Cumhuriyet, sağcılık, solculuk ve illaki laiklik
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR

CHP yönetimi, Akşener’in ‘iyi’ partisi sanki kendisinden rol çalmış gibi bir burukluk içinde… CHP yönetiminin bir türlü ikna (!) edemediği sağ seçmeni Akşener kolayca ikna edebilecekse, sağ özenticiliği bir kez daha boşa gitti böylece!

Peki, madem solculuğu beceremiyorlar bari layıkıyla laikliği ve cumhuriyeti savunsunlar diyeceğim ama, benden önce dün Fatih Yaşlı “Cumhuriyetçilik mi?” diye sordu ve CHP yönetimi için de ikaz anlamındaki cevabı verdi: “Bugün ancak solda durarak, solu yeniden siyaset sahnesine çıkartma iradesiyle, sol değerleri toplumla buluşturarak, sol siyaseti toplumsallaştırarak ve kitleselleştirerek mümkündür. Laiklik, aydınlanma, bilim, akıl, yurttaşlık… Bugün bunları ancak solcular savunabilir, bugün bunlar ancak solculaşarak, düzenin dışına düşerek savunulabilir. Türkiye’de yeterince sağcılık ve dolayısıyla yeterince kötülük var, Türkiye’nin ihtiyacı olan şey soldur, iyiliğin de umudun da aranacağı yer burasıdır.”

Bu bakımdan CHP’nin ‘iyi’ parti değil ‘pek iyi’ parti olması lazım…

Cumhuriyet, şeriatçılar dışında herkese lazımdır. Cumhuriyetin esaslarından laiklik ise sağ cenahtan cinlik yaparak, yani ‘iyi saatte olsunlar’ misali sahneye çıkanlara bırakılmayacak (yaslanılmayacak) denli hayati bir konudur.

CHP yönetimi solculuktan bir nebze vazgeçmeyecekse hiç olmazsa laiklik konusunda ısrarcı olmalı. Bu konuda Eleştirel Pedagoji dergisinin son sayısında özetle şunları söylemiştim:

Özellikle emekçi ve yoksul kesimler indinde, “Müslümanlık eşittir sağcılık” sahte denklemini bozup farklı ve gerçek bir denklem kurabilmek önemlidir. Bu ise, ideolojileştirilmiş ve siyasileştirilmiş din yerine, bu dünyadaki ortak sorunlarımızı çözebileceğimiz bir sekülerleşmeyi, yani dünyevileşmeyi öne çıkarmak demektir. Devrimci bir sekülerleşme sürecinde, din ile devlet işlerini ayırmanın ötesinde, asıl amaç, sermaye ve emek çıkarlarını ayrıştırmak, ezen ve ezilen taleplerinin devletin ve dinin çizdiği çerçevenin dışında ifade edilebileceği bir düzleme çıkabilmektir. Çünkü soru basittir: Bu hayatta ütülenler neden mesela hep yoksul Müslümanlar oluyor? Bu bakımdan, devrim sonrasına ertelenemeyecek bir çözüm şekli olarak, mevcut burjuva düzende bile asıl talep, seküler bir toplum ve buna göre şekillenen laik bir devlet talebidir.

Solcuların bu süreçte gözeteceği husus yoksul Müslümanlar ile seküler, din dışı, dünyevi ilişkileri kurabilmektir ve bunları kalıcı hale getirmektir.

Başlangıçta AKP’nin öncelikli hedefi ‘laik devlet’ten daha çok ‘seküler toplum’ olmuştu. Yani bir yanıyla kitle mobilizasyonunu aktif tutabilmek için toplumun önce tamamen muhafazakârlaşması ve böylece daha fazla dindarlaşması gerekmişti ve kendi açısından bunu sağladığında devleti ele geçirmesi çok kolay oldu. Çünkü toplumun en az yüzde 50’sinin ‘rızasını’ almakla yetinmeyip geri kalan yüzde 50’nin ‘arıza’ çıkarmasını önleyecek şekilde sindirilmesi şarttı. Bu da rejimin faşistleşmesini kendileri açısından zorunlu kıldı. İşte böyle bir süreçte solun laikliği savunması, faşizme karşı mücadelenin de temel unsuru ve hatta güncel anlamıyla ta kendisi haline geldi.

Bu memlekette sağ ve sol kavramları toplum düzeyinde yaygınlaşmaya başladığında, Soğuk Savaş döneminin bütün bilinç yıkama mekanizmaları devreye girmiş ve bu kavramların anlamı halkın belleğine sermayeden yana olmak ve emekten yana olmak değil de Amerikan stratejisi doğrultusunda kazınmıştır. ABD’nin şimdilerde ‘İslamcı faşizm’den söz etmesine de bakmayın. Soğuk Savaş döneminden itibaren ABD, Müslümanları ideolojik olarak kafese almayı kafaya koymuştu. Mesela ABD kuklası Suudi Arabistan Krallığı’nın Türk hacılara dağıttığı açıklamalı Kur’an mealinde, kıyametin anlatıldığı ‘Vâkıa Suresi’ Türkçeye şöyle çevrilmişti: “Sağcılar, ne mutludurlar onlar! Solcular, ne bahtsızdırlar onlar!” Oysa surenin aslı ve anlamı elbette farklıydı. Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe mealinde aynı sure (sağ ve sol kelimeleri geçmeksizin) şöyle yer almaktadır: “İşte uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı. İşte şomluk ve bunalım yâranı. Nedir şomluk ve bunalım yâranı?”
Yani sağcılık ve solculuk; sermaye ve emek, sömüren ve sömürülen, ezen ve ezilen çelişkisi değil de böyle konulunca, ‘laiklik ile İslamiyet’ çelişkisi de, Müslüman yoksul çoğunluk ile Müslüman mutlu azınlık arasındaki çelişki değil tam da bu çelişkiyi örtmek amacıyla, sağcı Müslümanlar ile solcu dinsizler ve laik devlet ile Müslüman toplum çelişkisi gibi gösterildi.


Sorun alanı İslamcılık ama çözüm alanı orada değil. Onlarla yarışarak ve siyasi İslamcılık alanında kalarak alternatif çözüm bulunamaz. Çözüm elbette tek başına sekülerlik de değildir. Ama faşizmi yerleştirirken siyasi İslam kullanılıyorsa, faşizme karşı en önemli mücadele kavramı ve aracı elbette laiklik, sekülerliktir. Faşizmin ekseni siyasi İslam olduğunda faşizme karşı demokrasi mücadelesinin ekseni laiklik olur elbette. Devletin (yeniden) laik olması öncelikle toplumdaki sekülerlik damarının güçlenmesiyle, siyasi İslam faşizmine karşı laik toplumsal kesimlerin direnmesiyle mümkündür.