Anasayfa BİRGÜN PAZAR Daha fazla anı biriktirelim...

Daha fazla anı biriktirelim…

Şenliğimize sahip çıkmak, bahsedilen ODTÜ kültürünü savunmak ve üniversiteli kimliğine yönelik saldırılara kafa tutmakla doğrudan ilgili

HANDE TUHANİOĞLU – ULAŞ YAPRAK (ODTÜ öğrencileri)

ODTÜ geçen hafta tarihsel köklerinde de olan bir iradeyi bir kez daha gösterdi. Bu gösterilen irade ODTÜ genleriyle ilişkilendirilebileceği gibi asıl olarak ülkenin içine girdiği yeni durumun içinde anlam kazanabilir. ODTÜ Ayakta eyleminden Gezi’ye, Cerattepe’den 8 Mart’lara, referandumdan bugüne ülkenin bitmeyen bir dirence sahip olduğunu görüyoruz. Bu direnç zaman zaman iktidarın yoğun baskısı altında umutsuzluk sarmalına doğru evirilişini de yaşadık. Genç bir insan için Türkiye kimi zaman tünelin ucunda hiçbir ışık görülmeyen karanlık bir dehliz haline de geldi. 31 Mart yerel seçimleri kazananların kim olduğu bir yana, hepimize gelecek için tünelin ucunda bir ışık olduğunu gösterdi.

Bu ışık toplumsal mücadele alanında karşılıkları üretildiğinde daha da büyüyebilir. ODTÜ işte bu umut ışığının nasıl bir değişim iradesini ortaya çıkarabileceğini ilk elden göstermiş oldu. ODTÜ’de geçen hafta Rektör’ün olmaz dediği, çok yaygın bir dayanışmanın içinde ODTÜ öğrencilerinin birliği, dayanışması, kararlılığı, neşesi ve inadıyla oldu! Başardık! Karar yetkisini elinde tutan, bir imza ile hayatımız ve kampüsümüz hakkında istediği kararı verebileceğini düşünenlerin her zaman her istediğini yapamayacağını ortaya koyduk. ODTÜ’nün direnişi devrimin yolunun nasıl açılacağını gösterdi, her bakımdan!

Gençlik ve öğrenci hareketleri, doğası gereği muhalefetin geleceğe dair umudunu besleyen özgün ve kapsayıcı karakteriyle tarihi boyunca baskıcı iktidarlar karşısındaki en güçlü direniş unsurlarından biri olmuştur. Bu bağlamda ODTÜ’nün bizim için anlamı, AKP döneminde ve öncesinde, ilerici ve muhalif bir üniversiteli kimliğini yeşerten kültürüdür diyebiliriz. Yaşam alanlarının kolektif bir şekilde oluşturulup korunması, bu alanlara dair yine kolektif bir karar alma yöntemi olarak forum kültürü, aktif bir şekilde işleyen bağımsız öğrenci toplulukları ve en nihayetinde ODTÜ’yü bizim için anlamlı kılan tüm bu pratiklerin en somut örneklerinden biri olarak bahar şenlikleri, üretim süreçleri dahil her aşamasında doğrudan özneler olarak yer aldığımız en köklü geleneklerden biri. Özellikle son üç yıldır şenliklerle ilgili maruz kaldığımız kısıtlamalar, AKP’nin atanmış rektörler eliyle üniversitelere saldırısının sembolik bir yansıması olarak ele alınabilir. Bu çerçevede şenliğimize sahip çıkmak, bahsedilen ODTÜ kültürünü savunmak ve üniversiteli kimliğine yönelik saldırılara kafa tutmakla doğrudan ilgili.

