'Çirkin Kral Efsanesi' filminin yönetmeni Hüseyin Tabak: Yılmaz Güney’in özü annesinden geliyor
11.11.2018 09:59 BİRGÜN PAZAR

Öykü Özfırat

Sinemamızın en değerli isimlerinden Yılmaz Güney’in hayatını ve sanatını anlatan belgesel “Çirkin Kral Efsanesi” 26 Ekim’de vizyona girdi. Hüseyin Tabak’ın yedi yılda tamamladığı filmde Nebahat Çehre, Fatoş Güney, Haneke, Costa Gavras ve daha bir sürü önemli isim Güney’e dair anılarını tüm gerçekliğiyle anlatıyorlar. Belgeseli, yönetmeni Tabak ile konuştuk

► Yılmaz Güney ile aranızda nasıl bir bağ vardı? Belgesel fikri nereden çıktı?
Aslında film okuluna başladığımda aklımda bir Yılmaz Güney belgeseli fikri vardı ama çok başkaydı. Orada Duvar filminde olan çocukları, çoğu film yapmadı çünkü o filmden sonra, bir araya getirmek istiyordum. Tuncel Kurtiz ile birlikte çekilen yerde onlarla konuşmak istiyordum. Ama çocukları bulmak çok zordu. Çünkü o zamanlar Yılmaz Güney, Duvar filmindeki çocukların ismini jeneriğe yazmamış onları korumak için. Ama ben hep kısa filmlerimde Yılmaz Güney’e saygı duruşu olsun diye teşekkür ederdim. Mehmet Aktaş, film yapımcısı, bunu bir kısa filmimde gördü. Beni Berlin’e davet etti ve neden yazdığımı sordu. Ben de dedim Yılmaz Güney sayesinde sinemaya başladım ve onun filmlerini izleyip hikayesini okuduktan sonra biraz cesaret buldum. Çünkü ben küçük bir şehirden geliyorum. Sinemacı çıkmayan bir şehrinden. Bu hırs beni tuttu Yılmaz Güney sayesinde ve öylece 2003’te ilk kez bir sette çalıştım çay falan yaptım koşturdum. Sonra kamera alıp kısa filmler çekmeye başladım. Mehmet Aktaş sonra dedi ki benim bir fikrim var. Yılmaz Güney’i bir genç yönetmen araştıracak ve bu da bir belgeselde gösterilecek. Çok hoşuma gitti o zaman ve dedim birkaç senede çekilir yani. Sonra tabii arkadan 7 yıllık iş çıktı.

2 yıl boyunca okudum ve izledim
► Biraz derleme sürecinden bahseder misiniz?

İlk 2 yıl tek okumakla ve filmleri izlemekle geçti. Çünkü belgesele de bir senaryo lazım. Kafanda bir hikâye olması lazım. Bunu da 2 yılda filmlerini izleyerek, kitaplarını okuyarak ve Yılmaz Güney üzerine yazılmış kitapları okuyarak, ki onlar daha fazla 30-40 tane var, geçirdim. 2013’te çekimler başladı 4 yıl sürdü. Ondan sonra 1,5 yıl da kurgu sürdü. Kurgu yaparken çekimler de devam etti eksikliklere göre. Süreç olarak en zor olan kurguydu çünkü 110 saatlik çekmiştik.

