Çin emperyalist mi oldu?
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK
Bir Çinli akademisyenin ifadesiyle, “Cibuti, Çin’in Afrika Kıtasıyla karşılıklı ekonomik ilişkilerini geliştirmek için ayak bastığı yer”dir. Karşılıklı ekonomik ilişkileri geliştirecek ve zenginleşme sağlayacak araç ise “Deniz İpek Yolu” projesi

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 2016’da, Çin’in Cibuti’de kurmayı planladığı üs hakkında şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Büyüyen her güç gibi, Çin’in yurtdışına olan ilgisi de artmaya devam ediyor. Şu anda, tüm dünyaya yayılmış 30 binden fazla Çin firması var. Diplomasimizin en acil görevlerinden biri Çin’in yurtdışındaki çıkarlarını korumak ve sürdürmektir. Nasıl sürdürülebilir? Size açıkça şunu söylemek istiyorum: Çin asla geleneksel (emperyalist) güçlerin yayılmacı yolunu izlemeyecek ve hegemonya amacı taşımayacaktır. Biz, zamanın eğilimini (ruhunu) izleyen ve iki taraf açısından da memnuniyetle kabul edilen Çin’e özgü bir yol keşfetmek istiyoruz.”


Eski diplomat (yeni akademisyen) dostum Hua, yukarıda geçen “Çin’e özgü bir yol” ifadesini şöyle özetliyor: “Çin, emperyalizmin aksine, ülke kaynaklarının yağmasına değil kaynakların keşfedilmesine veya var olan kaynakların iyi değerlendirilmesine ve yaratılan zenginliğin adil paylaşımına dayalı bir model sunuyor.” Bu modelin, Çin’e kazandırdığı “Kaynak talancısı” kötü şöhreti dışında, bugüne kadar pek fazla sorun çıkarmadan işlediği söylenebilir. Bu kötü şöhretin nedeni, hammadde kaynakları yatırımcısı bazı Çin firmalarının bazı ülkelerde çevreye ve toplumun duyarlılıklarına dikkat etmeden, hoyratça faaliyet göstermeleridir. Afrika Kıtasından hammadde çıkaran/alan, bunun karşılığında mamul madde satan ve altyapı yatırımları dışında (en azından şimdilik) başka pek yatırım (sanayi) yapmayan Çin’in, “kaynak talancısı” şöhretini bu açıdan da hak ettiği söylenebilir. Çin’in bu durumun farkında olmadığını düşünmek o keskin ÇKP zekâsını hafife almak olur. Peki, Cibuti üssü Çin’in Afrika Kıtasıyla olan bu hafif pürüzlü ilişkilerinde ciddi bir farklılık yaratabilir mi? Çin sınırları dışında sanayi yatırımları yapmaktan uzak duran, ihracata dayalı ticaret (ve altyapı ve hammadde yatırımları) üzerinden kurulan ilişkiler nasıl ve ne kadar bir farklılık yaratır bilemiyorum. Bilimsel, teknolojik içerik taşımayan ekonomik ilişkiler bir tür çarşı-pazar ilişkisi sayılır ve kalkınmaya anlamlı katkı sağladığı görülmüş şey değildir (Şayet kalkınmadan sadece zenginleşmeyi ve yol-köprü yapmayı anlamıyorsak).

Yeni bir Hong Kong
Hükümet ve basında henüz pek dillendirilmese de, resmi ağızlarda Cibuti için “Doğmakta olan yeni bir Hong Kong (HK)” öyküsü anlatılıyor. Bu, HK, Çin ve Afrika’nın dört bir tarafından birçok firmanın bu serbest bölgeye akın etmesi demek. Yani, bir şey üretmeyen, ticaret ve finansla (ve tabii ki inşaatla) zenginleşen bir ülke. Afrika Kıtasının ihtiyacının tersine giden bir yol... Çin’in avuç içi kadar bir ülke olan Cibuti’ye son dört-beş yıl içinde bir yeni liman, iki yeni havaalanı, Etiyopya-Cibuti demiryolu, su, gaz ve petrol boru hattı vs projelerinden oluşan on beş milyar dolarlık yatırım yaptığı belirtiliyor. Şimdilik tek şubesi Cibuti’de açılan Silkroad International Bank (Uluslar-arası İpek Yolu Bankası) için aktarılması planlanan sermaye buna dâhil değil. “Deniz İpek Yolu” faaliyete geçtiğinde bütün Ortadoğu (İran ve Pakistan dâhil) ve Afrika Kıtası Çin malları almak için Cibuti’ye akacak. Her gün milyonlarca doların aktığı yeni bir Hong Kong doğacak, anlatılan öykü kısaca bu.

