Daha fazla dayanışmaya ihtiyacımız var
24.09.2017 10:42 BİRGÜN PAZAR

Ertuğrul Mavioğlu - Gazeteci

Oldukça zor zamanlardan geçiyoruz ve bu atmosfer neredeyse her meslek grubunu doğrudan etkiler oldu. Bu boyuttan bakacak olursak, gazetecilerin üzerindeki baskıların özel bir yere konulması çok saçma görünebilir. Fakat topluma yönelmiş olan baskı ve zorbalıkların sadece fiziki bir nitelik arz etmediğini hepimiz biliyoruz. İşte algı yönetimi ve rıza üretimi dediğimiz kavramlar tam da burada devreye giriyor. İktidarını yalan üzerine inşa etmiş olan muktedirin, varlığını sürdürebilmek için her gün daha fazla yalana ve bu yalanların doğruymuş gibi topluma pompalanmasına ihtiyacı var. Bu nedenle iktidar, geçen uzun yıllar boyunca radyo, televizyon, gazete, internet sitesi gibi kitle iletişim araçlarını ya ele geçirdi, ya sahiplerine diz çöktürdü. Böylelikle, medyanın neredeyse yüzde 90’ını kendi ihtiyaçları doğrultusunda kullanabilmeyi başardı.

Medyadaki bu büyük fetih operasyonuna rağmen ayakta kalmaya devam edenlerin ise başına bin bir çeşit çorap örüldü. Kimi medya kuruluşları kapatıldı, kimilerine ağır para cezaları geldi, kimilerinin ilan ve reklam gelirleri kesildi. Gazeteciler saçma sapan gerekçelerle tutuklandılar ve haklarında en ağır cezalar istendi. Türkiye’yi kocaman bir gazeteci hapishanesine çeviren süreç, aynı zamanda tutuklanmayan gazetecilere yönelik son derece şedit bir gözdağını da ifade ediyordu. Uzaktan bakıldığında bir mezarlığı andıran hapishaneleri işaret ederek İktidarın karşısında olanın başına nelerin gelebileceğini bu yolla anlattılar ve çok da başarısız olmadılar.

Bu şiddet toplamı sadece gazetecilerin haber verme hürriyetini vurmadı. Aynı zamanda haber alma ve haber olma hakkını da ciddi manada sekteye uğrattı. İnsanlar medyada iktidarın çizdiği ve herkesin inanmasını istediği pembe tabloyu okuyup izleyebiliyor artık. Memleketin gerçekleri yerine, yalan imparatorluğunun yarattığı sanal dünya bilinebiliyor ancak… Ve yine haksızlığa karşı direnen işçi, eğitim sistemine direnen öğrenci, OHAL’e, KHK’lere karşı koyan emekçi, haber olamıyor.

Toplumun madun kesimleri, iktidar tarafından ele geçirilmiş medyanın görüş alanına giremiyor.

Yani uzun lafın kısası gazeteci tutuklamalarının arka planında; ‘halka daha fazla yalan söyleyelim ama bu yalanlar asla ortaya çıkmasın’ diyen bir iktidar var. Bu nedenle gazeteci tutuklamalarına, sansüre karşı çıkan, basın özgürlüğünü savunan ‘Dışarıdaki Gazeteciler’in mücadelesi sadece bir meslek dayanışması değil. Aynı zamanda hakikati anlatma mücadelesi. Gazeteci tutuklamalarının, diğer tutuklamalarla arasındaki bu temel farkları görenler, karşı koymanın da sadece gazetecilerin işi olmadığını sonucuna vardılar.

Bu düşüncelerden yola çıkanlar, Haziran Hareketi’nin çağrısı üzerine Cumhuriyet Davası’nın ilk duruşması öncesinde bir dizi toplantı yaptı. İlk toplantıya Halkevleri, Adalet Nöbeti, ÇHD, Barış İçin Edebiyatçılar, DİSK Basın-İş, HDK, CHP, Birleşik Haziran Hareketi, EMEP, TKP, Sendika.org gibi yapılardan arkadaşlar katıldı. Çok kısa bir süre içinde bu yapı, Cumhuriyet Davası Koordinasyonu’na dönüştü. Normal şartlar altında birbirleriyle anlaşmaları pek de mümkün görünmeyen grup ve siyasi partiler, en temel sorunumuz olan ifade özgürlüğü için verilen kavgada ortaklaştılar. Birlikte eylem ve iş üretmeyi ziyadesiyle başardılar.
Duruşmaların takibi, adliye önünde basın açıklamaları, göğe uçurulan balonlar, asılan pankartlar, dövizler, duvarlara yapıştırılan sticker’lar, afişler, sosyal medya kampanyaları ve daha pek çok iş bu yapı ile birlikte kotarıldı.

Cumhuriyet Davası Koordinasyonu’nun nasıl bir örgütlülüğe evrileceğini bugünden görmemiz pek olası değil. Fakat daha yolun başında olmasına rağmen umut verici bir birikim yarattı. Ülkenin adalet, özgürlük ve barışa dair pek çok sorunu olduğu gerçeğinden hareket edersek, böylesi koordinasyonların hayatın her alanında kurulmasında sayılamayacak kadar yarar olduğunu düşünüyoruz.

Ama özelde Cumhuriyet Davası Koordinasyonu’nun kendi alanını ifade özgürlüğü üzerine belirlediğini düşünürsek, sözünün yok edilip, soluğunun kesilmeye çalışıldığı ve bu nedenle de sahiplenilmeyi hak eden Cumhuriyet dışında da pek çok dava olduğunu gözden kaçırmayacağını ummaktayız. Örneğin Özgür Gündem Ana Davası, peş peşe ceza çıkan ve şu an Murat Çelikkan’ın hapse atılmasına neden olan Özgür Gündem Nöbetçi Yayın Yönetmenleri davaları, Mahir Kanaat’ın, Tunca Öğreten’in, İnan Kızılkaya’nın, Deniz Yücel’in, Nedim Türfent’in, Zehra Doğan’ın ve adlarını buraya sığdıramayacağımız ahlaklı, dürüst ve iyi gazetecilerin davalarına da koordinasyon eli değmesini istiyoruz.