Çin’e karşı Siyasal İslam
15.10.2017 09:23 BİRGÜN PAZAR
Müslüman ülkelerinde fotoğraflarla desteklenen geniş kapsamlı dezenformasyon kampanyasında Budistlerin, Müslümanları kitlesel olarak katlettiği söylenmektedir. Tabii ki bu fotoğrafların hiçbiri Birmanya’da çekilmemiştir ve bu yanlış haberlere ilişkin gerçekler teker teker ortaya konmuştur

ThIerry Meyssan - Fransız gazeteci

Savaş alanının yayılmasına yönelik büyük stratejisini sürdüren Pentagon, aynı zamanda hem Kürtlerin genişletilmiş Ortadoğu’da araçsallaştırılmasını, hem Venezuela’da bir iç savaşı, hem de Filipinler’de bir yıpratma savaşını hazırlıyordu. Öte yandan bu çatışmalar dördüncü bir harekât sahnesi yararına beklemek zorunda kalacaklar: Çin’in yanı başındaki Birmanya.
28 Eylül’de BM Güvenlik Konseyi'ndeki toplantı sırasında ABD daimi temsilcisi ve birçok müttefiki Myanmar’daki koalisyon hükümetini “soykırım” ile suçladılar. Bu ağır sözcük –ki Avrupa hukukuna göre bir kitlesel katliamı tanımlarken, ABD hukukunda katilin tek bir kurbanı dahi olsa bir cinayet yöntemi için kullanılmaktadır- Washington’un, Yugoslavya’da da gördüğümüz gibi Güvenlik Konseyi’nin onayı olsun ya da olmasın bir savaşı meşrulaştırması için yeterlidir. Güvenlik Konseyi toplantısı İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) talebi üzerine gerçekleştirildi.

Yaşanan gerçekleri anlattıkları masala uydurmak için, “Safran Devrimi” (2007) sırasında kutladıkları Aung San SuuKyi ve Budist rahipleri SLORC diktatörlüğüne karşı yürüttükleri barışçıl direniş için kutlayan ABD, Birleşik Krallık ve Fransa, Birmanya Ordusu’nu, Aung San SuuKyi’nin aldığı Nobel Barış Ödülü’nü ve ülkedeki tüm Budistleri kolayca kötülerin safına kattılar.

Birmanya, önce İngilizlerin, ardından da Japonların yabancı egemenliğinden beri hiçbir zaman iç barışa kavuşamadı. SLORC cuntasının iktidarı Demokrasi için Ulusal Birlik (LND) ile paylaşmayı kabul etmesinden beri bu ülkeyi istikrarsızlaşmak daha kolay olmuştur. Birmanya coğrafi bir tesadüfle Çin’in Yunnan bölgesini Bengal Körfezi’ne bağlayan boru hatlarının topraklarından geçmesine izin vermekte ve kıyılarının açıklarından geçen denizyollarına yönelik Çin’e ait elektronik gözetleme istasyonlarına ev sahipliği yapmaktadır. Dolayısıyla her iki “İpek Yolu”nun önünü Ortadoğu ve Ukrayna’da kesmek yerine Birmanya’da savaş yapmak Pentagon için daha da önem kazanmaktadır.

Britanya sömürgelerinin mirası olarak, Birmanya’da ayrımcılığa uğrayan halklar arasında, Londra’nın Hindistan İmparatorluğu içerisinde Birmanya’ya naklettiği Bengalli işçilerin torunları olan 1,1 milyon Rohingyalı da yer almaktadır. Yalnız Birmanyalıların büyük çoğunluğu Budist iken bu ulusal –etnik değil- azınlık Müslümandır. İkinci Dünya Savaşı boyunca Rohingyalar, Birmanyalı milliyetçilere karşı Hindistan İmparatorluğu’yla işbirliği yaparlar.

Pentagon ve CIA Suriye’de cihatçı sürülerini konuşlandırıp mevzi savaşına girişirken, Suudi Arabistan Mekke’de İnanç Hareketi (Harekat el-Yakin) adında bir terörist örgüt daha kuruyordu. Rohingyalıları bir araya getirdiğini açıklayan bu grup gerçekte, Afganistan’da Sovyetler'e karşı savaşan Pakistanlı Ataullah tarafından yönetilmektedir. Suudi Krallığı, Birmanya’dan sonra ve Bangladeş’ten önce, aileleri olmayan 300 bin erkek işçi ile en kalabalık erkek Rohingya nüfusunu barındırıyordu.