► Yılmaz Güney üzerine arşiv taraması yaparken ilk kez öğrendiğiniz birkaç anekdot paylaşabilir misiniz?
Atatürk Kütüphanesi’ne gidip İstanbul’da sayfa sayfa bütün magazinleri okudum. Acayip şeyler yazılıyordu Yılmaz Güney üzerine. Her hafta manşetteydi neredeyse. O beni biraz heyecanlandırdı eski gazetelere, magazinlere bakmak. Bir belgesel var onu Türkiye’de hiç kimse izlemedi. Yılmaz Güney ölmeden 6 hafta önce BBC’ye İngiltere’de röportaj veriyor ve o zamanlar çok zayıflamış zaten onu öyle konuşurken görünce insan hemen şey oluyor. Orada hayatının neredeyse tamamını anlatıyor. Onu bize vermek istemediler çok pahalı fiyat istediler. Ama onu orada görmek, kendi sesiyle kendisini anlatması çok heyecanlıydı. Onun dışında Yılmaz Güney’in ailesinin fotoğraflarına bakmak… Yılmaz Güney’in oğlunun sünneti için hapisten çıkışı. Yılmaz Güney’in annesinin üzerine kuma getirilmesi bu çok beni şaşırttı. Ve annesi babasını terk ediyor. O zamanlar için üzerine kuma gelince evi terk et 2 çocuğu yalnız başına büyüt bunu herkes yapamaz. Annesinin çok güçlü bir kadın olduğunu ve Yılmaz Güney’in gücünün ve belki özünün annesinden geldiğini öğrendim.

► Yurt dışındaki isimlerle iletişim nasıl kuruldu?
Yılmaz Güney herkes için bir anahtar isimdi. Ondan bahsederken dinliyorlardı seni. Röportaj da vermek istiyorlardı ama doğru zamanı bulmak biraz zor oldu. Cannes’ın o yıllardaki yönetmeni gerçekten en baştan beri hep maillere cevap verdi ama gerçekten bu insanlar o kadar meşgul ki bir röportaj için zaman bulmak en zor kısmı oldu. Yoksa ama onları yakaladığın an hemen çok samimi çok sıcak konuşmaya başlıyorlardı. Yılmaz Güney’in onlara verdiği sıcaklığı hissediyor insan. Mesela Costa Gavras şeyi anlattı. Yılmaz Güney’in “Yunan Hançeri” diye bir senaryosu vardı ölmeden önce Tarık Akan’ı oynatacaktı onda. Bir Yunan ve Türk’ün hikâyesiydi. Onun üzerine Costa Gavras ile görüşüyordu çok fazla. Hatta Yılmaz Güney öldükten sonra Fatoş Güney, Costa Gavras’tan Yılmaz Güney’in hayatını çekmesini istemişti. Ama Costa Gavras demiş ki ona “Bunun için bir Türk ya da Kürt yönetmen daha iyi olur.” Yılmaz Güney’in yurt dışında inanılmaz projeleri vardı. Amerika’da bir dizi yapmayı düşünüyordu. Bu ama daha çok ticari güç olması için. Fatih Akın ile görüştüm film için. Fatih Akın da Yılmaz Güney’in filmini çekecekti. Kızının gözünden çekmeyi düşünüyordu. Ama başka projeler araya girince çekemedi ama bana sağ olsun araştırdığı malzemeyi verdi. Başka hiçbir yönetmen yapmaz bunu. Martin Scorsese, Elia Kazan üzerine bir belgesel çekmiş. Beni oturtturdu izlettirdi örnek olarak.

Paradoksları var
► Yılmaz Güney 26 Ekim 1982 yılında vatandaşlıktan çıkarılıyor. Bugün de aslında 26 Ekim ve film vizyona girdi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında filmde bir yerde söyleniyor. Yılmaz Güney çok paradoks bir insan. Bir tarafta onu kontrol edemeyen iktidarlar var. Tarık Akan diyor filmde, “Türkiye’nin bir kuralı vardır. Yaratıcı sanatçılar ya hapsedilir ya öldürülür ya da yurt dışına kaçırtılır.” Bu gerçekten Türkiye’nin bir sistemidir. Ama iktidarlar bu konuda başarısız oldular. Yılmaz Güney ismi hâlâ yaşıyor. Ama ondan sonra kimse gelmedi. Şu anda sinemacıların içinde ismi olan sanatçılar var. Gücü olan sanatçılar var ama halkın hayatını bir ayna gibi göstermiyorlar. Sanatçı nedir? Yaşanan hayatı müziğe ya da resme ya da beyaz perdeye aktarmak. Bu Türkiye’de genelde genç yönetmenler tarafından yapılıyor. Ama onlar da bunu yaptıktan sonra genelde eziliyorlar, başka projelere bütçe alamıyorlar. Bu çok üzücü bir şey.

cirkin-kral-efsanesi-filminin-yonetmeni-huseyin-tabak-yilmaz-guney-in-ozu-annesinden-geliyor-529679-1.