Bu deneyimin belki de en umut verici tarafı, toplulukların kendi alanlarına dair etkinlikler düzenlediği, öğrencilerin iki gün boyunca eylemin kendisinin bir şenliğe dönüşmesiydi

Türkiye genelinde olduğu gibi ODTÜ’de de baskının en fazla hissedildiği son üç yıl boyunca yaşananlara baktığımızda Verşan Kök döneminin fiili bir OHAL süreciyle başladığını söylemek mümkün. Bu dönemde üniversiteye dışardan girişlere ciddi kısıtlamalar getirildi. Ders saatlerinden sonra amfiler ve sınıflar, toplulukların izinsiz toplanmalarını engellemek amacıyla OHAL ve güvenlik önlemleri bahane edilerek kilitlenmeye başlandı. Ardından ODTÜ LGBTİ+ Dayanışmasının etkinlikleri valilik yasağı sebebiyle engellenmeye çalışıldı. Fizik Bölümü’nde gerçekleşecek bir film gösterimini engellemek amacıyla bölümün elektriği kesildi. Etkinliği engellemek amacıyla 30’dan fazla özel güvenlik çalışanı getirildi, öğrenciler alenen tehdit edildi. Mezuniyet Töreni’ne doğru ilerleyen günlerde ODTÜ tarihinde bir ilk olarak üniversitenin döner sermayesinden rektör ve yardımcıları için ayrılan %25 oranındaki payın yönetim tarafından kabul edildiği iddiası kısa sürede okulun gündemi haline geldi. Bu süreçte rektörlük tarafından tatmin edici bir açıklamanın yapılmaması sebebiyle Mezuniyet Töreni binlerce mezun ve ailenin katıldığı bir protesto alanına döndü ve bu protestolar nedeniyle onlarca öğrenciye soruşturma açıldı. Öğrencilere yönelik toplu soruşturmalar okulun yeni gündemleri olarak yerini almaya başladı. İlerleyen dönemde öğrencilerin kültürel pratiklerine ve yaşam alanlarına yönelik müdahaleler ivme kazanmaya başladı. Birkaç etkinliğin engellenmesi ile başlayan sürecin sonunda tüm sınıflar ve en yaygın ortak kullanım alanlarından biri olan kafeterya ders saatleri dışında kullanıma kapatıldı. Bütün bunların yanında, binlerce ağacın katledilmesi pahasına şehir hastanesine bağlanacak yolun yapımı için anlaşıldı ve 40 dönümlük bir arazi Kredi ve Yurtlar Kurumuna tahsis edildi.

Üniversitenin bağımsız yapısının ve özgürlük alanlarının talanına dönük bu uygulamalar sürerken, geçtiğimiz yıl OHAL bahanesiyle yasaklanan bahar şenliklerinin yerine valilik izniyle büyük bir sermaye grubunun desteklediği bir festival düzenlenmeye çalışıldı. Bu olay, aslında iktidar ve sermayenin üniversiteye bakışının net bir yansıması ve öğrencilerin kolektif üretiminden ziyade, kar odaklı tüketimin öncelendiği bir düşüncenin ürünü olarak görülmeli. Ne var ki, bu seneki şenlik eylemlerinde olduğu gibi, şenliğin kolektif ruhunu ranta çevirmeye çalışan bu girişim de üniversitenin direniş geleneği engeline takıldı. Öğrenciler, kültürlerine yönelik bu saldırı karşısında hızlı bir şekilde bir araya geldiler ve tepkilerini net bir kararlılıkla ortaya koydular. Oluşan bu tepki, çok kısa bir süre içinde rektörlüğe geri attırmayı başardı. Bu süreçte tıpkı bu sene olduğu gibi, öğrencilerin üretimine dayalı bir şenlik organize etmek için gerekli irade ortaya konmuş oldu.

Bu yıl ise “olanaksızlıklar” bahanesiyle iptal edilmeye çalışılan şenliğe sahip çıkma mücadelesinin en belirleyici siyasal karakteri; ayrıştırmaya ve marjinalleştirmeye yönelik hâkim söyleme rağmen, sürecin öğrenci toplulukları, Eğitim-Sen, Öğretim Elemanları Derneği ve ODTÜ Mezunlar Derneği gibi öğelerin katılımıyla, üniversitenin tüm bileşenlerini kapsayarak yürütülmesiydi. Yaşam alanlarına ve yaşam pratiklerine yönelik saldırılara karşı, o alandaki tüm öznelerin dahil olduğu bir zeminde mücadele edilmesi; dahası dile getirilen taleplerin üniversite dışındaki muhalif kesim içinde de destek bulması, Gezi’de ve Hayır sürecinde gördüğümüze benzer bir birleşik mücadele örneği doğurdu. Söylem bakımından incelendiğinde; şenliklere sahip çıkmanın ODTÜ’ye sahip çıkmakla eşitlendiği, üç yıldır görevine devam eden üniversite yönetiminin hiçbir zaman meşru olmadığı ve olamayacağına yönelik sloganlar ve ötekileştirilmeye çalışılan tüm kesimlerin aslında birlik olduğu vurgusu, eylemlerin basitçe şenlik yapma talebi etrafında örülmesinin yanında bütünlüklü bir bilincin ürünü olduğunu da gösteriyor.

