Cumhuriyet davasını görmezden gelme sebepleri
ÜMİT ALAN ÜMİT ALAN

Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticilerinin yaklaşık dokuz aydır tutuklu bulunduğu dava, bu pazartesi yani 24 Temmuz günü başladı. 24 Temmuz’un aynı zamanda -109 yıl önce sansürün kaldırılış günü olmasından kaynaklı- Basın Bayramı olması da takvimlerin “ironiden anlamayan nesle aşina değiliz” mesajı gibiydi. Ana-akım medyanın kendi meslekleri hakkındaki bu davayı görmezden gelme çabası, Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, PEN Yazarlar Derneği, TGC, TGS gibi basın örgütlerini ortak bir kınama açıklaması yapmaya zorladı. İlk savunmaları dinlemesem açıkçası ben de bu açıklamaya katılırdım. Ancak iddianame ve savunmalar çerçevesinde diyebiliyorum ki, görmezden geliyorlarsa bir sebebi var. Bu haftaki Köşe Vuruşu’nu bu sorunun cevabına ayırmak istiyorum.

Mazallah meslek elden gider

Cumhuriyet Davası’nda tutuklu bulunan İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın savunmasında ilginç bir yer var. Akın Atalay’ın evinin parkelerini yapan parkeciye gönderdiği 2500 liralık EFT’nin, parkecinin oğlunun MASAK raporuna giren iş ilişkileri nedeniyle şüphe uyandırması gibi. Bunun duyulması demek ne demek biliyor musunuz? Herkesin hizmet satın aldığı (parke, boya, badana, tesisat akla ne gelirse) kişileri titizlikle araştırmaya başlaması demek. Kaldı ki, karikatürist Musa Kart’ın Bodrum’da rezervasyon yaptırmak için aradığı –gazetelerde tam sayfa ilanları yayınlanan- seyahat şirketi bile suç kanıtı olarak iddianameye girmiş. Bu durum, her evden bir araştırmacı gazeteci çıkarır. Sonuçta gideceğim oteli bile sahiplik yönünden araştıracaksam dört dörtlük araştırmacı gazeteci olurum. Herkes gazeteci olunca da gazeteciye ihtiyaç kalmaz meslek elden gider. Cumhuriyet Davası’nı görmezden gelme nedenlerinin böyle mesleki bir kaygı olduğunu düşünüyorum.

Gazeteler reklamsız kalır

Yine Cumhuriyet Davası iddianamesinden anlıyoruz ki, Cumhuriyet’in şüphe uyandıran işlemlerinden biri de Bank Asya gibi Kaynak Medya gibi terörle ilişkilendirilen kuruluşlardan reklam almış olması. Gelin görün ki, yine Akın Atalay’ın savunmasına göre; Cumhuriyet’te 5 kere yer alan Bank Asya reklamı iktidara yakın medya kuruluşlarında yüzlerce kez yayınlanmış. Aynı şekilde Kaynak Medya A.Ş.’den alınan reklamlar da öyle. Buradaki tutarsızlığı bir anlığına unutalım, bir gazetenin reklam aldığı her şirketi, şahsı araştırması demek, reklam alamayacak kadar çok iş yükü demek. Düşünsenize bunun seri ilan sayfası var, internetteki banner alanı var, var oğlu var. Belki de görmezden gelen gazeteler, “reklam almanın” şüphe uyandırıcı bir hareket olduğu algısı oluşmasın diye davayı görmezden gelmişlerdir. Sonuçta gazeteler reklam / ilan almazsa yaşayamaz. (en azından kağıt üstünde öyle)

Devleti itibarsızlaştırmamak için

Akın Atalay’ın savunmasına göre, Cumhuriyet’in şüphe uyandıran ve iddianameye giren işlemlerinden biri, Nisan ayında Koza İpek Grubu’ndan ilan almış olması. Gelin görün ki, bu gruba 2015 yılında kayyım atanmış. Bu ne demek, yönetimi devlete geçmiş. Şimdi bu davayı haber yapınca “devletimiz” töhmet altına kalmayacak mı? Bu gazeteciliğin meselesi değildir ama son zamanlarda kendilerine “milli medya” demeye başlamış güruh için bir hassasiyet unsuru olmuş olabilir. Anlayış göstermek lazım.

Toplumda infial yaratır

Tutuklu yargılanan gazetecilerden Kadri Gürsel’in savunmasından anlıyoruz ki, kendisine örgütün kullandığı haberleşme yazılımı yüklü telefondan gelen ve cevaplamadığı SMS’ler bile kendisini örgütle irtibatlandırmak için kullanılmış. Şimdi düşünsenize her gün envai çeşit kuruluş ve kişiden SMS geliyor. Hangisini araştıracaksın, otelcisinden tut, kuru temizlemecisine her gün onlarca mesaj geliyor. Görmemişim, cevaplamamışım önemli değil, bu gibi iddialarla 9 ay tutuklu kalınıyor mu, kalınıyor. Düşünsenize…

Açıkçası bu gibi sebeplerle Cumhuriyet Davası’nın bazı basın kuruluşları tarafından görmezden gelinmesini anlamaya başladım ben. Sonuçta hem gazeteciliğimiz hem de halkımız için en hayırlısı bu galiba.