Çocuklar ‘abileriyle’ büyüsün diye…
SERAY ŞAHİNER SERAY ŞAHİNER

Mermerlerin üstüne kazınacak
Sözler söylemediler bu dünyada
Yüzleri bir ressama poz vermeye de uygun değildir
Çünkü değişir, acıdan sevince
Umuttan düş kırıklığına ikide bir. *

Otobüse binmeden şoföre soruyorum: 1 Mayıs Mahallesi’ne gider mi? Biniyorum. Duraklar geçiyor. Mekanik sesin anonsu: Hazreti Hüseyin Cami Durağı. Telefondan Mehmet Ayvalıtaş’ın anma yemeği duyurusuna eklemek için fotoğrafını arıyorum. İnternette fotoğrafından çok ardından yapılan yağlıboya tablosu var.

İniyorum. Yol boyunca Pir Sultan Cem Evi’ni işaret eden tabelalar ve Mehmet Ayvalıtaş’ın resimleri. Hansel’le Gratel’in; babaları kendilerini bulsun diye artlarında bıraktıkları ekmekler gibi… İçeri girip çay ocağına yöneliyorum. Ancak bir cemevinde gerçekleşecek bir diyalog:

- Kahve var mı abla?

- Yok kurban olduğum!

Bahçeye çıkıyorum. Mehmet’in babası Ali Ayvalıtaş; cemevi kapısında, gelenleri karşılıyor. Cemevi kalabalık. Gelen sağlar bizimdir! Mehmet’in lokması dağıtılacak. Mehmet ve annesi Fadime Ayvalıtaş ruhuna…

Ve uykusundan çığlık çığlığa uyanan bir çocuk
Yanında anasının olmadığına inandırıyor kendini
Birdenbire yalnızlığının bilincine varıyor.

Mehmet’in ablası Gül; hem annesini hem kardeşini kaybetmiş. Yanında anneannesi. Kucağında oğlunun resmiyle gittiği davalardan tanıdığımız Fadime Ayvalıtaş’ın annesi. Kahrından ölen Fadime Ayvalıtaş’ın…

Okul çocukları gibi adlarını saydılar,
Öldürüldükleri günü söylediler;
yaşlarını…

Cemevinden çıkınca 1 Mayıs Mahallesi’nde yürüyüş yaparak Mehmet Ayvalıtaş Kütüphanesi’nin açılışına gidiyoruz. Yürürken bizden alınan çocukların adlarını sayıyoruz… Mehmet Ayvalıtaş; yaşıyor! Berkin Elvan; yaşıyor! Mehmet İstif; yaşıyor!

Kendi cebine paslı bıçak taşıyan biri
Önüne çıkan herkesi katil sanıyor!

Saldırmakla suçlanıp saldırılan çocuklarımız. Ölülerimiz, yaşıyor. Uğradığımız haksızlık, haklılığımızın bir kez daha altını çiziyor.

Sokaklara bakan pencerelerde
Gözlerinin izi kaldı artık.

Kütüphanenin karşısında Fadime Ayvalıtaş’ın resmi asılı. Kütüphane önünde Mehmet’in resimleri. Annesi öldükten sonra bile oğlunu izliyor. Bir gün önce, 1 Haziran, Ethem’in vurulmasının ikinci senesiydi. Annesi, “Ethem’imi iki yıl önce olduğu gibi bugün de bekledim. Gelmedi.” dedi. 3 Haziran, Abdullah Cömert’in öldürüldüğü gün. Annesi deyince aklımızda pencereden hâlâ oğlunu bekleyen fotoğrafı… 3 Haziran Ali İsmail’e son tekmenin atıldığı tarih…

Kütüphane açılışında, Ali Ayvalıtaş konuşuyor: “Mehmet Ayvalıtaş kütüphanesi nihayet açıldı. Mehmetler, Aliler, Ethemler için…” Gül Ayvalıtaş: “Katil devlet kardeşimi aldı, ardından annemi aldı… Mehmet Ayvalıtaş kütüphanesinde yeni Mehmetler, Fadimeler büyüyecek.” Kütüphaneye giriyoruz; kitaplar… duvarlara asılmış, Mehmet, Ahmet’in, Hasan Ferit, Ali İsmail, Berkin’in, Medeni, Abdullah ve Ethem… Aralarında Deniz Gezmiş, Hüseyin Aslan ve Yusuf İnan’ın resimleri… Çocuklar ‘abileriyle’ büyüsün diye…

Anaların gözyaşları bekler göz çukurlarında
Zamanı gelince akmak için
Dudakları aralık durur
Bir gün ağıt yakmak için.

Mehmet’in öldürüldüğü yere gitmek için kütüphaneden yola çıkıyoruz. En önde Mehmet Ayvalıtaş ölümsüzdür yazan pankart.

Ne zaman bir pankartın üstünde bir çocuğun resmini görsem, ardında onu görüyorum. Cumartesi Anneleri’nden tanıyorum. Hasan Ferit’in gömülmesi için üç gün Küçük Armutlu’da bekledi. Berkin’in cenazesini cemevinde pencerede bekleyenler arasındaydı. En önde bağırıyor: “Mehmet Ayvalıtaş ölümsüzdür!” “Pankartı eğmeyin” “Burda biraz yavaşlayalım” Yürüyüşü koordine ediyor. Oğlu gözaltında kaybedilmiş. “ Ben zaten fazladan yaşıyorum” diyor…

Acılı oğulları ülkemin
Ölüp giderler bir akşamüstü
Karanlık kuytu bir sokakta;
Gözleri sonuna kadar hayata açık.

Mehmet’in öldürüldüğü caddeye bakan yolda duruyoruz. Trafik duruyor. Yani araçlar caddede insanlar varken durmaları gerektiğini biliyorlar aslında. Mehmet’in babası konuşmaya başlıyor: “Cennetten cehenneme düştük” diyor. Ben şimdi beni doğuran anneme mi kızayım? Bizi yönetene mi kızayım?” Adalet arayışından bahsediyor.

Bir uçurumun önünde sabırla bekliyoruz
Taşlar atıyoruz ara sıra boşluğa
Uçurum dolacak ve bir gün biz
Karşıya geçebileceğiz diye…

Ali Ayvalıtaş; “Oğlumu tam şurda öldürdüler” diyerek caddeyi gösteriyor. “Burda çarptı arabalar oğluma” Anma bitiyor. Cadde ortasında vedalaşırken Ali Ayvalıtaş bizi kaldırıma çıkarmaya çalışıyor, “Kenara çekilin, trafik açıldı, araba çarpmasın…”

*Yazıdaki tüm dizeler, Ahmet Erhan’ın ‘Alacakaranlıktaki Ülke’ şiirinden alıntıdır. (Burada Gömülüdür; Kırmızı Kedi Yayınları)