Çin komünizmi: Sınıf savaşı mı, aman ha!
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK

1983’teki ÇKP kongresinde yaptığı konuşmada Deng Xiaoping de Hu ve Zhao gibi (önceki yazı) son yıllarda artan “burjuva liberalizminin istenmeyen toplumsal etkileri”nden söz eder ve bunu “manevi kirlilik” olarak adlandırır. Bu kirliliğin başlıca belirtileri olarak şunları sayar: Aşırı bireycilik, paraya düşkünlük, “feodal batıl inanç” uygulamaları, cinsellik ve pornografi, Batılı tarz saç kesimi ve giysi ve sakal. Çin’in “sosyalist manevi uygarlığını” kurma çağrısı yapar ve bu kirliliğe karşı kampanya başlatılmasını ister. Kampanya başlatılır ama Kültür Devrimi sırasında görülenlere benzer aşırılıklar ortaya çıkar. İpin ucu kaçınca, üç ay sonra sonlandırılır.
Görüldüğü üzere, bazıları “yok daha neler” dedirten yozlaşma işaretlerini uyguladıkları dönüşüm politikalarının sonucu olarak görmek aklılarından geçmemiş. Ayrıca, “manevi kirlilik” işaretleri arasında son on yılda türeyen yeni zenginler için inşa edilen Pekin ve Şanghay’daki lüks semtler, bu zenginlerin fazlasıyla görgüsüz, insanların nefretini kazanan şaşalı yaşamları yok. Bu yeni sınıf aslında bir zamanların fabrika yöneticileri veya bürokratlardır. Yani “reform” sürecinin ilk yıllarında devletin sahip olduğu işletmeler hisse karşılığı çalışanlara devredilirken (ilgili ÇKP yöneticisinin işbirliğiyle) çoğunluk hissesini elde edenlerdir-ve tabii ki hepsi parti üyeleridir. Yani kirlilik aslında başka yerde.

Bildiğim kadarıyla, bu kirlilik-yozlaşmadan rahatsızlığını açıkça ifade eden tek adam ÇKP sekreteri Hu Yaobang. Lakin o da nedenlerden değil sonuçlardan bahsediyor. Yine de, iki-üç yıl sonra geniş çaplı bir yolsuzlukla mücadele programı başlatmış ve üst düzey parti yöneticileri ve çocukları hakkında soruşturma açılmasına izin vermiş. Hu’nun birçok güçlü parti yöneticisinin gözünden düşmesinin asıl nedeni budur.
Akla ister istemez “ÇKP’nin bu sosyalizm titizlenmesi, sosyalizm üstüne attığı bunca nutuk ve tuttuğu kapitalist dönüşüm yolu arasındaki açık tutarsızlığı nasıl değerlendirmek lazım?” sorusu geliyor. Böyle bir tutarsızlıktan biz; yani bakış açısı ÇKP tedrisatıyla formatlanmamış olanlar söz ediyoruz. Onların elinde süreç için bir sihirli açıklama sunan Deng’in “Çine özgü sosyalizm” kavramı var ve dolayısıyla bir çelişki görmüyorlar. Deng’in şu söyledikleri bu kavramın kısa bir özeti: “Sosyalist sistemi sürdürmek istiyorsak, üretici güçleri geliştirmek hayatidir. Reform sürecinde iki şeyden emin olmalıyız: Birisi ekonominin kamusal kısmının her zaman baskın olması; diğeri ise ekonomiyi geliştirmekle ortak zenginlik arzulamamız, daima kutuplaşmadan (siz sınıf savaşı diye anlayın) kaçınmaya çalışmamızdır…Sosyalizmin avantajlarına rol verirken, bazı kapitalist yöntemler de uyguluyoruz – fakat yalnızca üretici güçlerin gelişmesini hızlandırıcı yöntemler olarak”.
Kavramın kırışıklıklarını gidermek için yüzlerce insanın yazdıklarından oluşan devasa bir külliyat oluşmuş durumda. Buna aslında bir inanma-inandırma çalışması demek daha doğru olur. Zira kimsenin çelişkiyle ilgilendiği yok. Dönüşüm politikalarının asıl mimarı Zhao Ziyang, “Bir dizi ekonomik reform yaparak üretimi teşviş ettik ve ‘Çin sosyalizminin yüz yıl sürebilecek o ilk aşamasını’ geçtik” diyor.

Deng’in yukarıdaki sözlerinde geçen “ekonominin kamusal kesiminin baskın olması” iddiasındaki “baskın” artık anlam ve biçim değiştirmiş durumda. Yani ekonominin büyük kısmı anlamına gelmiyor. Artık devlet, kapitalizmin kuyruğunu başka bir yolla elinde tutuyor ve dolayısıyla istediği gibi hizaya getirebiliyor: Bankacılık, telekomünikasyon, madencilik, ulaştırma, basın-yayın gibi temel sektörler kamuya ait, ÇKP’nin tam kontrolünde. Tabii ki en önemli sektör, sanayi sermayesiyle birleşmesine asla izin vermedikleri bankacılık. Malum, finans kapitale hükmeden kapitalizmin kuyruğunu da elinde tutar. Sosyalizmden anladıkları şey, kapitalizm üstündeki işte bu devlet kontrolü, daha fazlası değil.

Dönüşüm süreci, Mao’nun “köylülük, küçük-orta ölçekli sanayi, ağır sanayi” olarak sıralanan kalkınma stratejisinin ters yüz edildiği dönemdir. Artık neredeyse tamamen tasfiye edilmiş bir köylülük ve büyük bir kentli işçi sınıfı söz konusu. Umudum, bir süredir yavaştan filizlenmeye başlayan kentli proleterya hareketi...