Çocuklar betondan kentlerde oyun oynayamıyor
20.05.2017 20:38 BİRGÜN PAZAR

UĞUR ŞAHİN
[email protected]
@uugurs

90’lı yıllardan itibaren başta İstanbul olmak üzere “AVM’leştirilen” Türkiye’de, AVM sayısı bugünlerde 350’yi geçti. Gökdelenlere, rezidanslara ve AVM’lere teslim edilen İstanbul, adeta betondan bir kente dönüştürüldü. Türkiye’de en fazla AVM, 100’ü aşkın sayısıyla İstanbul’da bulunuyor. İstanbul’u ise 35 AVM ile Ankara, 19 AVM ile İzmir ve 16 AVM ile Antalya takip ediyor. Birbiri ardına inşa edilen AVM’lerle birlikte, kent merkezleri “geleneksel işlevlerini” her geçen gün kaybediyor. Kentlilik bilincini ortadan kaldıran AVM’leri inşa edenler ise yurttaşlara, “daha steril”, “daha korunaklı” ve “daha güvenlikli” bir yaşam sunduğunu iddia ediyor. Ancak durum hiç de öyle göründüğü gibi değil.

İstanbul’un birçok bölgesinde AVM’ler inşa edebilmek amacıyla AKP’li belediyelerce çeşitli plan değişiklikleri yapılıyor. Böylece AKP, bir kez daha neoliberal ve piyasacı bir parti olduğunu hatırlatıyor. Bütün bunların sonucunda da “Doların yeşili” için İstanbul’a geri dönüşü zor zararlar veriliyor. 493 deprem toplanma alanının tamamına yakının peşkeş için yapılaşmaya açıldığı İstanbul’a ilişkin geçen yaz Başbakan Binali Yıldırım, “Şu sokaklarına bakın, her taraf yemyeşil, çiçeklerle bezenmiş” demişti. İstanbul’daki yeşil alan oranı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) verileriyle hazırlanan Word Citties Culture Forum’un raporuna göre yüzde 2.20. Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği minimum yeşil oranı ise yüzde 9. Yine İBB verilerine göre, İstanbul’da kişi başına yüzde 6 yeşil alan düşüyor. ‘Bu kadar sağlıksız bir kent neden yaratılır’, sorusunun cevabı ise belli: Yandaş işinsanlarına rant sağlamak!

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Akif Burak Atlar’a, İstanbul’daki yeşil alanların durumunu sorduk. Atlar, İstanbul’daki yeşil alan oranının diğer dünya metropolleri ile kıyaslanamayacak kadar yetersiz olduğunu vurguluyor. Atlar, “Yönetmeliğe göre belirlenen kişi başına ayrılması gereken yeşil alan standardı, 10 metrekaredir. Yani bin kişinin yaşadığı bir mahallede, ideal bir kentsel yaşam standardı için 10 bin metrekare aktif yeşil alan gerekiyor. İstanbul’da ise kişi başına düşen yeşil alan 1-1,5 metrekare civarında. Nüfusu kalabalık ilçelerde 1 metrekarenin altına düştüğünü de söyleyebiliriz” diye konuşuyor.

Bakanlığın ve belediyelerin teşvikiyle alanlar imara açılıyor

2009’da AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından hazırlanan çevre düzeni planında İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarının 1, 62 metrekare olduğunu hatırlatan Atlar, şöyle devam ediyor: “Ancak bu rakamın tartışmalı olduğunu söylememiz gerekiyor. İstanbul için hazırlanan alt ölçekli imar planlarında yeşil alan hesaplarına, alan miktarını yüksek göstermek için, iç bahçelerin ve pasif yeşil alanların da dahil edildiği örnekler var ne yazık ki. Hal böyle olunca ileriye dönük hazırlanan imar planlarında kentsel yeşil alanların arttırılmasının hedeflenmesi gerekiyor. Dolayısıyla kentsel yeşil alanlara ilişkin imar kararları geliştirilirken İstanbul il genelindeki yetersizliklerin göz önünde bulundurulması gerekir. Ancak mevcut uygulamalar bu standardı yükseltmekten uzak. Açık alanlar üstelik belediyelerin ve bakanlığın teşvikiyle sürekli olarak imara açılıyor.”

