Daha çok cevap, daha çok düzeltme!
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER

Dün gazetemizin birinci sayfasında iki “düzeltme ve cevap” yayımlandı. Yargı kararıyla yayınlanan “düzeltme ve cevap”lar bile, ilgili haberlerin doğruluğunu teyit eder nitelikteydi. Buna rağmen “tarafsız ve bağımsız” yargımız “düzeltme ve cevap” yayımlanmasına karar vermiş. Editörümüzün uyarısındaki kaygıyla ben de çok detaya girmeden metinleri dikkatli okumanızı önereceğim.

Bundan sonra da bu tarz “cevap ve düzeltmeleri” daha çarpıcı bir şekilde, yargı kararı olmadan vermeye çağırıyorum gazetemizi! Hatta iktidarın kayığına binmeyen ve baskı altındaki tüm gazeteleri tam sayfa “düzeltme ve cevap” yayımlamaya ve sosyal medyada duyurmaya davet ediyorum! Belki utanıp vazgeçerler!

Üç gün önce başka bir manşet gördük gazetelerde. Güneş adlı gazete Cumhurbaşkanı’nın gündemine kılıf ve gerekçe bulma misyonuna uygun olarak, İş Bankası ve CHP ye saldırıya destek için bir “haber” yaptı. “Hemşehriye Milyonluk Kıyak” manşeti ile birinci sayfadan verilen habere göre; “Kılıçdaroğlu, CHP kontenjanından İş Bankası’na yönetici atarken vasfa değil, memlekete bakıyor”muş. Bu bakışla da İş Bankası Yönetimi’ne Umut Akdoğan’ı atamış. Aynı “haber” İktidardan beslenen birçok gazete ve tv tarafından verildi. Haberde ayrıca Umut Akdoğan’ın özel hayatına dair, yalanlanan birçok ayrıntı var. “Haberin” ana unsuru olan ve bankanın web sitesinden kolaylıkla görülebilecek bir husus ise atlanmış (!): İş Bankası’na böyle bir atama hiç yapılmamış. Aradan geçen üç güne rağmen hiçbirisinden bir düzeltme, özür ya da eleştiri gelmedi. Muhtemelen başvurulan mahkeme de “görünür gerçeklik!” diyip reddedecektir başvuruların çoğunu.

Bir de tutuklamalar gördük. Bu birkaç günde; bırakın tutuklamayı, göz altına almanın bile asgari koşullarının olmadığı, ancak darbe dönemlerinde görülebilecek toplu işçi gözaltı ve tutuklamaları oldu. İşçilere destek olmak için barışçıl ve anayasal gösteri haklarını kullanmak isteyenler tutuklandı. Yine İstanbul Baro Başkanı’nın haklı olarak “Bunun adı Rezalettir” başlığıyla eleştirdiği, tahliye edilen ÇHD’li avukatların aynı gün tekrar tutuklanmaları vakası yaşandı. Üstüne tahliye kararı veren hâkimlerin görev yerleri değiştirildi.

Bu arada bazı tahliye ve takipsizlik kararları da yansıdı medyaya; Osman Kaçmaz’ın, FETÖ’den şikâyetçi olduğu Fettah Tamince hakkındaki soruşturmanın, tüm hukuk kuralları ihlal edilerek kapatıldığı ortaya çıktı. Erzincan’daki tuzak davada gizli tanıklık yapan meşhur “gizli tanık Efe” Bayram Bozkurt’un -ki kaçarken yakalanmış, kendi yalan tanıklığı ve yönlendirdiği yalancı tanıklarla birçok kişinin suçsuz yere aylarca hapis yatmasına neden olmuş bunu da itiraf etmişti- tahliye edildiği anlaşıldı.

Örnekler çoğaltılabilir. Bunlar sadece birkaç güne sığan ve yargı ile basının “başrolde” olduğu vakalar. Yargı ve basının bu tarz “operasyonel” kullanılmasının ülkeyi nasıl bir felakete sürüklediğini her iki yapının Fetullahçılar tarafından kontrol edildiği dönemde ve 15 Temmuz sürecinde görmüştük. O süreçte Fetullahçılarla “stratejik ortaklık” yapan (hatta “aynı” olan) AKP’nin yargıyı bugün, aynı hoyratlıkla ve operasyonel olarak kullandığını görüyoruz. Medyanın ise pespayelikte ve manipülasyon yapmada cemaat medyası ile yarıştığı sadece birkaç günlük yayınlardan anlaşılabiliyor.


Bu tutumun, kuşakları etkileyecek bir travma yaratan/yaratacak Fetullahçılıkla etkin ve adil mücadeleyi engellediği gibi, ülkemizi başka bir ahlaki, siyasi ve hukuki yıkıma götürdüğü açık. AKP nin tutumu anlaşılabilir. Şirketleşmiş ve ne olursa olsun iktidarını devam ettirmek mecburiyetinde olan, oligarşik bir yapıya dönüşmüş durumda. Tabiri caiz ise pedal çevirmeyi bıraktığı anda -bu haliyle- bir daha kalkmamak üzere düşecek. Ama yargı ve medya kendi içlerinde bu gidişe en küçük eleştirel bakış açısı oluşturmak bir yana adaletsizlikte her geçen gün, önceki ile yarışan uygulamalar sergiliyor.
Keşke tüm yargı mensupları ve medya erbabı sadece birkaç dakikalığına bu tutuklama ve haberleri hukuk, ahlak ve vicdan kriteriyle değerlendirebilseler. Verdikleri kararlar ve yaptıkları haberlerle sadece bugünü değil geleceğimizi de, kendi çocuklarını da büyük bir yıkıma götürdüklerini göreceklerdir.