Çocukların öldüğü yıldayız
GÖZDE BEDELOĞLU GÖZDE BEDELOĞLU

Biz aslında üç yıldır aynı yıla giriyoruz. Bir yerde zaman durduğunda, başka bir yerde akmaz çünkü. 2011’in 28 Aralık gecesi Şırnak’ın, halkın seslendiği gibi Roboski, devletin dediğine göre Uludere Köyü’nden ve bu iki isim arasındaki eziyetli geçmişi bilmeyenler için, memleketin karlı, uzak bir köşesinden; çoğu çocuk 34 kişi, kendi ülkelerinin savaş uçakları tarafından bombalanıp öldürüldü. Sorumlular yargı önüne çıkarılmadı. Ana babalar, kar altına gömülen çocuklarını, paramparça toprağa verdi. Günler, aylar, yıllar geçti. Adalet yerini bulmadı. Zaman durdu. Zaman o günden beri hiç ilerlemedi.

•••

34 insanın cansız bedeni, battaniyelere sarılmış yan yana yatarken, televizyon kanalları haberi geçmek için yukarıdan izin bekliyordu. Halkın köylerini yakıp yıkan, ekecek toprak, besleyecek hayvan bırakmayanların çok iyi bildiği üzere, onlarca yıl sınır ticareti yapılan bölge, o gece, mars gezegeni kadar bilinmez topraklarmışçasına, düşman hattı ilan edildi. Bir hareketlilik vardı, terörist olabilirlerdi, görüntülerden olmadıkları açıkça görülüyordu oysa, olsundu, aralarına sızmış bir iki kişi vardıysa da hepsini öldürmek için yeterliydi. TSK, katliamdan 12 saat sonra yaptığı açıklamada özetle, “değerlendirdik, bombaladık” diyordu.

•••

Kuzularını toprağa veren Roboski kapkaraydı. İktidar sabah uyanmış, saçını tarayıp takım elbisesini giymiş, dün gece, emrindeki TSK tarafından 34 sivil öldürülmemişçesine, zerre miktarda sorumluluk hissetmeden koltuğuna oturmuş ve Uludere, bir operasyon kazası, demişti. Çok talihsiz, üzücü bir olaymış. Bunların hepsi muhakkak ki takip ediliyormuş. Sıcağı sıcağına bir şey söylemek doğru değilmiş. Şüphe yok ki, doğru olması için, doğru sözcükleri yan yana getirmeleri gerekirdi. Misal, özür dileriz, büyük üzüntü duyuyoruz, istifa ediyoruz, adalete teslim oluyoruz...

•••

İsveç miydik ki, istifa ettiklerini öğrenecektik; Japonya mıydık ki harakiri yaptıklarını duyacaktık? Basit, sıradan, sağcı, muhafazakâr, faşist bir ülkeydik işte. Olay soruşturulacak, suçlular ortaya çıkarılacak, ölenlerin yakınlarına yardım yapılacak; sözleriyle oyalanacaktık. Dahası, insanların üzerindeki toprak kurumadan, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı ve komutanlara, ‘hassasiyetleri nedeniyle’ teşekkür edecekti. Yeni bir yıla başlama arifesinde, memleketin doğusundaki acı, batısına değmeyecek ve havai fişekli, şarkılı, türkülü kutlamalar iptal edilmeyecekti. Oysa zaman durmuştu. İster kabul edelim ister etmeyelim, bu katliam, bu insanlık suçu, ortak bilincimize mühürlenmişti.

•••

İnsan hakları savunucularının raporları, patlamadan değilse de, saatlerce yardım gitmediği için donarak ölen insanların olduğunu yazıyordu. TBMM’de komisyon kuruldu. Gizlilik kararını gerekçe gösteren Savunma Bakanlığı sustu. Başbakan Erdoğan konunun gündemde tutulmasından duyduğu rahatsızlığı net bir şekilde ifade etti. Ve Savunma Bakanı katliamdan 5 ay sonra yaptığı açıklamayı, bu zamana kadar neden konuşmadığını gerekçelendirmeye ayırdı. Aman dava etkilenmesindi! İstifa elbette hiçbir zaman bir seçenek olmadı. Katliamda 11 akrabasını kaybeden Ferhat Encü’nün altıncı kez ‘yanlışlıkla’ gözaltına alındığı günlerde; hakkında gizlilik kararı verilen ve üyelerince önemli belge ve ifadelerin eksik olduğu belirtilen rapor, komisyonda kabul edildi. Komisyon halkla acılarını paylaşmış ama toplumla gerçeği paylaşmamıştı. Sivil ve askeri savcılık katliam dosyasıyla ilgili takipsizlik kararı verdi.

•••

Aradan üç yıl geçmedi. Zaman, aslında hiç akmadı. Yasımız bitmedi, acımız dinmedi. Hâlâ aynı yılda, çocukların parçalandığı gündeyiz. Peki ya o beyaz yazma? Hani verilen adalet sözü tutulmayınca, Roboskili annenin Emine Erdoğan’a iade ettiği... Sahi hangi yılda kaldı o? Ve en son ne zaman vicdani ret düştü aklına o pilotların? Düştü mü? Emirin demiri kesmediği bir dünyanın mümkün olduğunu hayal ettiler mi? Günün sonunda hepimizin, aynı yılda tutsak olduğunu bildiler mi?