‘Çocukluk dünyanın her yerinde aynıdır’
26.08.2018 11:41 BİRGÜN PAZAR

Halil Türkden - [email protected]

Kitapları birçok dile çevrilen, Amerika’da ve dünyada milyonlarca çocuğun dünyasına ulaşmayı başaran, çağdaş çocuk edebiyatının sevilen yazarı Andrew Clements’le Türkçe’deki yedinci kitabı “Kaybedenler Kulübü”, edebiyat, eğitim ve çocukluğun meseleleri üzerine söyleştik

► Hayata bakışınızı, çocuklardan ve gençlerden yana duruşunuzu, onları temsil ediş biçiminizi yansıtan eleştirel romanlarınızı okuduk hep. Bu kitaplara konu olan aile ve okul gibi yapılar neden bu derece önemliydi sizin için, neyi eleştirdiniz?
Başkahramanlarım olan çocukların yanındayım, buna şüphe yok. Ancak bunu yaparken, öğretmenlerin, okulların, anne ve babaların da yanında duruyorum. Bu iki taraf çoğu zaman “ayrı” olmuyor, sanılanın aksine birbiriyle çatışmıyor. Çocuklar öğretmenlerinin ya da ebeveynlerinin endişelerini ve kaygılarını, yetişkinler de çocukların ihtiyaçlarını anlamadığında, bu “anlamama” durumu çatışmaya yol açabiliyor. Eğitim sistemini ya da aile yapılarını eleştirmekten ziyade, onları en gerçekçi haliyle resmetmek istiyorum. Herkesin birbirini diğer tarafın açısından bakarak anlamayı denemesi, bunun için çaba sarf etmesi gerektiğini göstermek istiyorum.

İyi bir öğretmen ya da okul müdürü olmak, iyi bir aile olmak kadar zor. Çocuk olmak da kolay değil. Çocuklar her zaman yeni sulara yöneliyor, her gün tamamen yeni bir şeyle karşılaşıyorlar. Parlak ve yaratıcı zekâya sahip bir çocuk, otoriter bir öğretmene ya da çocukluğun nasıl bir şey olduğunu unutmuş bir ebeveyne sahip olduğunda çatışmalar olması son derece doğaldır. Yine de öykülerimin her zaman umutlu olmasını isterim. Bir öğretmenin ya da ebeveynin anlamını yitirdiği, tamamen anlayışsız göründüğü bir kitap düşünemiyorum. Her zaman daha iyi insanlar olmayı öğreneceğimize gerçekten inanıyorum.

► Okul hikâyeleri ya da öğrencilik hayatı dediğimizde, dünya edebiyatında akla ilk gelen isimlerdensiniz. Okul, eğitim, öğrencilik… Hayatın neresinde duruyorlar?
Her gün, dünyada, her ülkede, her şehirdeki en önemli etkinlik eğitim. Okul, çocukların hayata hazırlanmak için gittikleri bir yer değil. Okul, çocukların ve gençlerin “kendi hayatlarını” yaşadıkları yer, tam da o an içinde bulundukları hayatı… Bir ülkede, bir kentte çocuklar okulda değilse, o kültür hayatta kalamaz. Eğer bir ülke savaş, deprem ya da herhangi bir felaket geçirdiyse, sonrasında işlerin tekrar yoluna girdiğini, hayatın normale döndüğünü söyleyebilmek için şu soruyu cevaplamak zorundayız: Tüm çocuklar okula geri döndü mü? Eğer döndülerse, işler iyiye gidiyor demektir. Bir toplumun hikâyesi, okulların başarısında ya da başarısızlığında gizlidir.

Eğitimin içindeki insanları yazıyorum
► Okul hikâyeleriniz, bu tür öykülerin tek bir biçeme ya da içeriğe indirgenemeyeceğinin başarılı birer örneği. Karmaşık bir ilişkiyi aktarırken, okurların, karakterlerinizin ruh haline dair ipuçları ya da yeni bakış açıları geliştirmelerini sağlıyorsunuz. Her kitapta bir keşfediş hali var, ama nasıl?

Bu soru aynı zamanda harika bir iltifat, teşekkür ediyorum. Şöyle bir gerçek var: Aslında tipik Amerikan eğitim sisteminin içindeki okullar, öğretmenler, çocuklar ve ebeveynler hakkında yazıyorum. Ancak yazdıklarım, dünyanın dört bir yanında benimsenen, kolaylıkla anlaşılabilen hikâyeler. Bunu sağlayan birleştirici nokta, çocukluğun ta kendisi. Hatta insanlığın ta kendisi. Çocukluk dünyanın her yerinde aynıdır. Bir grup çocuğun başına, onların her şeyinden sorumlu olacak bir yetişkin geçirirseniz, şayet bu yetişkin de onların ailesi değilse, bir okul hikâyeniz olur. Bu her yerde böyledir.

