Çocuklar ölmesin diye daha çok siyaset, daha çok ideoloji
Fatih Yaşlı Fatih Yaşlı

Yeni Türkiye’ye ait bir kuraldır: Eğer ortada sorumlusunun siyasi iktidar olduğu ve siyasi iktidar açısından olumsuzluk yaratacak bir durum varsa, koro halinde şu şarkıyı duymaya başlarız: “Kimse bu olay üzerinden siyaset yapmasın, kimse bu olay üzerinden siyasi menfaat sağlamaya çalışmasın.”

Ancak yetmez, koro birkaç saat sonra şu şarkıyı söylemeye başlayacaktır: “Sizin derdiniz insan hayatı, halk, memleket değil; siz hükümetimizi, devletimizi, dinimizi, milletimizi, liderimizi, reisimizi yıpratmanın peşindeki vatan hainlerisiniz, bu olayı menfaatleriniz için kullanıyorsunuz.”

Ancak bu da yetmez, koro son olarak şunu söyler: “Bu olayların hükümetimizi yıpratmak için bizzat olayın çığırtkanlığını yapanlar tarafından tertiplenmediği ne malum?”

Soma’da böyle oldu, Ermenek’te böyle oldu, Roboski’de böyle oldu ve en son Adana’da böyle oldu. Dün gece Süleymancılara ait bir yurtta 11 kız çocuğu yanarak can verdi, hepsi yoksul ailelerin çocuklarıydı, okula gitmek için o yurtta kalmaktan başka çareleri yoktu. Yoksulluğun, sefaletin, çaresizliğin, cehaletin üzerinde yükselen İslamcılık bu sefer de 11 kız çocuğunu diri diri yaktı, kül etti.

Haberin ekranlara düştüğü saatler herkesin televizyonunun başında olduğu saatlerdi, her gece iktidarın medya komiserlerinin gözetiminde sözde tartışma programları yapanlar saatlerce cinayetin üzerini örtmek için çırpındılar. “O yurt Süleymancılarındı” diyemediler, konuklarına dedirtmediler, tarikatlara, cemaatlere tek kelime edilmesin diye bütün gece takla attılar.

Ülkede daha beş ay önce, eğitim üzerinden örgütlenip bütün bir ülkeyi ahtapot gibi saran bir cemaat askeri darbe girişiminde bulunmuşken, bu cemaat üzerinden OHAL ilan edilmişken, ülke bu cemaatle yatıp bu cemaatle kalkarken, koca koca adamlar, koca koca kadınlar, yine eğitim üzerinden örgütlenen bir tarikat için ağızlarını açıp tek kelime edemediler. Cinayete ortak oldular, katliama ortak oldular, küçücük kız çocuklarının kanı ellerine bulaştı, utanmadılar, ar etmediler, en ufak bir vicdan azabı çekmediler.

Bugün Türkiye’de siyaset tam da siyasal olanın siyasal olmadığına dair büyük yalan üzerinden işliyor, bugün Türkiye’de ideoloji tam da iktidar eleştirisini “ideolojik” olmakla itham edip susturmak şeklinde hükmünü icra ediyor. Buna göre bir tarafta siyaset üzeri bir iktidar, öbür tarafta aslında siyasi olmayan olaylardan siyasi rant devşirmeye çalışan bir muhalefet var. Bir tarafta ideolojiler üstü bir iktidar, öte tarafta ise her olaya kendi dar ideolojik penceresinden bakan muhalifler var.

Oysa madencilerin ölümü politiktir, kadınların ölümü, kız çocuklarının ölümü politiktir. Ucuz, taşeron ve güvencesiz çalışmanın üzerinde yükselen bir sömürü düzeninde iş kazası yoktur, iş cinayeti vardır. Kamunun eğitimden çekilip piyasanın insafına terk edildiği bir ülkede, yoksul çocuklarının payına imam-hatipler, kuran kursları, tarikat yurtları düşecektir. Muhafazakâr ahlaksızlığın teslim aldığı bir ülkede kadınlar şort giydiği için tekmelenecek, “namus” cinayetlerinde katledilecektir.

Tam da bu yüzden siyasi cinayetlere verilecek olan tepki de siyasi olmalıdır. Eğer siyaset ölüm siyasetine dönüşmüşse, eğer ülkede ölümün saltanatı sürüyorsa, yapılması gereken hayatı savunan bir siyasi hattı inşa etmek, kolektif bir akılla, akıl yüklü bir dayanışmayla ölüme karşı hayatı savunmaktır.

Tam da bu yüzden “ideolojik tepki vermeyin”in bizatihi kendisi ideolojiktir, “ideolojilerin ölümü” dünyanın en büyük ideolojik yalanıdır, ideoloji en çok burada işbaşındadır. Neo-liberal ideolojiyle muhafazakârlığın/İslamcılığın ahlaksız sentezi bütün ideolojik icraatlarını ideolojiden arınmışlık kisvesiyle topluma sunuyor ve bu icraatlara karşı olanları “ideolojik” olmakla yaftalıyorsa, yapılması gereken daha çok “ideolojik” olmaktır, yoksulların, sömürülenlerin, ezilenlerin, diri diri toprağa gömülenlerin ideolojisini daha görünür kılmaktır.

Siyasetten kaçmanın, ideolojik olmaktan korkmanın daha çok ölüm anlamına geldiği zamanlardayız, ölümün damgasını vurduğu zamanlarda. O halde ölüme karşı hayat, ölümün siyasetine karşı yaşamın siyaseti, ölümün ideolojisine karşı yaşamın ideolojisi! İhtiyacımız olan budur.