Dağ (Kriz çözüm paketiyle ilgili yasa) fare doğurdu
Aziz Konukman Aziz Konukman
Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Düzenlemelerden ikincisi, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinden sonra gelmek üzere yapılan bir ekleme niteliğinde. 32/A başlığını taşıyan bu eklemeyle “indirimli kurumlar vergisi” adlı yeni bir teşvik getiriliyor. Aslında yeni tanımlaması pek doğru sayılmaz. Çünkü 2006 yılı başında yürürlükten kaldırılan “yatırım indirimi”, “indirimli kurumlar vergisi” adı altında yeniden ihdas ediliyor. Buradaki terslik, getiriliş amacına hizmet etmediği gerekçesiyle kaldırılan bir sistemin, aynı amaçlar gerekçe gösterilerek başka bir adla yeniden getirilmiş olmasıdır. Yeni düzenlemenin amaçları; ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, istihdamın artırılması, bölgelerarası gelişmişlik düzeyi farkının en aza indirilmesi ve sektörel olarak kümelenme olgusunun öne çıkartılması olarak sıralanıyor. Oysa bu amaçlar eski düzenlemede de mevcuttu. Dolayısıyla, amaçlar aynı kalırken “ne değişti de eski sisteme geri dönüldü” sorusu ortada kalmaktadır. Kaldı ki eski sistem kaldırılırken ileri sürülen, getiriliş amacına hizmet etmediği, mükelleflerin vergi ödememek için gerekli gereksiz yatırım kararları aldığı, bunun da kaynak israfına neden olduğu ve daha çok büyük yatırımcıların lehine bir düzenleme olduğu şeklindeki eleştiriler ve gerekçeler bugün de geçerli. Düzenlemede, bu tür eleştirileri geçersiz kılabilecek veya ortadan kaldıracak hiçbir yeni unsur (ek düzenleme) bulunmuyor. Dolayısıyla düzenlemeyle öngörülen amaçların gerçekleşebilmesi, geçmişte olduğu gibi bu kez de mümkün gözükmüyor. Ayrıca eskiden olduğu gibi, teşvikten yararlandırılacak sektörler ve il grupları ve bunlara ilişkin yatırım ve istihdam büyüklüklerinin Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek olması düşündürücüdür. Hiç kuşkusuz teşvikin siyasi iradeye bırakılması, özellikle seçim dönemlerinde kayırmacı uygulamaları beraberinde getirecektir. İktidarın diğer uygulamaları da gösteriyor ki, AKP hükümetinin sicili bu konuda bir hayli bozuk.
Ele alacağımız son düzenleme, Ar-Ge Kanunu’nda yapılan bir değişikliğe ilişkin düzenlemedir. Bu düzenlemeyle çalışanların aleyhine, şirketlerin ise lehine olan bir değişiklik yapılıyor ve Ar-Ge Kanunu’nun 5. maddesinin sonuna gelmek üzere bir geçici madde ekleniyor. Eklenen bu maddeyle daha önce doktoralı olanlarda yüzde 90, mühendislerde yüzde 80 oranındaki gelir vergisi muafiyeti, çalışanlardan alınarak işletmelere aktarılmaktadır. Hiç kuşkusuz, bu düzenlemeden Ar-Ge personeli çalıştıran işletmelerde nitelikli personel istihdamı çok olumsuz bir şekilde etkilenecektir. Böylece, yeterince oluşturulamayan mevcut Ar-Ge alt yapısı daha da bozulacaktır. Makine Mühendisleri Odası nitelikli personel istihdamını azaltacak bu değişikliği haklı bir biçimde “Ar-Ge Cinayeti” olarak nitelendirilmektedir (Ayrıntısı için Oda’nın ağ sayfasına bakılabilir).
Ayrıntısını verdiğimiz önemli bulduğumuz bu üç düzenlemeden de anlaşılıyor ki, sözde “küresel krizin olumsuz etkilerinin giderilmesi”ne yönelik olarak gerekçelendirilen bu Torba Yasa olumsuz etkileri gidermek bir yana bunları daha da çözümsüz bir noktaya (özellikle emekçiler açısından) taşımaktadır.