Önümüzdeki yıllarda yatırımların artması ve zenginleşmenin Afrika Kıtasının içlerine doğru da yayılması bekleniyor. Bir Çinli akademisyenin ifadesiyle, “Cibuti, Çin’in Afrika Kıtasıyla karşılıklı ekonomik ilişkilerini geliştirmek için ayak bastığı yer”dir. Karşılıklı ekonomik ilişkileri geliştirecek ve zenginleşme sağlayacak araç ise “Deniz İpek Yolu” projesi. Bu kadar hazırlık ve gürültü de zaten öncelikle onun için.

Yani bildiğin askeri üs; ama bu ifadeyi kullanmamak için büyük özen gösteriyorlar. Bunun yerine, “Bölgede uluslar-arası görev gücündeki Çin askerleri için bir lojistik destek tesisi” demeyi tercih ediyorlar ve “Büyük ölçüde sivil amaç güttüğünü” de mutlaka ekliyorlar. Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, “Ayrıca, bu üs Cibuti’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunacak” demesi gibi… Üssü tanımlarken ortaya çıkan kafa karışıklığı ve birbirinden farklı amaçlar ifade etmeleri “emperyalist amaçlar gütmekle” damgalanmak korkusundan kaynaklanıyor.

“Emperyalist niyet” ÇKP’nin çok hassas olduğu ve her kongrede lanetlediği bir konudur. Bu üs hakkında her konuşan-yazan Çin’in böyle bir niyet taşımadığını anlatmak için ciddi mesai harcıyor. Örn. bir uzman-akademisyen şunları söylüyor: “Çin’in dış politikasını yanlış yorumluyorlar. Çin’i, emperyalist amaçlar güden ve bu yüzden ABD ile nüfuz kavgası yapan-köşe kapmaca oynayan bir ülke olarak anlayanlar ve anlatmaya çalışanlar ciddi bir hata yapıyorlar. Çin’in ABD’nin küresel düzeyde askeri üs kurma modelini izlemeyi ya da diğer ülkelerin içişlerine karışmayı planladığını söylüyorlar. Cibuti’deki tesisler, Çin’in Afrika’daki ekonomik çıkarlarını korumak ve bölgesel barışın korunmasına yardımcı olmak içindir, başka bir amaçla değil. Çin sorumlu bir küresel güç gibi davranmaya çalışıyor ve bunu öğrenmeye henüz başladı.”

Nereden çıktı bu askeri üs
Öncelikle, “Deniz İpek Yolu” projesi yüzünden çıktığını söylemek gerekiyor. Bu proje, ticaret yollarını güvence altına almayı, hammadde taşıyan Çin gemilerinin sorun yaşamadan seyahat etmesini sağlamayı, Çin ürünlerinin Aden Körfezi’nden güvenle geçerek Avrupa limanlarına ulaşmasını amaçlayan geniş bir deniz altyapı ağından oluşuyor.

Üs projesinin geçmişini anlamak için Mayıs 2015 tarihli “Askeri Stratejisi Belgesi”ne bakmak gerekiyor. Bu belge, “Çin’in büyük şahlanışını sürdürmesi, Çin rüyasını gerçekleştirmesi ve ulusal güvenlik ve çıkarları, güvenli deniz yollarıyla sağlanan hammadde akışına ve küresel ekonomik istikrara bağlıdır… Çin’in ulusal güvenlik ve kalkınma çıkarlarıyla orantılı modern bir deniz gücü geliştirmesi, ulusal egemenliğini, deniz hakları ve menfaatlerini koruması, stratejik deniz güvenliğini sağlaması gereklidir. Kara gücünün deniz gücünden daha ağırlıklı olması gerektiğini kabul eden geleneksel askeri zihniyet terk edilmelidir” diyor.