► Türkiye’de son dönemde siyasi iktidar bile kendi ideolojileriyle ters düşse bile Nazım Hikmet, Ahmet Kaya ya da Yılmaz Güney gibi isimlerden alıntı yapıyor. Onların bile aslında Yılmaz Güney ismine başvurması Güney’in ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu göstermiyor mu sizce de?
Nazım Hikmet, Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney gerçekten de aynı kovanın içine koyabileceğimiz isimler. Üçü de gerçekten halk sanatçısıydı. Ama sinemanın bir zor tarafı var. Sinema çok masraflı bir sanattır. Ve bir müzik gibi hemen dinlenemiyor. Yılmaz Güney’in filmleri maalesef 90’lardan bu yana gösterilmedi. Ve yeni gelen jenerasyon onun filmleriyle büyümedi. Yasak değiller aslında ama televizyonlar reyting yapmıyor diye göstermiyor çoğu zaman. Ama tabii işlerine geldiklerinde iktidar seçimlerden önce cumhurbaşkanı da konuşurken “Yılmaz Güney’i dinleseydik ülkemiz bu hale gelmezdi” diye laf kullandı. Öyleyse Yılmaz Güney’i yine dinleyelim. Filmlerini restore edelim mesela. Film eserleri restore edilecekti ama hâlâ yalnızca 2 tanesi restore edildi. Ya da bir Yılmaz Güney Sinema Okulu açılsın. İstanbul’da yani Diyarbakır’da falan değil bir sokak bir park adı olsun. Yalnızca seçim zamanı değil yani. Yılmaz Güney hiç ölmeyecek bu bir gerçek. Bu Nazım Hikmet için de geçerlidir, Ahmet Kaya için de Yaşar Kemal için de. Siyasetçiler gelip geçecek ama onlar kalacak.

► Yurt dışında yaşayan bir yönetmensiniz. Film başka ülkelerde de çeşitli festivallerde gösterildi. Yurt dışından Yılmaz Güney nasıl görülüyor?
Film aynı zamanda Türkiye sinemasının bir panoramasıdır. İnsanlar belgeseli izlerken aslında Türkiye sinemasını da izliyor ve Türkiye tarihi ve siyaseti de izliyor. O anlamda onlar için çok yeni bir dünya açılmış oluyor. Bu bize Yılmaz Güney’in gerçekten bu toprakların bir parçası olduğunu gösteriyor. İzleyenler filmi bizim ülkede böyle bir sanatçı var mı? Bizim ülkede biri ölürse binlerce insan cenazesine katılır mı ya da öldükten sonra 30 yıl afişleri hala asılı olur mu? Diye düşünüyor. Bu bildiğimiz kişilerden Che Guevara’dır. Gençler dövme yapar falan ne bileyim. Ama başka ülkelerden böyle bir sanatçı çıkmadı. Türkiye’de bence en az 1 milyon evin içinde hâlâ resmi ya da afişi asılıdır. Yurt dışında Yılmaz Güney’i kime sorsam hemen durup işini bırakır onun üzerine konuşurdu, kendi Yılmaz Güney’ini anlatırdı.

Blossier’i yanına çağırıp “Adam haklı” diyor
► Filmi izlemeden önce idealize edilen, efsaneleştirilen bir Yılmaz Güney ile karşılaşırız kaygısı içerisindeydim. Filmde Güney’in kumar oynadığı da, Nebahat Çehre’ye şiddet uyguladığı da aslında birinci derece tanıklar tarafından anlatılıyor. Yılmaz Güney’i her yönüyle koyma fikrine nasıl karar verdiniz? İkilemde kalmış mıydınız?

