Cumhuriyet’i yeniden kazanmak mümkün mü?
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

2018 Türkiyesinde Cumhuriyet Bayramı ne anlama geliyor? Erdoğan’ın 1923’te açılan “parantezi” kapadığını iddia edenler için kutlanacak bir cumhuriyet var mı? Göstermelik, alışageldik bir kaç kelam dışında bu ülkenin resmi makamlarının 29 Ekim’e atfettiği özel bir anlam kaldı mı? Cumhuriyet bayramı etkinliklerini “tepeden inme” görenler şimdilerde 29 Ekim’in unutturulmak istenmesinden memnun mu?

Kurucu tarihini 15 Temmuz’a sabitleyen yeni rejimin cumhuriyet kavramının içini boşaltıp onun yerine kendi politik sembollerini yerleştirmeye çalıştığı, bu konuda da epey ilerlediği bir sır değil. “2023 hedefi”, Erdoğan’ı ön plana çıkarıp 1923 ruhunun üstünü örten bir kurmaca, 29 Ekim kutlamaları ise iktidar ve ona bütünleşik “sivil toplum” nezdinde Malazgirt ya da İstanbul’un fethi törenleri kadar ilgiye mazhar olmaması gereken bir tarih.

Cumhuriyet adının yerinde durması onun gerçekten var olduğu anlamına gelmiyor. Bu topraklarda cumhuriyet fikrinin gelişiminde olmazsa olmaz iki temel özellik vardır. Bunlardan ilki halk egemenliği düşüncesidir ve kökleri cumhuriyetin çok öncesine uzanır. Köhnemiş hanedan yönetimine karşı halk egemenliğini inşa etmek için ciddi tartışmalar yapılmış, büyük bedeller ödenmiştir. Ezcümle çokça anlatıldığı gibi cumhuriyet gökten zembille inmemiştir. İlânının bir çırpıda olması, güncel kaygıların süreci hızlandırması başka bir şeydir, fikrin tarihsel arka planı olduğu gerçeği başka.
12 Eylül Askeri Darbesi’nden bugüne halk egemenliği kavramına ve kendini gerçekleme imkânına sistematik bir saldırı mevcuttur. Ve o saldırı 16 Nisan şaibeli referandumu ve 24 Haziran seçimleriyle zirve noktasına varmıştır. Meclisin işlevsiz kılındığı, siyasetin Saray’ın koridorlarına sıkıştırıldığı bu dönemde en ağır darbelerden birini halk egemenliği almıştır.

Cumhuriyetin ikinci özelliği modernleşme-dünyevileşme çabasının bir ürünü olmasıdır. Halk egemenliği düşüncesi ile dünyevileşme çabası cumhuriyet projesinde buluşmuştur. Kurumsallaşma sürecinde yapılan hatalar, dinin devlet kontrolüne alınması adına yapılan hamleler ileriki yıllarda kangrenleşen sorunlar doğurmuştur ancak bu saptama cumhuriyet ile laiklik arasındaki tamamlayıcılık ilişkisini gölgelemez. Siyasal İslamcı rejimin devletin tüm kurumlarını İslamlaştırmaya çalışması laiklik mücadelesinin direnme üssünü değiştirmiş, mücadeleyi tabana yaymıştır. Bugün laikliği kazanmak Saray’a, orduya, sermayeye rağmen yaşam alanlarını savunmaktan geçmektedir.

AKP iktidarında geçen 16 yıl cumhuriyetin nasıl savunulacağını değil nasıl savunulmayacağını göstermiştir. Cumhuriyet bir “nostalji nesnesi” haline getirilerek, yalnızca kurucu lidere dayanarak, sistemin egemen güçlerinden herhangi birine yaslanarak savunulamaz, demokratikleştirilemez. Cumhuriyet fikrinin altını oyan, iktidarla menfaat ortaklığı kurup bayramdan bayrama cumhuriyet güzellemesi yapan “laik” sermayeyi alkışlayarak, “bu ülkede yaşanmaz” deyip muhalefete akıl verenleri dinleyerek, “kendimi hala özgür hissediyorum” demekten başka özgürlüğü kalmayan sanatçıların, kanaat önderlerinin peşine takılarak cumhuriyet müdafaa edilemez.

Eğer Saray rejimine karşı halkın cumhuriyetini kuracaksak o cumhuriyet hakiki manada kimsesizlerin kimsesi olmak durumundadır. Çocuğuna pantolon alamadığı için intihar eden, sendikalı olduğu için işinden atılan, okulu zorla imam hatipleştirilen, deresinin suyuna para ödemek zorunda bırakılan, maden ocağında geleceği elinden çalınan milyonların onurlu ve başları dik yaşayacakları bir cumhuriyet hayali olmalıdır. O cumhuriyetin sıfatı sosyalist olur ya da olmaz ama onun hüküm sürdüğü yerde Saray resepsiyonlarında milyonlar akarken askerler donmaz, işçiler, öğrenciler yediklerinden zehirlenmez, çocuklar yatağa aç girmez.

Sözün, yetkinin, iktidarın halkta olması gerektiği iddiası bugünün Türkiyesinde yeni anlamlar kazanıyor. O mana memleketin her köşesini meclisleştirmek, meclislerden ortak bir irade vücuda getirmek, kamuculuğu, laikliği, aydınlanmayı halkla beraber kazanmaktır. Aradan geçen bunca yıla rağmen bir başka umut, bir başka gelecek, bir başka memleket düşü olarak Cumhuriyet hala geçerliliğini koruyor. Önemli olan o imkânı büyütebilmek, o potansiyelden özgüvenli, iddialı fakat bir o kadar da gerçekçi bir politik hattı örgütleyebilmek...