Bir emekli general prof., bu belgenin meali sayılabilecek şu değerlendirmeyi yapıyor: “Günümüzde Çin ekonomisi geçmişe oranla çok daha ihracat odaklı ve ekonomik çıkarlarımız dış dünyaya yayılmış durumda. Sonuç olarak, Çin, denizyollarının, denizaşırı kaynakların ve Çin vatandaşlarının güvenliğini sağlamalıdır.” Bu general, Cibuti üssünü “Lojistik destek tesisi” olarak değil “Askeri üs” olarak anıyor ve “Geçmişte, asla bir denizaşırı üs inşa etmeyeceğimizi söyledik ancak şimdi bir tane inşa ettik. Neden? Çin, ABD’nin hegemonya kurma politikasını taklit mi ediyor? Hayır. Değişen uluslararası güvenlik durumuna uygun olarak Çin’in denizcilik çıkarlarını korumak gerekiyor.” Görüldüğü üzere, anahtar kelimeler, “ülke çıkarlarını korumak” ve ÇKP için lanetli bir kavram olan emperyalizmi yani “hegemonya kurmayı” reddetmek.

Başlıktaki soru
Çin Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına, “Askeri Stratejisi Belgesi”nde bahsedilenlere ve generalin söylediklerine bakarak, düz bir akıl yürütmeyle, başlıktaki soruya “Evet” cevabı verilebilir. Ne de olsa Pentagon (bir anlamda, ABD Askeri Stratejisi Belgesi-böyle bir belge varsa) ve ABD’li generaller ve politikacılar da Suriye’de veya dünyanın başka ülkelerinde/ bölgelerinde bulunma nedenleri için benzer şeyler söylüyorlar. Sanırım burada üzerinde durmamız gereken nokta bir yerde bulunmaları değil orada neden, nasıl ve hangi amaçlarla bulundukları ve ne yaptıklarıdır. “Çin’in Cibuti’de hangi amaçla bulunduğu”na ilişkin kuşkular hakkıda tatmin edici cevabı önümüzdeki beş-on yıl içinde alacağımızı düşünüyorum. Şimdilik şunu söyleyebilirim: Çin, ABD ve Japon emperyalizminin denizden ve çevre ülkelerdeki üslerle kuşatmaya çalıştığı (ama başarısız olduğu) sınırları, kendi sınırlarının çok uzağına doğru genişletti. Bundan sonra, ABD-Japon emperyalizmi Çin ile uğraşmak için İpek Yolu Projesiyle de uğraşmak zorunda kalacaktır. Bu, emperyalizme meydan okumak veya nüfuz savaşına girişmek midir? Sanmıyorum.
cin-emperyalist-mi-oldu-322370-1.
4 yanıt verilebilir
Sonuç olarak, “Çin Cibuti’de ne arıyor?” sorusuna karşılık olarak şunlar söylenebilir:

1. Deniz İpek Yolu’nun güvenliğini sağlamak. Çin’in denizyolu konusundaki dikkati körfez, kanal gibi gemilerin seyahatine sorun çıkarabilecek bölgelere dönüktür. Dolayısıyla Cibuti üssü, Süveyş kanalından geçişi garantiye alacaktır. Bölgede korsanlarla mücadele de konunun bir diğer boyutu.

2. Zaman içinde Afrika Kıtasının büyük bölümüne uzanabileceği bir ticaret üssü kurmak.

3. Afrika Kıtasında yaşayan ve çalışan bir milyon Çinli ve binlerce Çin firmasının güvenliği için bir adım atmak.

4. Petrol kaynaklarına yakınlık. Dolayısıyla, enerji kaynaklarını güvenceye almak. Bir ABD’li eski diplomatın “Enerji kaynaklarının yukarısında (Akdeniz) Rusya, aşağısında Çin” şeklindeki değerlendirmesi, biraz spekülatif olmakla birlikte, bence dikkate almaya değer.