Akif Burak Atlar, sözlerini şöyle noktalıyor: "Kentsel yeşil alanlar nüfusun temel ihtiyaçlarını karşılayacak en önemli donatılardan biridir. Oyun bahçesi, çocuk bahçesi, dinlenme, gezinti, piknik, eğlence gibi rekreatif fonksiyonlarının yanı sıra insan sağlığı açısından da kullanımsal önemi vardır.”

Işıl ışıl vitrinlerin kapladığı betondan AVM’lerle tüketim toplumu inşa ediliyor, “kullan-at topluma” dönüştürülüyoruz. Tüm bunlardan elbette “geleceğin belirleyicisi” olan çocuklar da etkileniyor. Birçok ebeveyn, “boş zamanlarında” yapay sokaklarla bezenmiş AVM’lerden çocuklarını çıkartmıyor. Çocuklarını topraktan uzaklaştırıp mermer zeminde oynamasına neden olan aileler, bunun gerekçesini ise AVM’lerin “rahat”, “güvenli” ve “temiz” olmasına bağlıyor. Ancak beton yığını kent merkezlerinde oyun oynayamayan çocukların, doğada bulunması gelecekleri açısından mutlak bir ihtiyaç.

Uzman Pedagog Belgin Temur’la, oyunların çocuklar üzerindeki etkisini konuştuk. Temur, “Dört duvar arasına sıkıştırılmak, çocuklara iyi gelmiyor” diyerek başlıyor sözlerine. Çocukluk çağında oyunların hayati öneme sahip olduğunun altını çizen Temur, “Özellikle bebeklikten ergenlik sonuna kadar oyun, çocuğun gelişimi açısından çok önemli bir ihtiyaçtır. Bunun nedeni de, çocuk kendisini, dünyayı ve çevresini tanırken, bunu en kolay oyunla sağlayabiliyor. Yani çocuğun hayatından oyun çıkarılamaz ve oyunsuz hiçbir şey çocuğa uygun değildir.” diyor.

AVM’ler beton, ışık ve gürültüden ibaret

Temur’a, AVM’lerin çocuklar üzerindeki etkisini soruyorum. Şöyle cevaplıyor: “Çocuklar, AVM’lerde mekanik oyunlar oynamak zorunda bırakılıyor. Yani AVM’ler, yapay gürültülerin ve etkileşimlerin olduğu bir yer. Işıkların, elektriğin ve betonun olduğu bir ortamda doğaya dair hiçbir şey yok. Biz çocukların oyun alanlarında yaşıtlarıyla etkileşimini son derece önemli buluyoruz. Fakat AVM’lerde buna imkân verebilecek bir alan yok. AVM’lerin bu hali de ebeynleri etkiliyor. Yani sürekli olarak çocuklarına, ‘yapma’, ‘etme’, ‘düşeceksin’ diyorlar. Bu da çocukların dünyayı tehditkâr algılamasına ve korku ile kaygıların oluşmasına sebep oluyor.”

Çocuklar mutlu olmuyor

Temur’a göre AVM’lerde geçirilen günün ardından evlerine dönen çocuklar mutlu olmuyor. Temur, bunun nedenin çocukların AVM’lerde deşarj olamamasından kaynaklandığını söylüyor ve ekliyor: “AVM’lerden gergin dönen çocukları oysa çimenlik alanlara götürseler bam başka bir sonuçla karşılaşılıyor. Yani ağaçların olduğu, kedilerin, köpeklerin koştuğu bir ortamdan evine dönen çocuk, kendini dinlenmiş hissediyor. Huzurlu bir şekilde de uykuya dalabiliyor. Yarım günlük bir doğa aktivitesi bile çocuklar üzerinde çok büyük olumlu etkiye neden oluyor. Bu yüzden çocukları sürekli doğayla buluşturmak gerekiyor.”

Temur sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Yeni yeni şehirler yapılıyor. Fakat şehirler içerisindeki yeşil alanlarda dahi çocuklar gökyüzünü göremez hale geldi. Çocuklar, ufuk çizgisine baktığı zaman sadece betonu görüyor. Bu da küçüklükten itibaren gerginliğin artmasına sebep oluyor.”