Çürüyen tuz ve din dersleri
17.09.2017 08:44 BİRGÜN PAZAR
Diyanet, taciz durumunda bile mağduru suçlu gösteren, zorla nikâhı ve boşanmayı makbul sayan, evliliği bile erkeğin iki dudağı arasındaki bir kuruma indirgeyen mezhep diktasına adeta teslim olmuş ya da esir olmuştur

Aydın Tonga

Yeni eğitim öğretim yılında okutulacak ders kitaplarının yayınlanmasıyla birlikte tartışmalar da başladı. Zira başta din dersleri olmak üzere kimi derslerde pek çok sorunlu ifade müfredata girmiş, kimi konular ise ya önemsizleştirilmiş ya da kitaplardan tamamen çıkarılmış. Biz bu yazıda o derslerde yer alan ifadelerin içeriğine girmeyecek, bununla birlikte din dersi kitaplarına kaynaklık eden ya da o ifadeleri besleyen kimi örnekleri Diyanet İşleri Başkanlığı fetvaları üzerinden anlamaya çalışacağız.

Sözünü ettiğimiz o örneklere birazdan değineceğiz. Lakin 2017-2018 Anadolu İmam Hatip Liseleri, “Fıkıh Okumaları” ile “Temel Dini Bilgiler” kitaplarında geçen şu ifadeleri özellikle aktarmak istiyoruz. Bakın, bu kitaplara göre çiftler, evlilik öncesinde nasıl görüşebilirmiş: “…Taraflar, yanlarında üçüncü bir şahsın -tercihen kızın bir yakını- bulunması kaydıyla bir araya gelebilir, birbirlerini görüp konuşabilirler.” Büyük lütuf, maazallah o üçüncü kişi de olmasa evlilik adaylarının durumu nice olurdu!
Şimdi geçelim Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarında zikredilen malum örneklere. Yeni müfredatta evlilik öncesinde tarafların görüşmelerine hoş bakılmadığını yukarıda ifade etmeye çalışmıştık. Hatta bu müfredata göre nişanlılık döneminde bile görüşmeler sınırlı olmalıydı. Peki, Diyanet bu konuda sizce ne söylemiştir?

El Cevap: “…Nişanlıların flört etmeleri, dost hayatı yaşamaları, dedikoduya mahal verecek şekilde baş başa kalmaları, öpüşmeleri, el ele tutuşmaları ve benzeri İslam’ın onaylamadığı davranışlardan uzak durmaları gerekir” (Tirmizî, Fiten 7; Müsned, I, 26).1 Evet, bu satırlar Diyanet İşleri Yüksek Kurulu’na ait. Yıl 2012. Bakınız ders kitapları hiç de öyle yalnız değilmiş! Dahası onlar aslında sadece Diyanet’in sözünü tekrar etmişler, fazlası değil!

Yeni müfredatta dile getirilen hususlardan birisi de ateistlerle evlenmenin caiz olmadığı yönündeki ifadelerdi. Diyanet, fetvasında bu görüşe de şöyle öncülük etmiş: “Müslüman bir kadının dinsiz, Tanrı tanımaz bir erkekle evlenmesi caiz olmadığı gibi, Müslüman bir erkeğin de böyle bir kadınla evlenmesi caiz değildir.”2

Bu noktada bir parantez açarak yazımıza devam etmek istiyoruz. Şöyle ki, gerek müfredatlara gerekse de erkek egemen İslam zihniyetinin oluşmasına etki eden sebeplerden biri de mezhep öğretilerine dayalı fetvalardır. Nitekim evlilik ve miras gibi konular başta olmak üzere hayatın pek çok yerinde kadın aleyhine hüküm bildiren bir din anlayışından bahsediyoruz. Parantezi kapatıp oldukça çarpıcı olduğunu düşündüğümüz iki fetvayla devam edelim.

Hatırlanacağı üzere “Öz kızını öperken şehvet duymanın nikâha etkisi olur mu?” sorusuna Diyanet’in verdiği cevap çokça tartışılmıştı. İşte bahsettiğimiz o iki fetvada aynı şekilde “şehvetle” ilgili verilen sorular bağlamında kaleme alınmış:

Başlayalım isterseniz.

Soru: Kendi kızına veya kayınvalidesine şehvetle dokunan veya onlarla cinsel ilişkide bulunan kimsenin eşi boşanmış olur mu?
Cevap: “İslâm, aile fertlerinin birbirine karşı hayâ ve iffet hissi taşımalarını esas almış ve akraba ilişkilerini bozacak her türlü gayr-ı ahlaki davranışlara yeltenmelerini yasaklamıştır. Kişinin kendi kızına veya kayınvalidesine ya da baldızına şehvetle dokunması veya onlarla cinsel ilişkide bulunması durumunda Hanefîlere göre eşi boş olur. Gelinine şehvetle dokunması durumunda da, gelin kocasına haram olur (İbn Âbidin, Reddü’l-muhtâr, III, 35-38). Şâfiîlere göre kişinin kendi kayın validesi veya baldızı ya da kızıyla cinsel ilişkiye girmesi her ne kadar haram ise de, bu ilişki sebebiyle eşi boşanmış sayılmaz (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, III, 234). Müftü, muhatabının durumuna göre bu görüşlerden birisini tercih edebilir.”
Ve ikincisi..

Soru: “Gelin kayınpederi tarafından tacize uğrarsa nikahı düşer mi?

El Cevap: Özetle, Hanefilere göre düşer, Şafi ve Malikilere göre düşmez.

Görüldüğü üzere akıl donduran bu sorulara bile Diyanet kendi fikri yokmuşçasına mezhepler bağlamında yanıt veriyor; zihninin sınırlarını mezhepler dairesinde belirliyor. Ya da daha kötüsü onlar da tıpkı mezhepler gibi düşünüyor!

Peki, bu fetvalar bize neyi anlatıyor? Diyanet, taciz durumunda bile mağduru suçlu gösteren, zorla nikâhı ve boşanmayı makbul sayan, evliliği bile erkeğin iki dudağı arasındaki bir kuruma indirgeyen mezhep diktasına adeta teslim olmuş ya da esir olmuştur. Ve dahası özgürlükçü inanç anlayışı ile bağını koparmış, mezheplerin tasallutuna sessiz kalmayı yeğlemiştir. Yani balık baştan kokmuştur ve elbet tuz da çürümüştür.! Son olarak şunu ifade edelim ki Diyanet’e bu derecede soru sorulması da elbette manidar bir durumdur ve dikkat çekilmesi gereken bir başka olguya işaret etmektedir. O olgu ne midir? Nüktedan yorumuyla Terry Eagleton bu sorunun cevabını şöyle vermekte: “Din gündelik yaşamımıza müdahil olmaya başladığı anda, ondan vazgeçmenin zamanı gelmiştir, tıpkı alkol gibi.”

1 MUSAHHAH FETVALAR DİB, DİYK 2012
2 A.g.e