“Darbe” fırsatçıları!
ATTİLA AŞUT ATTİLA AŞUT

15 Temmuz gecesinden bu yana, sözcüğün gerçek anlamıyla “olağanüstü” günler yaşıyoruz! Hükümet, daha doğrusu Saray, başarısız darbe girişimini fırsat bilerek, ülkeyi Kanun Hükmünde Kararname’lerle (KHK) yönetmeye başladı.

OHAL geri geldi. Nasıl da sevindirik olduk! Çok özlemişiz demek! “Demokrasi âşığı” halkımız, sokaklarda tekbirlerle, havai fişeklerle, “yaşa, var ol!” nidalarıyla kutladı hükümetin Olağanüstü Hal” ilanını!

Ardından cadı avı başladı. Her zaman ağır işleyişinden yakındığımız yargıya bir gayret geldi ki sormayın; mahkemeler yirmi dört saat “non stop” çalışıyor.

Adliye önleri ana baba günü. Darbeci subayların yanı sıra rütbesiz askerler, kamu çalışanları, savcılar, yargıçlar, gazeteciler, bir gecede hazırlanan listelerle “FETÖ’cü” diye gözaltına alınıyor. TSK’deki general ve amirallerin yarısından fazlası tutuklandı; binlerce subay ordudan atıldı. Emekli komutanlar, güvenlik uzmanları, ekranlardan “Türk ordusu bitirildi!” diye haykırıyor.

Bürokraside de durum aynı. On binlerce kamu görevlisi işten çıkarıldı. Binlercesi tutuklandı. Bu insanların hepsi suçlu mu? Operasyon ve gözaltı kararlarında çok titiz davranılması gerekirken, uygulamada bu özenin gösterilmediğini; kurunun yanında yaşın da yandığını görüyoruz. Örneğin KHK ile kapatılan kuruluşlar arasında Yargıçlar ve Savcılar Birliği’nin de bulunması herkesi şaşkına çevirdi. Utanmasalar, YARSAV üyesi demokrat savcı ve yargıçlara da FETÖ’cü diyecekler!

Ordusu, yargısı, bürokrasisi çökertilmiş bir devlet ayakta kalabilir mi?

Uygulamalardaki özensizliğe çarpıcı birkaç örnek:
TRT’de açığa alınanlardan biri de, yıllardır bu kurumdaki Cemaatçi yapılanmaya karşı savaşım veren sendikacı arkadaşımız Mehmet Demir’di. Benzer biçimde, gazeteci Bülent Mumay da “Cemaatçi” diye yaftalanıp gözaltına alındı ve İstanbul Emniyeti’nde üç gün sorgulandıktan sonra savcılıkça salıverildi…

• • •

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bu süreçte çok kritik bir rol oynadı. Din görevlisi bir devlet memuru gibi değil, adeta siyasal bir figür gibi davrandı. Darbe girişimi akşamı ortalık henüz toz dumanken, MİT Başkanı ile yemekte olduğu haberleri medyada yer aldı. Daha sonra RTE’nin çağrılarını halka duyurmak için camileri kullandı. Böylece olaya dinsel bir nitelik ve kutsallık katmaya çalıştı…

81 ildeki 84 bin camiden RTE için yükselen sala ve ezan sesleri, günlerce yeri göğü inletti.

Böylesini hiç görmemiştik…

Orhan Veli’nin dediği gibi, “Bedava yaşıyoruz bedava!” Dışarıdan bakanlar da memlekete komünizm gelmiş sanacak!

Diyanet’in siyasal-toplumsal konularda araçsallaştırılarak sokak gösterileri için çağrı merkezine dönüştürülmesi son derece tehlikeli bir girişimdi. Diyanet İşleri Başkanı ne yazık ki bu uygulamasıyla kötü bir geleneğin başlatıcısı oldu. Bundan sonra başı her sıkıştığında, Tayyip Erdoğan’ın camileri ve imamları devreye sokarak dinsel / mezhepsel bir çatışmanın fitilini ateşlemesinden korkarım. Çünkü 15 Temmuz gecesi Erdoğan’ın çağrısıyla sokağa dökülen insanlar arasında IŞİD kafalı, eli bıçaklı, satırlı, sakallı kişiler vardı. Bunların “İslam” ve “Ümmet” adına attıkları ürkütücü sloganları herkes ekranlardan izledi. Aynı güruh tarafından bir askerin boğazının kesilerek öldürülmesi, birçoğunun ise linç edilmek istenmesi, tehlikenin boyutunu gösteren örneklerdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu vahşet karşısında yüksek sesle tutum alması gerekirken, TBMM’de yan yana poz verdiği Diyanet İşleri Başkanı’ndan yardım rica etmesi ayrı bir trajik durumdu.
Mehmet Görmez’in çok yadırganan işgüzarlıklarından biri de, kalkışma sırasında öldürülen darbeci askerler için Diyanet İşleri Başkanlığı’nca din hizmeti verilmeyeceğini açıklamasıydı. Bugüne değin benzeri görülmemiş, haksız ve tutarsız bir karardı bu. Diyanet’in, ölmüş kişileri “Tanrı adına” sorgulamak ve yargılamak gibi bir yetkisi yoktu. Kaldı ki 12 Eylül’ün darbeci generallerine devlet töreniyle cenaze namazı kıldıran bir kurumun, 15 Temmuz kalkışmacıları için tersi bir uygulamaya girişmesi, tutarsızlığın ve çifte standardın daniskasıydı!

Benzer bir saçmalığa da İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş imza attı. Darbecilerin gömüleceği gömütlüğe, “Hainler Mezarlığı” tabelası astırdı ve bu gömütleri, kışkırtılmış toplulukların hedefi durumuna getirdi. Aceleyle ve de düşüncesizce başlatılan bu uygulama da, vicdan sahibi insanların yoğun tepkisi üzerine sonuçsuz kaldı.

• • •

Bu arada kent merkezlerindeki RTE patentli “demokrasi şenlikleri” kesintisiz sürüyor! AKP, Gezi’cilerden geri aldığını düşündüğü sokakların tadını çıkarıyor şimdi! Kısıklı’da, Taksim’de, Kızılay’da ve daha pek çok alanda, “devlet güvenceli” gösteri olanağı sunuluyor yurttaşlara! Yandaşlar, akşam eğlencesine dönüştürdüler bu nöbetleri. Nasıl olsa TOMA’larla ıslanmak, bibergazına boğulmak, kurşun yemek korkusu yok! Üstüne üstlük, ulaşım bedava! İletişim bedava! Yemek içmek bedava! Orhan Veli’nin dediği gibi, “Bedava yaşıyoruz bedava!” Dışarıdan bakanlar da memlekete komünizm gelmiş sanacak!

Evet, darbe girişimi bastırıldı. Ama darbe fırsatçıları sahnede!