Ben Yılmaz Güney’i araştırırken böyle şeyler hep geliyordu. İki kapı arasında kalmıştım ben de. Koysam zarar görür mü diye düşünüyordum. Ve çok önemli bir insanla konuştum. O da “Duvarın Etrafında” filminin yönetmeni Patrick Blossier. Yılmaz Güney Duvar filmini çekerken o da bunun belgeselini çekiyor. Baya Yılmaz Güney’in çocuklara, ekibe davranışını çekiyor. Ve bunu kurguluyor ve Yılmaz Güney’e yolluyor. Sonra bu yönetmeni bir gün birisi arıyor, Yılmaz Güney tabii o zaman Paris’te gizli yaşıyor. Diyorlar bu saatte bu telefon kulübesine gel, oradan arıyorlar yok şuraya gel. En sonunda kapalı bir Türk restoranında görüşecek oluyorlar. İçinde ışık yok kapı kapalı. Kapıya vuruyor, kapı açılıyor arkada Yılmaz Güney yanında 2-3 kişi masada hepsinin önünde tabanca var. O da yanlarına gidiyor korkuyor. Sonra Yılmaz Güney kollarını açıyor sarılıp ona korkusunu alıyor. Ondan sonra diyor ki “Ya Patrick, arkadaşlar diyor ki sen beni kötü göstermişsin biz ne yapacağız şimdi.” Diyorlar bunu yeniden kurgulaman lazım. Patrick de diyor ki, “Ben sizi olduğunuz gibi gösteriyorum ne yalan ne de kattığım bir şey yok. Çekimler böyle geçti onu gösteriyorum.” Ondan sonra Fatoş Hanım diyor bu böyle olmaz. Yılmaz Güney aniden hepsini susturuyor ve bu adam haklı diyor. Ben böyleyim, bu böyle olacak, rakıyı getirin diyor. Ondan sonra o gece öyle bir içmişler ki…

Yani Yımaz Güney Patrick Blossier’e bu izni verdikten sonra ben dedim ben Yılmaz Güney’i böyle olduğu gibi göstersem bana da izin verirdi. Bu bana çok güç verdi. Çünkü Nebahat Hanım da diyordu, Yılmaz Güney ona diyormuş beni ne zaman anlatırsan olduğum gibi anlat, doğrumla yanlışımla diye. Zaten “Hücrem” kitabını da okuyunca özeleştiri yapıyor. Onun için Yılmaz Güney bu belgeseli görse ona zarar verdiğimi asla düşünmez

► Filmden beklentiniz nedir?
Türkiye’nin en büyük şehirlerinde, yaklaşık 45 sinema salonunda vizyona girdi. Seyirci sayısına göre hafta sayısı belirleniyor. İnsanlar eğer filmi beğenirse ve Yılmaz Güney’i yaşatmak istiyorlarsa ağızdan ağıza yayılacağını düşünüyorum. Sinemada sene sonuna kadar kalır diye umudum var. Önemli olan bu filmi izledikten sonra da Yılmaz Güney’in filmlerini izlemek ve en önemlisi bence kitaplarını okumak. Çünkü kitapları da çok güzeldir onun.

***

Türk sinemasında büyük etkisi var

► Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi isimlerin Yılmaz Güney’den etkilendiklerini söylediklerini görüyoruz aslında. Günümüz Türkiye Sineması’na Yılmaz Güney etkisi var mı sizce?
Kesinlikle. Her yönetmende neredeyse Yılmaz Güney’in bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Ve kesinlikle yeni bir Yılmaz Güney beklentisi olmaması lazım. Yılmaz Güney’i kendisi yapan zamandır. Yılmaz Güney yaşadığı zamanda 3 kere darbe olmuş. Türkiye o kadar çalkantılı ki, Türkiye NATO’ya giriyor vs. Şimdi çok başka bir zamanda yaşıyoruz, yeni isimler olması lazım ama benzer olmasına gerek yok. Zaten olamaz da. Sanatçılar hep biraz da genç insanlara örnek olmalı diye düşünüyorum.