” derlermiş. Ve de artık hiç kimseye dedirtmeyeceklermiş.

Nasıl mı? Cin Ali, malum, ilkokul okuma kitaplarının sevimli kahramanlarındı. Ol sebepten, yani maneviyat bakımından o da sakıncalı bulunmuş! Üç harfli Ali diye lafı dolandırmayıp yerine başka isimler koymuşlar, Bilge, Ege gibi… Merak etmeyin yakında bu isimler de değiştirilir; Recep, Şaban, Tayyip, Ramazan, Erdoğan!

Öte yandan, muktedirler cinliği, cingözlüğü kimseye kaptırmak istememiş de olabilirler. Çünkü onların istedikleri cin gibi yeni bir nesil değil ki… Dindarlık ve kindarlıkla yetinecek yeni yetmelerimiz. Cin olmadan adam çarpmayacaklar, aykırı ve muhalif olmayacaklar. Uysal olacaklar ki, muktedirler tarafından kolay güdülebilsinler. “Hani bedava süt dağıtıyordunuz, her öğrenciye bir el bilgisayarı verecektiniz?” diye sormasınlar.

“Cin Ali” deyince Ali ve Ali deyince de çağrışımla akla Alevilik gelmez mi? Gerçi Sünni muktedirlerimizin gündeminden de hiç düşmüyor. Yargıtay Alevilik fetvası vermişti hatırlarsınız, Alevi yurttaşların nasıl ibadet edeceği hakkında. Şimdi de Danıştay, “Din dersi Alevi’ye de ateiste de zorunlu” gibisinden bir karara imza attı. Velisinin başvurusu üzerine,  ilköğretim 5. sınıfta öğrenim gören çocuğunun “din dersinden muaf tutulması” yönünde alınmış bir mahkeme kararını, mevcut müfredatın din eğitimi değil, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretimi niteliği taşıdığı gerekçesiyle esastan bozdu! Dedim ya, bu “ders” hakikaten mühimmiş: Çünkü minik Ali’ler ve Aliye’ler neden “cin” kelimesini kullanmayacaklarını öğreneceklermiş. Yani?

Cin Ali gitti gider…

Çünkü işbaşındakiler cingözlüğün daniskasını bilirler!

Baksanıza, eşeğimizi bir kaybettiriyor, ardından bulduruyorlar, cümleten sevindirik oluyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Samanyolu TV’de “Kıdem Tazminatı müjdesi” diye bir haber izlemiştim. Ne müjdesiydi bu? Önce demişlerdi ki, yok öyle üç kuruşa beş köfte, ey emekçiler! Bundan böyle kıdem tazminatı yok… Ama hemen ardından Başbakan, “zinhar kıdem tazminatına dokunmayın!” buyurdu. Meğer bu emir üzerine “kıdem tazminatını kaldırmama çalışmalarına başladık” diyorlarmış. Müjde buymuş…

İşte “parasız eğitim” martavalı da böyle. Bu talepten dolayı binlerce genç polisten dayak yedi, yüzlercesi hapiste… Ama bir ara Başbakan “parasız eğitim” deyiverdi. Ardından YÖK, “yok böyle bir çalışma” dedi. Ardından Başbakan yine “parasız eğitim” deyiverdi. Bakanlık “valla parasız eğitim olacak” sözü verdi. Ardından gençler sokaklara döküldü, bu parasız eğitim herkes için geçerli olsun diye. Yine dayak yediler. Mersin Gençlik Muhalefeti’nden çocuklar üç gün önce “Tüm Harçlar Kaldırılsın”' eyleminde gözaltına alındılar, kızlarımız saçlarından sürüklendiler.

Ama cingöz muktedirler hep böyle yapıyorlar. Çünkü martavallarını hep yutturabiliyorlar. Kürt sorunu var, açılım yapacağız dedikten sonra ısrarla ve pişkinlikle artık Kürt sorunu yok diyebiliyorlar. Ama Kürt sorununu böyle “bitirince” bu kez Kürdistan sorunu yarattıklarını fark edemeyecek denli cingözlük bahsinde de çuvallıyorlar. Her neyse, dalga geçercesine yaptıkları icraatları hep “işe” yarıyor. Sıkıştıklarında “sözlerimi medya çarpıttı” deyip işin içinden çıkıveriyorlar. Hakları da var. Oy oranları hâlâ 49-50!

İşte Çiçek ile Arınç arasındaki kayıkçı dövüşünü de böyle izlemedik mi? Arınç dedi ki bu bir Çiçek “muhtırası”! Mağdur görünmeye alıştırdılar ya, artık kendi kendilerine muhtıra veriyorlar, derken, bir baktık ABD genelkurmay başkanı Obama’ya Suriye konusunda muhtıra vermez mi? Alın size bu kez stratejik ortak mağduriyeti. Özel yetkili savcılar acaba bu mevzuda da bir darbe girişimi davası açar mı?

Ne bileyim, Cingöz Recai’ye mi, yoksa Pennsylvania’ya mı sormak lazım?