Darbe önlemiş özgür ülke mi?
NAZIM ALPMAN NAZIM ALPMAN

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 Darbesi’nin yıl dönümü yaklaşırken konu ile ilgili olarak geniş kapsamlı anma programları düzenleneceği tahmin ediliyordu.

15 Temmuz anmaları biçim olarak görkemli geçeceğe benziyor. Ama özü itibarıyle asla bir anti-darbe tavır içermeyeceğini geride kalan bir yıl Türkiye’ye çok iyi anlattı.

•••

Askeri darbeler öncelikle özgürlükleri kısıtlar.

Parlamentoyu etkisiz hale getirir.

Toplumda öne çıkmış isimleri tahkir eder.

Özgürlük talep edenleri hain olarak damgalar.

Sonra da hukuki dayanaktan yoksun iftira, önyargı, ithamlar üzerinden davalar açıp, aydınları, sanatçıları, yazarları, gazetecileri ve milletvekillerini cezaevlerine doldurur.

Emek dünyasını doğrudan hedef olarak seçer.

Grevleri, toplu sözleşmeleri yasaklar.

Patronlar açısından çalışma yaşamını dikensiz gül bahçesi haline getirir.

Ülkeyi sıkıyönetim bildirileriyle yönetir.

Yönetimin en tepesinde yer alan general, amiral, başkan, her kim olursa artık onun ağzından çıkan her söz emir telakki edilip, bürokrasi buna göre davranır.

Toplantılar yasakların, basit sıradan itiraz eylemleri en kaba biçimde bastırılır.

•••

Türkiye son bir yılda darbeyi önlemiş (!) bir ülke olarak yukarıdakilerin hepsini yaşadı, yaşıyor.

Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve ardından gelen Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) Türkiye, çok partili parlamenter demokrasi tarihinin en kötü dönemine savruldu.

Öncelikle parlamento bir “süs” ve “sus” kurumu olarak fiziki varlığını sürdürüyor. Var olmasına var ama orada sadece “tek ses” çıkıyor!

Zaten bu yüzden değil midir, Türkiye’nin en eski ve Cumhuriyet’in kurucu partisi CHP (Ana Muhalefet) Lideri Kemal Kılıçdaroğlu sırtını Ankara’ya dönerek 434 kilometrelik İstanbul yoluna attı kendini?

•••

Bu tespitlerin tümü onaylayan iki gelişme daha yaşandı, 12 Temmuz 2017 Çarşamba günü…

15 Temmuz Darbe Girişimi’nin 1. Yıldönümünde TBMM’de yapılacak Anma Toplantısına Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Demokrasi Partisi (HDP) davet edilmedi.

Yetinilmedi bir adım daha atıldı. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan -eğer konuşma yapma ihtimali doğarsa diye- yapacağı konuşmanın tam metni istendi!

Bu inanılmaz bir şey!.. Ana Muhalefet partisinin liderine “23 Nisan Bayram Çocukları Yöneticisi” muamelesi yapılmak istendi.

Bu kadarla da kalınmadı aynı gün Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan yabancı yatırımcılara hitaben yaptığı konuşmada “OHAL’i biz iş dünyamız rahat çalışsın diye yapıyoruz” dedi:

-Biz göreve geldiğimizde OHAL vardı ama bütün fabrikalar grev tehdidi altındaydı. Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Bunun için kullanıyoruz OHAL’i… İş dünyamızı sarsamazsınız!

Öncelikle şunu hatırlamakta fayda var ki; grev bir tehdit unsuru değil, işçilerin Anayasal hakkıdır!

Kendisi de bir zamanlar İETT’de çalışan emekçi olan Cumhurbaşkanı işçilerden oy istemeye bir daha hiç gitmeyecek gibi konuştu.

İşçilere grev yapmak yasak, TBMM’de konuşmak yasak, basın özgürlüğü talep etmek yasak, işine dönmek istemek yasak.

Meclis’teki üçüncü büyük partinin (HDP) Eş Başkanları hapiste, Ana Muhalefet Partisi (CHP) lideri peşine milyonları takarak “adalet” arayışı için yollarda…

Şimdi gelin hep birlikte 15 Temmuz 2016 Askeri Darbesi’ni “atlatmış” özgürlükçü, demokratik ve sivil yönetimli bir ülke olarak huzur içinde Cumhurbaşkanın etrafında tek yürek olalım!

*****

Kılıçdaroğlu’nu tutuklamak!?!

Önce hep birlikte derin nefes alalım, sonra aşağıdaki alıntıyı okuyalım:

“Bizler de 3 gün sonra 15 Temmuz mitinglerinde gerçekleri haykıracağız. Üstelik bizler daha güçlüyüz. Bu tür muhalefet yürüyüşlerini ve mitinglerini “millî güvenlik sorunu” görmek demokrasimizi ortadan kaldırıp millî güvenliğimizi ihlal ederek bizi Uganda hâline düşürür. Geçen hafta ifade ettiğim gibi şu an ana muhalefet Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutuklanmasını istemek Fetullah Gülen adlı terörist başının ve emperyalistlerin tam istediğini yapmak olur.”

Bu alıntı Türkiye gazetesinde 12 Temmuz 2016 Çarşamba günü Cem Küçük imzasıyla yayınlanan “Kemal Kılıçdaroğlu ve Koray Çalışkan” başlıklı yazıdan yapıldı.

Yazar, kimlerin tutuklanmasının doğru kimlerinkinin yanlış olacağını belirtiyordu. Sıradan isimler değil saydıkları. Ama sayıp döküyor. Arada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da değerlendirip “tutuklanması doğru olmaz” hükmüne varıyor.

Demek kendi aralarında böyle şeyler konuşulup tartışılıyor ki, yönetim içinden iyi haber alan biri olarak kabul edilen Cem Küçük de bunu doğru bulmadığını kamuoyu ile paylaşıyor. Belki de bir anlamda “erken uyarı” sistemini çalıştırıyor.

Neresinden bakarsanız bakın, demokrasi ile idare edildiği söylenen ülke için ürpertici bir durum ile karşı karşıyayız.