‘Cumhuriyetin kazanımları’ çetesi

Artık ne yapacaklarını şaşırdılar. Geçen hafta You Tube erişim mahkeme kararıyla yasaklanmıştı. Bu yasaklar bir “Cumhuriyet kazanımı.” Bilmiyorum başka bir ülkede bunun bir örneği var mı? Ama haklılar; gerçekten büyük bir panik yaşıyorlar. Onlara hak veriyorum. 80 yıllık iktidarları sallanıyor. Kolay değil. Türban konusunda da üst üste yapılan açıklamalar nasıl bir panik içinde olduklarını ortaya koyuyor zaten. Çok korkuyorlar. Her açıklama “Cumhuriyetin kazanımları” diye başlıyor: “Cumhuriyetin kazanımlarına yönelik…” Bu Cumhuriyetin kazanımları neymiş çok merak ediyorum. Şu ülke 80 yılda yoksulluk, iç savaş, soygun, asılan başbakanlar, asılan devrimciler, yasaklar, çeteler, uyuşturucuya bulaşmış devlet, rüşvet ağları, hastanelerinde bakımsızlıktan ölen çocuklar, üniversite kapısına yığılan gençler, faili meçhul cinayetler dışında ne gördü? Hangi taşı hangi taşın üstüne koydu sizin Cumhuriyetiniz.


Yol yoktu siz yaptınız değil mi, yolları bu ülkeyi sömürmek için, demiryolu yerine, emperyalistler yapmadı, yaparken de sizin de, dedelerinizinde cebine rüşvet koymadı değil mi? Bu ülkeyi 70 sente siz muhtaç etmediniz değil mi, yeğenlerinizi banka sahibi yapıp bu ülkenin yurttaşlarını dolandırmadınız değil mi? Doğudaki feodal sömürü, sonra da korucu çeteleri, yoksulluk, uyuşturucu ticareti sizin değil Vahdettin’in giderayak kotardığı işler değil mi? Şimdi üniversite kapısından türbanlı çocuklar girecek diye “kazanımlarınız” gidiyor mu? Ne iyi oluyor, ne iyi. Keşke bir tek “kazanımınız” kalmasa şu topraklarda. Hırsızlarınız, çeteleriniz, katilleriniz, ağzı salyalı faşistlerinizle hep birlikte gitseniz şu ülkeden.


HRANT’IN GERÇEK KATİLLERİNİ BİLİYORUZ
Dün vurulduğu yerde Hrant’ı andı barışa ve demokrasiye inanmış binlerce insan. Bu ülkenin, katillerin, çetelerin, hırsızların olmadığını bir kez daha haykırdı. Hrant’ı niye öldürttüğünüzü biliyoruz. Kazanımlarınız için, iktidarınız için. Ama işte “dinsizin hakkından imansız gelir” kuralı bir kez daha işliyor. Kapıkulluğu yaptığınız, emirle kendi yurttaşlarınızı size öldürten emperyalistler artık sizi istemiyor. Ne acı! Artık aşağıya atılması gereken çürümüş bir safrasınız sadece. Artık geçmişten kalma reflekslerinizle, kendi işinize de yaramayacak, komik şeyler yapıyorsunuz. Oraya buraya yasak koymak gibi. Dünya size gülüyor, eski efendileriniz bile gülüyor. Sonra tükürdüğünüzü yalamak zorunda kalıyorsunuz. Düşkünlük kötü şey sonuçta. Hiç kimse sizin yerinizde olmak istemez.


İŞTE SİZİN CUMHURİYETİNİZ!
Peki, iki Cumhuriyet yazarından sizin kazanımlarınız ile ilgili iki hikâye istermisiniz? Ama siz yazarlara inanmazsınız; onlara Ermeni lobisi Nobel verdiriyor değil mi, durup dururken. Bunların biri içeri atamadığınız, kitaplarını yaktıramadınız yazarlardan. Kemalizm’i bayrak edinmiş Falih Rıfkı’dan dinleyelim Cumhuriyet’in kadrolarının marifetlerini:


“Anadolu hepimize hınç, kuşku ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın durmuş gelene geçene, “Benim Ahmet’i gördünüz mü ?” diyor. Hangi Ahmet’i? Yüz bin Ahmet’in hangisini? Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor, “Bu tarafa gitmişti” diyor. O tarafa, Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanala mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı? Ahmet’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? Hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet’ini görsen, ona da soracaksın: “Ahmet’imi gördün mü?” Hayır… Hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü. … Ahmet’i ne için harcadığımızı bir söyleyebil-sek, onunla ne kazandığımızı bu anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek. Fakat biz Ahmet’i kumarda kaybettik!”