İnanç Hareketi’nin amacı ve ABD’nin desteği
Bengal istihbarat servislerinin yayımladığı bir rapora göre, bugünkü krizden önce İnanç Hareketi bir yıldır “Bengal’in cihadı Bağdat’a” sloganıyla Cemaat-ül Mücahidin’den ayrılan bir grupla birlikte hareket etmektedir. Bu küçük grup IŞİD Halifesi Ebubekir el Bağdadi’ye bağlılığını ilan etmiş ve aynı koalisyon içerisinde Hintli Mücahitleri, El Cihad, El Umma, Hindistan İslami Öğrenci Hareketi (SİMİ), Leşkare-i Taiba (LeT) ve Pakistanlı Hareket-ül Cihad el İslami (HuJI)’yi bir araya getirmiştir. Bu birliktelik Kuveyt’e ait Revival of Islamic Heritage Society (RIHS) Vakfı tarafından finanse edilmiştir.

Bundan bir buçuk yıl önce, Mart 2016’da SLORC iktidarı Aung San SuuKyi’nin partisiyle paylaşmayı kabul ettiğinde, ABD, Nobel Barış Ödülü’nü Çin çıkarlarına karşı araçsallaştırmayı denedi. Birmanya bağımsızlığının mimarı olan Komünist Aung San’ın kızını yönlendirmenin zor olacağının farkında olan ABD, “ne olur, ne olmaz” diye düşünerek İnanç Hareketini destekler.
2016’da Aung San SuuKyi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesini temsil etti. Fazlasıyla saf bir şekilde ülkesinin sorunlarını ve Rohingyalıların sorunundan başlamak üzere bunları hızla çözmek için kullanacağı yöntemleri anlatmıştı. Ülkesine döndüğünde, eski ABD’li destekçilerinin gerçekte ülkesinin düşmanları olduğu gerçeğini kavrar. İnanç Hareketi, 400 teröristin 13 gümrükçü ve askeri öldürerek mühimmatlarına el koydukları Maungdaw Sınır Karakolu baskını da dahil olmak üzere bir dizi terörist saldırıyı başlatır.

Sebatkâr Aung San SuuKyi, Rohingya sorununu ele almak ve maruz kaldıkları ayrımcılığa son vermek üzere somut bir plan önermekle görevli bir danışma komisyonunun oluşturulması sürecini sürdürdü. Bu komisyon altı Birmanyalı ve üç yabancıdan oluşuyordu: Hollanda Büyükelçisi Laetitia van den Assum, eski Lübnanlı Bakan (gerçekte Fransa’yı temsilen) Gassan Salame ve Komisyon Başkanı olarak BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan.

Dokuz komiser Birmanyalıların engellemelerine karşın çok başarılı bir çalışma yürütürler. Siyasi partilerin Millet Meclisi üzerinden komisyonu tasfiye etme çabaları sonuçsuz kalsa da, Arakan (Rohingyalıların yaşadığı eyalet) yerel meclisi tarafından komisyona yönelik bir güvensizlik önergesini kabul ettirmeyi başarırlar. Komiserler her şeye rağmen 25 Ağustos’ta, herkesin yaşam koşullarını iyileştirme gerçek amacıyla uygulamaya sokulabilecek ve tuzak içermeyen önerilerden oluşan raporlarını sunarlar. Aynı gün, Suudi ve ABD’li gizli servisler buna yönelik bir misillemenin işaretini verirler: İngilizler tarafından Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu olarak yeniden adlandırılan İnanç Hareketi, 24 ayrı komando grubuyla ordu kışlalarına ve polis karakollarına yönelik gerçekleştirdiği saldırıda 71 kişinin ölümüne neden olur. Birmanya ordu birlikleri bir hafta boyunca cihatçılara yönelik bir antiterör operasyonu yürütür. Cihatçıların ailelerinden oluşan 400 kişi Bangladeş’e kaçar.

