Çocuklarımız...
MURAT YAYKIN MURAT YAYKIN
Bu ülkede en değersiz şey insan hayatıdır desek kimse şaşırmaz.

Bu ülkede en değersiz şey insan hayatıdır desek kimse şaşırmaz. Gün geçmiyor ki kadınların ve çocukların ölüm haberleri gelmesin. ‘Şaşırmama’ hali başlıbaşına tuhaf bir durum, kısa bir an kızgınlık emareleri, sonra unutuş, kanıksama mı/kanıksayanlar var mı, yoksa duymaktan mı kaçıyoruz, beyinleri tırmalıyor, yürekleri eziyor, insan neslinden misiniz sorusu hayvanlara hakaret. Nasıl oluyor, nasıl? Çocuğa tecavüz... nasıl, nasıl, nasıl, nasıl?
Gazetelerin üçüncü sayfalarında ve TV’lerin son haberleri olarak veriliyor ve toplum üzerinde belirli anlamları olan etkiler yaratıyor. Korku mekanizmalarından biri olarak kullanılan bu tip haberlerle güvenli sığınaklar olarak evlere davetiye çıkartılıyor. Güvenli yer olarak evlerimiz gösteriliyor. Bu, toplumu sokaklardan uzak tutma metodlarından biridir... “Çıkmayın, sokak tekinsizdir!”
Hemen arkasından sunulan bir haberden öğreniriz ki; ya mahkeme kararıyla şiddet uygulayan yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır ya da tuhaf bir şekilde kadının davranışına suç bindirilerek tecavüzcüye indirimli cezalar verilmiştir.
Türkiye’de çocukların hayatı eskiden de güvence altında değildi, şimdi de. Sağlıkları, eğitimleri ve hakları düşünülmemişti ve her dönem tehdit altındaydı. Çocuk işçileri sorunu, sokak çocukları sorunu konuşuldu ama hiçbir şey yapılmadı, peki ya ekmek almaya yolladıklarımız, ya çalışan yakınlarına sefertasında yemek götürmeye ya da okullarına yolladığımız, oyun oynamaya sokağa gönderdiğimiz, çocuklarımız, bizim çocuklarımız...
Bu tip haberler nasıl oluyor da yönetenler açısından neden-sonuç çıkarılarak olumlu politikalara yansımıyor. Çocuklar sanki daha yaşanılır bir dünyanın geleceği/umutları değiller. Neden devlet çocuklarını kollamaz? Her şey korku imparatorluğunun aracı olabilir mi? Çocuklar sizin çirkin emellerinizin araçları olabilir mi?
Artan kayıp çocuk haberleri, çocuklarınızı sokaktan uzak tutun der gibi...
Ancak son günlerde havuzda, çöplükte ya da metruk bir evde cesetleri bulunan kayıp çocuk haberlerinin duyarlı birkaç basın tarafından üçüncü sayfadan kurtarılıp manşetlere taşınması, toplumsal vicdanın yaşayan unsurlarının -mağdur edilen çocukların dili, dini, ekonomik sınıfı, etnik kökenine bakılmaksızın- “artık yeter” haykırışıydı. Ya o olay için aile kökenleri/inanışları ile ilgili demeç verenlere ne demeli, sahibinin havlamalarına ödül verirmişcesine önlerine kemik atan yandaş medyaya ne demeli.
Fotoğrafın icadıyla birlikte, insan gerçekliği kontrol altına alıp fethetmenin yolunu buldu. Bilgisayar ürünü imajların icadıyla da büsbütün yeni bir gerçeklik yarattı. Artık tanınabilen gerçekliklerin kayıtlarını değiştirmek hiç dert değil. Bilgi ya da haber manipüle ediliyor, görsel olan da bu manipülasyona uygun hale getiriliyor. Amaçları toplumu yanılsamaların tüketicisi haline getirmek. Onlar tepki görmeyen yalanları üretmeye devam ediyorlar, ebedi bir şimdiki zaman yaratmak için.
Oysa tarihsel mücadele içinde bilgi ile eylemin kaynaşması gerekiyor.
Geçmişte metinler görüntüleri açıklıyordu, şimdi tersine fotoğraflar gazete makalesini görünür kılmakta... O fotoğraflarda çocukların gözlerine bakın, yalnızca saf ve temiz oldukları görünür. Eyy! Yöneticiler o gözlere bakabilme cesaretiniz var mı? Toplum mu çürümüş yoksa siz mi kokuyorsunuz? Eyy! Kendilerini toplumun efendileri sanan vicdandan yoksun, gözleri kaypak, bakışları ruhsuz efendiler sizlere bir önerim var; o çocuklardan birinin fotoğrafını gazeteden kesin, şişkin cüzdanlarınızda taşıdığınız kendi çocuklarınızın fotoğrafının yanına koyun ve bir gün dahi olsa ceketinizin sol iç cebinde taşıyın. Temas ettiği kalbiniz sıkışırsa hâlâ insanlık nüvesi barındırıyorsunuz demektir. Kim bilir belki o zaman şu kokuşmuş yaşantınızdan bir dönüş yapabilirsiniz. Merak etmeyin kimse size dönek demez.