Falih Rıfkı, İttihat Terakki’nin Turancı kanadının çırpınışlarını, yoksul bir ülkenin askerlerinin Turan denen boş ve gerçekleşmeyecek ırkçı bir ülkü uğruna, cephelerde Enver ve Talat çetesi tarafından nasıl telef edildiklerini böyle anlatır Ateş ve Güneş’te. Cumhuriyet’i kuranlarla bu askerleri Sarıkamış’ta, çöllerde telef edenler arasında düşünce, çap, dünyaya bakış açısı olarak çok fark yoktur. Kemalist kadro İttihat-Terakki’nin teslimiyetçi, pragmatist kanadıdır sadece. Enver ve Talat’lar savaşarak doğuya doğru genişleyip, emperyal bir Türk ulusu kurmanın peşindedir. Ama Kemalistler işgalcilerle anlaşıp, yalnız Anadolu içinde bir Türk ulus devleti kurmaya razı olmuşlardır. İngiliz ve Fransız emperyalistleri ta başından beri Kemalistlerin bu teslimiyetini bildikleri için batıda Yunanlıları bir yem olarak tutup doğuya çekilmişler, oradan da çekip gitmişlerdir. Mesela Karayılan gibi, Antep direnişi gibi efsaneler yöre halkının yabancıya karşı kendiliğinden örgütledikleri çete direnişlerdir. Bunların Kemalistlerle ilgisi yoktur. Anadolu sanıldığı gibi Kemalist kadroyla bir olup anti-emperyalist savaş vermemiştir. Nasıl versin, Anadolu yoksul ve açtı. İttihat-Terakki’nin iktidar hırsı onu ilgilendirmiyordu. Kifayetsiz Osmanlı paşaları arasındaki iktidar savaşından da haberi yoktu. Yakup Kadri kurtuluş savaşındaki Anadolu’yu Yaban’da anlatmıştır zaten. Şimdi diktatörlüğün uğraştığı, yazılarından dolayı içeri attığı bir başka yazardan Mahmut Makal’dan Cumhuriyet’in kurulmasından hemen sonra Anadolu’nun halini okuyalım.


“Doğunun adı çıkmış. Burası Anadolu’nun göbeği sayılır. Çektiklerimize bakıyorum da acaba doğu-dakilerin durumu daha kötü olabilir mi diye tüylerim ürperiyor. Oturulur bir ev, soğuktan korur bir giyecek, karın doyurur yiyecek, az buçuk yakacak olmayınca nasıl karşı koyulur kışa? Bizde bu sayılanların birisinden eser yok. Elbise beş on yılda bir ya dikilir, ya dikilmez. Dikileni de en adisinden, sıcaklarda bile işe yaramaz cinsindendir. …Ayaklarında çoğunun nalik (nalın) vardır. Kundura giyen çok azdır. Erkekler yazın çarık, kışın çoğu nalın, azı kundura giyerler. Zaten kış günü, evden köy odasına, odadan eve gitmekten başka esaslı bir iş olmadığından kundura sürüklemektense nalın sürüklemek daha iyi. Kadınlar yalınkat giyindikleri halde soğuğa daha dayanıklı oluyorlar nedense. Kışın onlar daha çok çalışır: hayvana bakmak, sulamak, eve su getirmek gibi işler hep onlardadır. Erkeklerse boş oturmaktan titrerler hep kış boyu. Çoğunun ayağında tek kat yamalı bir dondan başka bir şey yoktur,


… Ömrümüz ne kadar durgun, düşünce ve yoksulluk içindeyse, yiyeceklerimiz de o kadar basit ve sayılı. Pirinç, çay, şeker lükstür. …Ekseriyet ya kupkuru yavan ekmekle yahut biraz soğan, turşuyu katık ederek gününü gün eder. Bulguru bile zor bulur. …Alfabede: “Baba bana bal al” cümlesini okurken sordum. 56 öğrenci içinde yalnız biri bal görmüş, gerisi bilmiyor. …Bolüne bolüne payına düşen on, yirmi dönüm arsayı ekeceksin, geçim yuların ona bağlıdır. Onu işlemek için çift’e ihtiyacın var. Pulluğu alamazsın ya, iyi kötü kara sabanı elde ettin. Koşmak için öküz ister. Öküzü de beribenzer herkes alamaz. O yüzden çiftçilerin çoğu her işte kullandığı eşeğini, öküz alamayınca çifte koşar. Bazısı da öküzle eşeği yan yana koşar.