Üç gün sonra, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bütün Müslüman devlet başkanlarına telefon ederek onları, “Rohingyalılara yönelik soykırım” konusunda harekete geçmeye çağırır. 1 Eylül’de, yani Müslümanların en önemli bayramı olan Kurban Bayramı’nda, İslam İşbirliği Örgütü Dönem Başkanı sıfatıyla, Rohingyalıları kurtarmak ve Kurtuluş Orduları’nı desteklemek için İstanbul’da ateşli bir konuşma yapar. Oysa bu cihatçılar hiçbir zaman Rohingyalıları savunmamış, ama onların yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve kendilerine yönelik ayrımcılığa son verilmesine yönelik girişimleri başarısızlığa uğratmak için sistematik bir şekilde müdahalede bulunmuşlardır.

5 Eylül’de İran Nizam Maslahatını Belirleme Konseyi Başkanı Muhsin Rızai, “Rohingyalı kardeşleri” kurtarmak için tüm Müslüman devletlerin güçlerini bir araya getirmesi ve bir İslam Ordusu’nun kurulması önerisinde bulunuyordu. General Rızai’nin Devrim Muhafızları’nın eski komutanı olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu tavır alış daha da önem kazanmaktadır.

Birmanya Ordusu teröristlere yönelik her türlü faaliyete son verdiğinde, Rohingya köyleri ateşe verilmişti ve Arakan’daki Rakin halkı, tümünü teröristlerle bağlantılı olarak gördüğü Müslümanları linç ediyordu. Rohingyalılara göre köyleri Birmanya Ordusu, Birmanya Ordusu’na göre ise cihatçılar yakmıştı. Arakan’ın kuzeyinde yaşayan tüm Rohingyalılar Bangladeş’e sığınmak üzere yürüyüşe geçerler. Ama eyaletin Güneyinde yaşayan Rohingyalılar ilginç bir şekilde yerlerini terk etmezler.

AKP’nin müdahalesi
6 Eylül’de bir resmi Türk heyeti sığınmacılara gıda yardımında bulunmak üzere Bangladeş’e gider. Heyetin başında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı’nın eşi ve oğlu Bilal de yer almaktadır.

Müslüman ülkelerinde fotoğraflarla desteklenen geniş kapsamlı dezenformasyon kampanyasında Budistlerin, Müslümanları kitlesel olarak katlettiği söylenmektedir. Tabi ki bu fotoğrafların hiçbiri Birmanya’da çekilmemiştir ve bu yanlış haberlere ilişkin gerçekler teker teker ortaya konmuştur. Ancak halkın eğitimsiz olduğu ülkelerde yalanlamalara kulak tıkanırken bu fotoğraflar ikna edici olmaktadır. Yalnızca Bangladeş cihatçıların üstlendiği role ilişkin çekincelerini dile getirir ve Myanmar’a teröristlere karşı işbirliği içerisinde olacağı taahhüdünde bulunur.

11 Eylül’de İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dönem Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, örgütün Astana’da (Kazakistan) toplanan bilimsel komisyonu önünde –ki bu konu ilgi alanına girmemektedir- “Rohingyalıları kurtarmak için” bir konuşma yapar.
Ertesi gün 12 Eylül’de Ayetullah Hamaney de tavır alır. General Rızai’nin önerisi karşısında çok kaygılanan Hamaney, devletin başında bir kadının olmasını sorgulamakla birlikte, hazırlanmakta olan din savaşının, “medeniyetler çatışmasının” gayrimeşru olduğunun altını çizmekteydi. Dolayısıyla Devrim Muhafızları’nın yapacağı bir askeri girişime kapıyı kapatmak niyetindeydi. Şu açıklamayı yapar: “Dini fanatizmin yaşanan olaylarda bir rol oynaması muhtemeldir ama burada tamamen ekonomik bir sorun söz konusudur çünkü bundan Myanmar hükümeti sorumludur. Bu hükümetin başında, Nobel Barış Ödülü sahibi acımasız bir kadın bulunmaktadır. Aslında yaşanan olaylar Nobel Barış Ödülü’nün ölüm belgesini imzalamıştır.”

Kısa süre sonra Tahran’da Cumhurbaşkanı Şeyh Hasan Ruhani hazırlanmakta olan çatışmaya katılmak üzere düzenli orduya çağrıda bulunuyordu. 17 Eylül’de İran ve Pakistan Genelkurmay Başkanları kriz kapsamında güçlerini birleştirmek için temasa geçerler. Bu ilk ortak askeri girişimdir, ama Devrim Muhafızları’nı (cihatçılara karşı Suriyelilerin saflarında çarpışan) değil, İran Ordusu’nu (Katar’ı savunmak için Türk ve Pakistanlı mevkidaşlarıyla zaten çalışmakta olan) ilgilendirmektedir. İran aynı zamanda sığınmacılara büyük miktarlarda yardım göndermektedir.

