Çipras zulme ‘yeter’ dedi!
HAYRİ KOZANOĞLU HAYRİ KOZANOĞLU

1. 30 HAZİRAN (BUGÜN) NEDEN ÖNEMLİYDİ?

Çünkü 30 Haziran’da Yunanistan’ın IMF’ye 1.5 milyar avroluk bir ödemesi bulunuyordu. Bir aksama halinde Yunanistan temerrüde düşecekti. IMF Genel Direktörü Christine Lagarde’ın bir 30 gün daha mühlet verip, Temmuz sonunda yönetim kurulunu haberdar etme yetkisi vardı. Fransa’nın Demir Leydisi hiçbir esneklik göstermeyeceğini açıklayarak, başka seçenek bırakmadı. Çipras hükümeti elde kalan son avroları IMF kasalarına akıtmayı değil, kamu çalışanlarının ve emeklilerin maaş ödemeleri için kullanmayı, diğer bir ifadeyle doğru ve insani olanı seçti.

2. REFERANDUMA GİTME MANTIĞI NEDİR?

Troyka denilen IMF-Avrupa Merkez Bankası-Avrupa Komisyonu çetesi baştan beri uzlaşmaz, zorbaca bir tutum izledi. Şık takım elbiseler/tayyörler, kameralara şirin gülücükler neoliberalizmin gaddar temsilcilerinin duyarsızlıklarını gizleyemedi. Medyaya pompalanan, “uzo içmekten, sirtaki oynamaktan, siestaya yatmaktan” başka kaygısı olmayan tembel Yunanlı imajıyla, sol bir hükümete diz çöktürmeye çalıştılar. Son zamanlarda sıkça hatırlanan, Baba’nın yazarı Mario Puzo’nun, “Finans bir silahtır. Politika ise ne zaman tetiğe basacağını bilmek…” sözüne uygun biçimde Çipras referandum silahına sarılarak halkının onurunu kurtardı.

3. ÇİPRAS NEDEN BAŞTAN KÖPRÜLERİ ATMADI?

Syriza, haşin kemer sıkma programının yaralarını saracak, sade Yunan yurttaşının yaşam şartlarını göreceli biçimde düzeltecek, ılımlı Keynesyen diye nitelendirilebilecek Selanik programıyla seçmenin desteğini kazandı. Bu noktada, “yanlış hesap Brüksel’den döner” yakıştırması abartılı sayılabilir. Çünkü istikrar programından bunalan ortalama yurttaş için Avrupa rüyası henüz bitmemişti. Hala Avroda kalarak bir çözüm bulunabileceğine inanmak istiyorlardı. Bu nedenle, özellikle Oyun Teorisi uzmanı Maliye Bakanı Yanis Varufakisin’in yıpratma stratejisi, Troykanın katı, acımasız tavrının teşhir olmasını sağladı. Syriza bir anlamda tüm yolların “çözümsüzlüğe” çıktığını kanıtladıktan sonra düğmeye bastı.

4. AVRUPA KURUMLARI BAŞTA NEDEN TAVİZKAR BİR İZLENİM VERDİ?

Çünkü 2010 Yunan krizi ortaya çıktığında, arslan payı Alman ve Yunan bankalarına ait olmak üzere Avrupa bankalarının 250 milyar dolar alacağı söz konusuydu. Avrupa Finansal İstikrar Fonu, Hellenik Fonu filan derken bin türlü madrabazlıkla özel sektörün Yunanistan’dan alacağı 40 milyar avro civarına kadar geriledi. Aradan geçen zamanda, “Yunanistan’ı kurtarıyoruz” teraneleri arasında 2009-2014 arasında reel ücretler yüzde 35 geriledi, ekonomi yüzde 26 daraldı, işsizlik yüzde 26’ya sıçradı; pasta küçülünce kamu borcu da GSMH’nin yüzde 113’ünden, yüzde 175’ine sıçradı. Bir anlamda, Yunan halkı sürünürken, finansal madrabazlıklarla yük kamuya havale edildi, Avrupa emekçileri fiilen bankaların borçlarını üstlenmiş oldu.

5. AB, SYRIZA HÜKÜMETİNE NEDEN HAŞİN DAVRANIYOR?

Öncelikle, neoliberal tasarımı mahkum eden, Troyka karşıtı radikal sol bir hükümetin başarısız olması için amansız bir sınıf savaşı yürüttükleri söylenebilir. Ayrıca SYRIZA’nın İspanya’da Podemos Hareketi’nin yükselişinden başlayarak sol bir dalga yaratmasından ürktüler. Özellikle İspanyol başbakanı Mariano Rajoy düşmanca bir cephenin örülmesine katkıda bulundu. Almanya, Finlandiya, Hollanda, Lüksemburg’un oluşturduğu “tuzu kurular” kanadı şahin tavırlarıyla öne çıktı.