► Kitaplarınızda en çok rastladığımız tiplerden biri, öğrencileri anlayan, onların da yanında duran bir öğretmen tipi. Her okulda var mıdır bu öğretmenlerden? Sistemle öğrenci arasında nasıl bir işleve sahipler?
Evet, ama sonunda ünlem olan bir evet! Hatta çoğu okulda, çocukları seven ve önemseyen öğretmenler, böyle olmayanlardan daha fazladır. Öğretmenlerin çoğu, hayatlarını ve kariyerlerini çocuklara yardım etmeye, çocukluğa hizmet etmeye adayan insanlar. Farklı bir kariyer seçerek, daha fazla para ya da statü kazanmış olabilirlerdi; ama bunu yapmadılar. Elbette, en iyi öğretmenlerin bile kötü günleri ya da haftaları olur. Kitaplarımdaki bazı öğretmenler de bunu iyi örnekliyor. Öğretmenlik mesleğinin temel motivasyonu, çocukların öğrenme ve büyüme yolculuğuna eşlik etmek, bu yolculukta güvenli ve mutlu ilerlemelerine yardımcı olmaktır. Bu, ideal bir eğitim öğretim sisteminin kalbinde yatan güdüdür. Şayet bu güdü tüm okulu kapsarsa muhteşem olur. Bu bir okulda ya da bir şehirde mümkün olabiliyorsa, her yerde olabilir, olmalı da! “Sözde iyi” bir eğitim sisteminde bile, daima en önemli olan, bireylerin eylemi ve iradesidir. Bir öğretmenin bir öğrenciye yardım etmesi, eğitimin özüdür.

Çok defa zorbalıkla karşılaştım
► “Kaybedenler Kulübü”ndeki Alec gibi öğrencilerin tek sorunu “sistem” değil. Okul temalı dizi ve filmlerde de gördüğümüz bir “akran zorbalığı” meselesi var. Bazen kişilik özelliklerinden, çoğunlukla da fiziksel özelliklerden kaynaklanan bu zorbalıkla nasıl mücadele edilmeli?
Alec’in hikâyesindeki zorbalık sözel ağırlıklı, ancak kelimeler bazen çok incitici olabilir. Zorbalığın her türlüsünü görmek, deneyimlemek korkunç. Alec gibi bir şekilde sıradışı olan çocuklar, kendileri olmaya, kendileri gibi davranmaya devam etmeliler, kendileri için… Onları anlayan ve onlara saygı gösteren çocuk ya da yetişkin gerçek dostlarını bulabileceklerine inanmalılar. Hem çocuk hem de yetişkin olarak çok defa zorbalıkla karşılaştım. Bu, zorbaların bir sebepten ötürü mutsuz insanlar olduklarını görmemi sağladı ve onları affetmemi kolaylaştırdı. Birilerini zorbalıkla incitenler, iyi insan olmanın yolunu bilselerdi, eminim olurlardı. Zorbalar, hatalarından mustarip olup ders çıkartırken, biz de o insanlardan değil, onların kötü davranışlarından nefret ettiğimizin farkında olmalıyız.

► Syd Barrett ve Roger Waters her an kitapların arasından çıkıp Hey, Teacher, leave them kids alone! diyecekmiş gibi. Amerika’da, sizin sisteminizde nasıl tepkiler aldı bu kitaplar?
Pink Floyd’un “The Wall”una atıf için teşekkür ederim. Çok sevdiğim bir albümdür. Ama umarım, benim öğretmen karakterlerim, sınıflardaki alaycılığın, küçük görmenin, aşağılamanın, düşünceyi bile kontrol eden anlayışın sert uygulayıcıları ya da otoriter savunucuları gibi görünmüyordur. Benim öğretmenlerim, zor bir meslekte çalışan, her şeyiyle gerçek karakterler. Okurların da öyle hissetmesini umuyorum. Kitaplarımdaki öğretmenler, çoğunlukla, kendilerinden daha akıllı ve yetenekli olabilecek öğrencilere ayak uydurmaya çalışıyorlar. Bu, benim öğretmenlik ve velilik yıllarımda çok kez karşılaştığım bir durum. ABD’de milyonlarca kitabım basıldı. Bu bile, kitaplarımın bazı ihtiyaçları karşıladığının bir kanıtı. Yayıncılık sektöründe, bir kitap çok farklı kültürler tarafından okunuyor ve beğeniliyorsa, “iyi yolda” denir. Kitaplarımın yukarıda sözünü ettiğim gerekçelerle, iyi yolda olduğunu, dünyadaki yolculuğunun iyi gittiğini düşünüyorum. Anlattığım hikâyeler çoğunlukla, çocukluğun ya da eğitimin ta kendisiyle ilgili. Öğrenci, eğitimci ya da ebeveyn olmanın her gün getirdiği zorluklarla ilgili. Ve elbette, kitaplarımın Türkiye’de okunduğunu ve beğenildiğini bilmek de beni çok mutlu ediyor.