19 Eylül’de Aung San SunKyi’nin açıklamalarını duymayan ve BM Genel Kurulu’ndan istifade eden Recep Tayyip Erdoğan, tüm üye devletlerden Myanmar ile yaptıkları ticareti kesmeleri ve BM Güvenlik Konseyi’nde bu konuda karar alınmasını talep etmek için İKÖ’nün temas grubunu toplar.

Suudiler'den 50 milyonluk ‘yardım’
Nihayet gün ışığına çıkan Suudi Arabistan bunun üzerine Rohingyalılara 70 yıldan beri gizlice destek verdiğini ve bu süre boyunca onlara 50 milyon dolar tutarında yardımda bulunduğunu açıklar. Kral Selman buna 15 milyon dolarlık bir bağışı da ekler. Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler nezdinde büyükelçisi Abdülaziz bin Muhammed el-Vassil, buradaki İnsan Hakları Konseyi’ni seferber eder.

Irak, Suriye ve Yemen’de yürüttükleri savaşları unutan Türkiye, İran ve Suudi Arabistan, yani Müslüman dünyasının en büyük üç askeri gücü, sadece topluluk refleksiyle bir araya gelerek yeniden kenetlendiler ve Rohingyalılardan yana saf tuttular. Her üç devlet de ortak düşmanlarını belirledi: Birmanya Ordusu’nun Koalisyon Hükümeti ve Aung San SuuKyi.

Ortadoğu’da yaşanan bu mevcut durumun tamamen değişmesi sürecine daha önce de Yugoslavya savaşlarında tanık olunmuştu. Bosna-Hersek’te (1992-95) ve Kosova’da (1998-99) Müslüman ülkeler ve NATO, Rusya’ya bağlı Ortodoks Hıristiyanlara karşı omuz omuza çarpışmışlardı.

Pentagon’un senaryosu
Hazırlanmakta olan kirli oyun harekât sahnesini Doğu’ya yaymaktadır. Pentagon’un bir Türk-İran-Suudi ittifakını dayatma imkanı yoktur, ama buna ihtiyacı vardır. Yugoslavya’da bu üç devlet, doğrudan temasları olmadığından NATO’nun eşgüdümündeydi. Öte yandan Birmanya’da yan yana savaşmaları onları Irak, Suriye ve Yemen’de ve hatta Libya’da çözümler bulmaya zorlayacaktır. Ortadoğu’nun uğradığı yıkımı ve buradaki halkların direngenliğini dikkate alan Pentagon, politikasına yönelik en küçük bir muhalefetin ortaya çıkmasından kaygı duymaksızın on yıl boyunca bu bölgeyi kendi yaralarını sarmaya bırakabilir.

Birmanya’ya karşı yaklaşan savaşın temellerini ortaya koyan Güvenlik Konseyi toplantısının ertesi günü, Dışişleri Bakanlığı Başkan Barzani’yi ABD’nin Irak’taki Kürdistan’ın bağımsızlığını desteklemeyeceği konusunda bilgilendirdi. Pentagon, sınırlarında sırtlarına bir çocuk koyarak, Türkiye ve İran’ı Güneydoğu Asya’da seferber edemez. Dolayısıyla ısrarla bağımsızlık referandumuna girişen Mesud Barzani’nin yakında siyasi yaşamdan geri çekilmesi gerekecektir. Arap, İranlı ve Türk televizyon kanallarında bol bol yayınlanan Erbil’e İsrail bayraklarının asılması görüntüleri, komşularının tümünün kendisine yüz çevirmesine yol açmıştır.


Eğer Pentagon’un senaryosu önceden öngördüğümüz gibi sürerse, Suriye’ye karşı savaşın, çok uzaktaki yeni bir harekât sahnesinde “Amerikan İmparatorluğuna” hizmet etmeye giden savaşçıların yokluğu nedeniyle bitmesi gerekecektir.

Voltaire İletişim Ağı için çeviren Osman Soysal (Kısaltılarak kullanılmıştır)