Çipras’ın yolu
SELAMİ İNCE SELAMİ İNCE
Çipras’ın kararı hem Avrupa hem de Yunanistan için değerlendirilmeli Realite ve ütopya arasında hiç mi boş alan yok?

Evet, Avrupa Birliği ve Troyka, Yunanistan’ın asiliğini törpülemekle kalmadı, Yunanistan’ın egemenliğini bitirmeye yönelik ciddi bir darbe yaptı. Yunanistan, alınan bu kararlarla, Avrupa Birliği içine çekilip, egemenlik bölüşümü üzerinden Avrupa’ya entegre edilmek yerine, tamamen Almanya’nın sömürgesi haline getirildi. Almanya bir adım öne çıkarken Avrupa Birliği ve Yunanistan egemenlik konusunda ciddi zaafa düştü. Gelinen noktada bir yeni Alman emperyalizminden bahsetmek mümkün mü? Evet. Ancak bütün bunlar madalyonun sadece bir yüzü.

Ancak, madalyonun diğer yüzüne bakıldığında Almanya egemenliği hatta Avrupa Birliği birçok açıdan tartışmalı duruma düştü. Paradan başlayalım. Almanya’nın en büyük destekçisi, Yunanistan’ın para musluğunu kesen Avrupa Merkez Bankası idi. Son karardan sonra Avrupa Merkez Bankası’nın Alman hegemonyası altında kalacağını söylemek ve sorunsuz bir ilişki geliştirileceğini ummak da yanlış. Uzun vadede Avrupa Merkez Bankası içinde Almanya üzerinden ciddi sorunlar yaşanacağını ve bölünmüş bir Avrupa ile karşılaşacağımızı şimdiden söylemek mümkün. Avrupa Merkez Bankası başkanının Fransa çizgisinde olacağını kestirmek zor değil. IMF konusunda da aynı şeyi söyleyebiliriz.

ALMANYA FRANSA KAVGASI

Çünkü, Avrupa Birliği içinde ekonomik ve siyasi açıdan farklılıklar gösteren Almanya ve Fransa arasında önümüzdeki süreçte bir ayrışma yaşanması kaçınılmaz. En son Yunanistan’ı Avro’dan atmak ve/veya varlığına el koymak biçiminde işleyen Alman ekonomik ve siyasi planına karşı Fransa’nın cılız da olsa itirazı gözlerden kaçmadı.2017’de başkanlık seçimlerine giden Fransa’da Hollande’ın Merkel çizgisinden ayrılması hatta Merkel çizgisine savaş açması gerekiyor. Solun oyunu almadan Başkan seçilemeyecek olan Hollande, Merkel ile yolları ayıracağının işaretlerini zaten veriyor. Her ne kadar Hollande, seçim vaatlerini tutmamışsa da önümüzdeki dönemde hem 2017 seçimleri dolayısıyla hem de Yanis Varoufakis’in uyarısı nedeniyle bu sefer Almanya’yı dinlememek zorunda.

Avrupa Birliği içindeki pazarlıkta Fransa Devlet Başkanı Hollande’ın Yunanistan’ı Avro bölgesi içinde tutulmasını sağlarken kendiyle ilgili Alman planına da bir set çekmek istedi. Avrupa Birliği’nin kendi borcunu, ister özel ister kamusal olsun, bir ülkenin üstüne yıkması yani Yunanistan’a göndermesi hiçbir sorunu çözmeyecek. Önümüzdeki dönemde borç Avrupa’nın karşısına daha da birikmiş olarak gelecek.

AVRUPA AYNI GEMİDE DEĞİL

Bu sadece Avronun problemi değil, siyasi olarak da Almanya’nın tutumu Avrupa’nın bir “birlik” olduğu duygusunu neredeyse tamiri imkânsız bir biçimde zedeledi. Avrupa içindeki eşitsizlik ve bunun parasal meselelerde kendini göstermesi, yıllardır Avrupa’nın erişmeye çalıştığı ve sözleşmenin temel direği olan “refah kıtası” perspektifini tamamen zedeledi.

Avrupa artık neo liberal bir ormana döndü. Avrupalı vergi verenlerin “bizim vergimizle Yunanlar alem yapıyor, artık yeter” dediği propagandaları yapılırken elbette kimse Avrupalı vergi verenlere ne istediğini sormadı. Onlar adına Avrupa Birliği bürokratlarıyla Almanya Maliye bakanı karar verdi ve sonuçta Almanya, bütün Avrupa’yı disiplin altına aldı. Bu düzenin böyle sürmeyeceği açık ve Syriza aslında tam da bu düzene karşı.

Bütün bunların ötesinde bizi daha çok ilgilendiren şey, Syriza rejiminin yaşadığı radikal dönüşüm daha doğrusu radikal ikilem. Sorumluluğu üzerine alan Çipras, özetle, Yunan halkının felaketini önlediğini söylüyor ancak varılan anlaşmanın da ülke sorununu çözmeyeceğini belirtiyor. Seçilen yolun hiçbir zaman en iyi yol olduğunu söylemediğini belirten Çipras, seçtikleri yolla hem Avrupa’yı hem de Yunanistan’ı bir felaketin eşiğinden döndürdüklerini vurguluyor.

UZUN YÜRÜYÜŞ MÜ DEVRİM Mİ?

Çipras bu politikasına, Meclis’te kendi 30 milletvekilinden hayır cevabı alırken, ısrarla “felaketin kıyısından dönüldüğü” tezini işliyor ve aslında bundan başka bir siyaset izlemenin mümkün olmayacağını belirtiyor. Yunanistan’ın kararının daha doğrusu Brüksel’deki son kararın, Çipras’ın tek başına aldığı bir karar olmadığını, Almanya’nın Yunanistan’ı Avro’dan atma tehdidine karşı Fransa’nın bulduğu çözüm olduğunu inananların sayısı hiç de az değil. “Tek ülkede sosyalizm” veya “tek ülkede kapitalizm” kavramlarını dikkate alırsak bu teze bizim de inanmamız gerekiyor.

Ancak buna rağmen Syriza siyasetindeki yarılmanın da kolay kapanmayacağını söylemek gerekiyor. Avrupa Sol Parti anlayışındaki diğer partilerde de görülen “realist reformistler” ile “radikal ütopistler” arasındaki yarılmanın bir ayrılığa ve bölünmeye mi yol açacağı yoksa hala bir arada yaşama imkanının olup olmadığını yakın zaman gösterecek. Örneğin Fransa ve Almanya’da reformistlerle ütopistler aynı partide bir arada yaşamayı becerebiliyor.

Yunanistan, devrim değil uzun bir yürüyüş başlattı. Bu yürüyüşte yola birlikte çıkanların ya önemli bir kısmı ayrılacak ve yürüyüş daha başında sona erecek ya da Yunanistan’dan bütün dünyaya yayılan başka bir dünyanın mümkün hatta zorunlu olduğu anlayışı yol kazalarına rağmen devam edecek. Önemli olan kortejden ayrılmamak ve yürüyüşü tekrar derleyip toparlamak.

Not: Ağustos ayı boyunca yazamayacağım. Eylül’de görüşmek üzere.