…Bacısı da onun sürdüğü yeri tapanhyor. Tapanın arkasına bir taş koymuş, çekiyor ön tarafından. Ayaklan çıplak, baldırları görünüyor dimiden, içliğin kollan tillim tillim. Yüzü bütün kavrulmuş, derisi dökülüyor. …Yüzünden akan ter sapsarı, gözü terden açılmıyor. …Omuzu sökülüyor zavallının tapan çekeceğim diye. …Makineleşmekten geçtik, insanın yerine hayvanı koyabilsek ona da şükredelim.” Mahmut Makal Bizim Köyde böyle anlatır, Anadolu’yu. Sonra tabii ki Cumhuriyet, “kazanımları” gereği Mahmut Makal’ı yargıladı ve cezaevine attı.


Bugün Mahmut Makal’ın yıllar önce anlattığı Anadolu farklı mı? Hiç değil. Yine bir sınıfta -o da öğretmen varsa- en az 60 öğrenci var, yine çocuklar bal, et, sıcak yemek yiyemiyor. Yine kadınlar çalışıyor, erkekler işsizlikten kahvelerde pinekliyor. Değişen bir şey yok Hatta daha da kötü. Doğuda bir de savaş var, onun baskısı ve yoksulluğu da bütün bunlara eklendi. Şehirlerde işsizlik yüzde ıo’ları çoktan aştı. Kırda ki işsizliği ise kimse bilmiyor. 80 yıldır bu “cumhuriyetin kazanımları” diye tutturan bir azınlık hepimizi soyuyor, karşı çıktığınız zaman da asıp-kesiyor, öldürüyor.


KURTULALIM ŞU RESMİ İDEOLOJİDEN
Peki, ne yapacağız bu adamlar hep böyle astığı astık kestiği kestik hem suçlu hem güçlü aramızda salyalarını akıta akıta sonsuza kadar dolaşacaklar mı? Tabii ki hayır, ama bunun için ilk önce resmi ideolojiden ve onun yalanlarından kurtulmamız lazım. Bilgi veremediğiniz, kazara üniversite okusa bile işsiz kalacak çocuklara kanla bayrak yaptırtan bir zihniyetten toptan kurtulmamız gerekiyor. Seksen yıldır ürettikleri yalanlan tek tek deşifre etmemiz gerekiyor. Solun büyük bir bölümü hala Kemalizm’i sol ve anti-emperyalist zannediyor.


“Ama abi bak Mahir’de öyle yazmış”
E, evladım, güzel kardeşim Mahir onları yazarken senden küçüktü ve bir elinde silah, bir elinde kalem yazdı senin amentü yaptığın yazıları. Ama bütün bunlara rağmen senin gibi okuma tembeli değildi. O şartlarda bile eline ne geçerse okudu. Ama şartlar çok çetindi. Yani elinde yeterli kaynak olmayan, durmadan ev değiştiren yirmilerinde bir adamın teorik yanlışlık yapma ihtimali yoktur değil mi? Yoktur diyorsanız okumaya devam edin, “Osmanlı imparatorluğu merkezi feodal devlettir, Kemalizm, özünde anti-emperyalistir, milli kurtuluşçudur” Bunun tersini anlatan, bütün yasaklara rağmen, yalnız Türkiye’de sayısız çalışma var. Kı-vılcım’ın arşivi ve yazdıkları daha doğru dürüst gün yüzüne çıkmadı. Fikret Başkaya’nın tezlerini yazanlar hâlâ yargılanıyor. Niyazi Berkes, Mete Tuncay, İsmail Beşikçi hatta Yarasimos bile, biraz gözünüzü dört açarsanız, sizi resmi ideolojiden kurtarabilir. Şunu demek istiyorum. Sol, eline silahı alıp ayağa kalkan ve silahtan başka çarenin olmadığını söyleyen sol bile, devletin resmi ideolojisine sarılmıştır, onun boyunduruğundan kurtulamamıştır.


Nasıl bir şey bu; devletin yok ettiği insanlar bile devletin ideolojisinin esiri. Bunu aşmalıyız. Bakıyorum Ufuk Uras bile türban konusunda ayağa kalkan gerici güruhun karşısına yarım ağızla dikiliyor. Niye, denge hesap ediyor olmalı. Ya geçin bunları, böyle politika olmaz. Kumusal alanda hizmet alanların özgürlüğünü siz karar altına almadınız mı kongrelerinizde? Çıkıp söyleyin “kazanımlar” elden gidiyor açıklamalarının gerici, faşist açıklamalar olduğunu. Dokunulmazlığınız var. Niye benim gibi gariban yazarlara bırakıyorsunuz bunu. Bize çok fırın lazım daha çok.

BİZİ TAKİP EDİN

359,923BeğenilerBeğen
55,851TakipçiTakip Et
1,087,163TakipçiTakip Et
7,876AbonelerAbone

BİRGÜN ÖZEL