6. YUNANİSTAN SON TEKLİFİ NEDEN KABUL ETMEDİ?

Çünkü bu önerinin 5 ay rahatlama sağlayacak şeklinde reklamı yapıldı. Halbuki ayrıntılara girince, tüm fonların Avrupa Merkez Bankası ve IMF başta gelmek üzere borçların ödenmesine ayrılacağı; paraların sermayenin bir cebinden çıkıp öteki cebine gireceği, halkın yine avucunu yalayacağı anlaşıldı. Bu süreçte ekonomide durgunluğun derinleşeceği, sosyal yıkımın yaygınlaşacağı, siyasi faturanın da SYRIZA’ya ayan beyan ortaya çıktı.

7. FARKLARIN MİNİMUMA İNDİĞİ PROGRAM HANGİ MADDELERİ İÇERİYORDU?

Öncelikle faiz dışı bütçe fazlası, diğer bir ifadeyle faiz ödemeleri çıkarıldıktan sonra bütçenin gelir-harcama dengesi 2015’te yüzde 1’den, 2018’de yüzde 3.5’e artan pozitif bir seyir izleyecekti. Böylelikle bütçe büyük ölçüde faiz ödemelerine kilitlenecekti.Gelir dağılımını emekçiler açısından bozan KDV’nin vergiler içerisindeki ağırlığı artacaktı. Yiyecek, enerji gibi temel ihtiyaç maddelerinin KDV’si bile yüzde 13’e sıçrayacaktı. Buna karşı Brüksel çevreleri kurumlar vergisinin yüzde 26’dan 28’e yükseltilmesine bile itiraz ediyordu. Hepsinden önemlisi zaten kuşa dönen emekli maaşlarını iyice indirecek şartları dayatıyorlardı.

8. YUNANİSTAN NEDEN SERMAYEYE BAŞVURDU?

15 Ocak’ta SYRIZA’nın seçim zaferinden sonra Yunan sermaye çevreleri kasıtlı bir biçimde hükümete sabotaj uyguladılar. Bankaların mevduatları 238 milyar avrodan, 130 milyar avroya kadar geriledi. Bu durumda bankacılık sisteminin ayakta durması neredeyse imkansızdı. Avrupa Merkez Bankası’nın Acil Likidite Yardımı programıyla uzatmalar oynanmaya başladı. Geçen hafta bu programla pompalanan likidite 89 milyar avroya ulaşmışken, musluklar kapatıldı. Bir yandan mevduat çekilir, öbür yandan likidite kururken “oyunun devamı” imkansız hale geldi.

9. 5 TEMMUZ GÜNÜ YUNAN HALKI NEYİ OYLAYACAK?

Halka 25 Haziran’da Euro Grubu’nun önerdiği taslak anlaşmasını kabul ediyor musunuz? sorusu yöneltilecek. Haliyle sade yurttaştan teknik ayrıntılara vakıf olup, incelikli bir değerlendirme yapmasını bekleyemeyiz. Basitçe, bu “Troyka” zulmünün devamına razı mısınız, yoksa ipleri koparıp bağımsız bir ekonomi politikası izlenmesinden yana mısınız? sorusuna cevap aranacak. Hayır cevabı çıkarsa, belki yine ciddi mahrumiyetlere katlansa da, Yunanlılara öz güçlerini göstermek, kendilerini dosta düşmana ispatlamak fırsatı doğacak. Evet cevabı ise neoliberalizmin pençesinde inlemeye devam anlamına gelecek.

10. AB VE ÇEVRELERİ REFERANDUMDAN NEDEN KORKUYORLAR?

Öncelikle muhtemel bir hayır cevabı Yunan halkının küresel krizin başından beri uygulanan kemer sıkma politikalarını reddetmeleri anlamına gelecek. Yunan ekonomisinin başarılı bir performans göstermesi halinde; İspanya, Portekiz, İtalya, güney ülkelerinden başlamak üzere seçmenin radikal sol partilere yönelmesinin önü açılacak. Her şeyden önce, “zayıf halka”nın kopması ile avro tasarımının ilelebet geçerli olmadığı, pekala terkedilebileceği anlaşılacak.