Bu deneyimin belki de en umut verici tarafı, toplulukların kendi alanlarına dair etkinlikler düzenlediği, öğrencilerin şarkılar söyleyip dans ettiği iki gün boyunca eylemin kendisinin bir şenliğe dönüşmesi ve hatta görüşme sonlandıktan sonra da alanın bir süre terk edilmemesi ile mücadelenin arzu edilen geleceği şimdide, kendi içinde yaratmasıydı.

Son olarak, üç yıldır şenliklere dair maruz kaldığımız kısıtlamaların altında yatan en temel sebeplerden biri olan geleneksel Devrim Yürüyüşü’nden bahsetmeden geçemeyiz. ODTÜ’nün devrimci kültürünün en sembolik geleneği olan ve on yıllardır coşkuyla sahiplenilen Devrim Yürüyüşü, bu sene de tüm toplulukların ve öğrencilerin ortak iradesiyle Devrim Stadyumunda gerçekleşecek.

Bütün bunların ışığında, akademinin ve üniversitelerin sürekli bir tehditle karşı karşıya olduğu ve gençliğin değiştirici gücünün her alanda baskılanmaya çalışıldığı bu dönemde; üniversitelerimize, yaşam alanlarımıza ve geleceğimize sahip çıkmanın; umudumuzu ortaklaştırmaktan, birleşik bir mücadelenin dönüştürücü gücüne inanmaktan ve umudumuzu yeşertecek bir araya gelişlerden geçtiğini unutmayalım. Bize ait daha fazla anı biriktirmenin her zaman mümkün olduğuna inanalım. Yürüyelim!

- Reklam -

SON HABERLER

Validen, “Her şey güzel olacak diyor İmamoğlu, çok seviyorum” diyen 100 yaşındaki teyzeye: Onu söylemeseydik

Karabük Valisi Fuat Gürel, doğum günü ziyaretinde bulunduğu 100 yaşındaki Nazire Baş’ın, “Allah devletimize...

AKP’den aday adayı olan Ali Kaya’dan #HerŞeyÇokGüzelOlacak paylaşımı

31 Mart yerel seçimleri öncesinde AKP Avcılar Belediye Başkan aday adayı olan...

Bir Bakışta BirGün (22 Mayıs 2019)

Ekrem İmamoğlu, seçim kampanyasını başlattı

ABD’lilerin çoğu İran’la savaş istemiyor

ABD vatandaşlarının oy verdiği bir ankette çoğunluğun İran'la savaş istemediğini ortaya koydu.

YSK’nin gerekçeli kararı açıklaması bekleniyor

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK), İstanbul seçimlerinin tekrarlanması kararına ilişkin gerekçesini bugün kamuoyu...

Şike Davası’nı onayan eski Yargıtay üyesine FETÖ’den 12 yıl hapis

Dönemin Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ile spor dünyasında tanınmış birçok...

CHP’den ‘yeni askerlik sistemi’ değerlendirmesi

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, yeni askerlik sistemine ilişkin düzenlemenin toplam 100...

Game Of Thrones’un final sezonu Türkiye’de ne kadar izlendi?

Game of Thrones final sezonunun Türkiye'de izlenme rakamları açıklandı. Buna göre dizinin...

AYM’den Osman Kavala’nın başvurusuna ret

Anayasa Mahkemesi 1 Kasım 2017’den beri tutuklu bulunan Osman Kavala’nın bireysel başvurusunu...

CHP’den Adalet Bakanı’na ‘Hizbullah’ sorusu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), cezaevlerinden 100’e yakın Hizbullah yöneticisinin serbest bırakıldığının ve...

Sonraki haber