Çözüm bulma yeteneği
Ahmet Oktay - ZEMBİL Ahmet Oktay - ZEMBİL
Silahlı politika yapan örgütlerin silahsızlandırılma süreci dünyanın bir çok ülkesinde uzun çabalar gerektiren son derece sancılı bir süreçtir...

Silahlı politika yapan örgütlerin silahsızlandırılma süreci dünyanın bir çok ülkesinde uzun çabalar gerektiren son derece sancılı bir süreçtir. Latin Amerika ülkelerinde yerel hükümetlere karşı gerilla mücadelesi veren örgütler bir çok kez "silahları bırakma" görüşmelerinin tarafı oldular. Bu "barış görüşmeleri"nde başarılı olanlar olduğu kadar görüşmelerin yarıda kesilmesiyle başarısızlığa uğrayanlar da oldu.

Benzer bir durum demokrasi çıtasının daha yüksek olduğu, İspanya, İrlanda gibi ülkelerde de ortaya çıktı. ETA, IRA gibi örgütler silahlı mücadeleye son verdiler. Berlin duvarının yıkılmasından sonra "etnik" hareketlerin ayrılma talepleriyle gündeme geldiği ülkelerde ise iç savaşlara uzanan çatışmalar, barışçıl ayrılmalar yaşandı.

Bu gecikmiş ulusçuluk bir dönem dünyanın en önemli gündemini oluşturuyordu. Balkanlar ve eski Sovyet topraklarında arka arkaya yeni ulus devletler ortaya çıktı. 19. yüzyılda İmparatorlukların parçalanmasıyla "altın çağını" yaşayan milliyetçilik 20. yüzyılın sonunda bir başka "toplum modelinin" çöküşüyle yeniden yükselişe geçti.

Elbette her ülke sonuçta kendi özel koşulları içinde ele alınmak zorunda ancak Balkanlarda iç savaşlara, katliamlara, etnik temizliklere uzanan yolun ne tür yıkımlara yol açtığı düşünülünce aynı hataların yapılmaması insanlığın ortak deneyiminden faydalanmanın önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bütün bu deneylerden yola çıkarak kurt sorunun çözümü için somut bir plan ortaya koymanın zamanı geldi de geçiyor bile.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "asıl sorun PKK'ya silah bıraktırmaktır" doğrultusundaki açıklamasından sonra Türkiye'nin de PKK'yı silah bıraktırmaya zorlayacak bir sürece girdiğini görmek gerekiyor. Üstelik "terörle mücadele başka teröristle mücadele başkadır "türünden açıklamaların çoğaldığı bir dönemde bu işin nasıl başarılacağı da sorunun bir diğer yönüdür.

Herşeyden önce bütün bu dile getirilen düşünceler bir "savaş taktiği" değilse Kürtlerin ve onun siyasal temsilcilerinin çözüm sürecinin bir parçası olarak hesaba katılması son derece önemlidir. DTP'nin parlamentodaki varlığı bu noktada bir şanstır. Son günlerde olduğu gibi DTP'yi "siyasal alan"ın dışına süren bir kamuoyu baskısı yaratarak; onu çözümün bir parçası değil de sorunun bir parçası olarak gören yaklaşımlardan kalıcı bir barışın çıkması mümkün değildir.

Çözüm önerilerinin özgürce tartışılacağı bir "ön demokrasi" olmadan sadece devlet katında bulunacak çözümler de kalıcı bir sonuç yaratmayacaktır. Toplumun her kesimi yıllardır bu ülkeye kan kaybettiren Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerini özgürce ortaya koymalıdır.

Sorunun çözümünü zorlaştıracak bir diğer faktör çözüm aktörlerinin uluslar arası arenada aranmasıdır. ABD'nin ya da Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin elbette Kürt sorununa değen onunla ilişkili politikaları vardır ama çözüm bu topraklarda yıllardır bir arada yaşayan insanlar arasında bulunmalıdır.

Türkiye'nin böyle bir soruna çözüm bulma yeteneği var mıdır? PKK'yı silah bırakmaya, Kürtleri özgür tercihleriyle bir arada yaşamaya ikna edecek Kürt sorunu konusunda demokratik bir açılımı ortaya koyacak bir politik irade oluşmuş mudur? Yakın çevremizde bir çok ülkenin "etnik problemlerini" şu ya da bu yolla çözmeyi, en azından kontrol altına almayı başardığı ortadayken yüzyıl daha bu sorunla yaşayamayız.