Darbe ve hayırlama
16.10.2016 09:57 BİRGÜN PAZAR
Bu arada, ‘dışarıdan’ birinin bunca içeriye yerleşmesini nasıl açıklayacağız? Sıklıkla verilen cevap, üç harfliler gibi bir şey… Bir de kandırıldık açıklamaları. Fethullah Gülen ve örgütü AKP liderini ve kadrolarını kandırmış…

CEMAL DİNDAR

15 Temmuz darbe girişiminin üçüncü ayındayız ve “15 Temmuz’a dair fikir yürütmemize yetecek zaman ve mesafeyi kat ettik mi?”sorusu öylece karşımızda duruyor.

Nasıl ki mesela ikiz kulelere yapılan 11 Eylül saldırılarına dair bu mesafe ve zaman hiç kapanmamışsa bizim 15 Temmuz’da başımıza gelenlere dair de kapanmayacaktır. Bu türden deneyimler, saldırılar, darbeler hiçbir zaman kendisi olarak kalmaz çünkü. Ayakta kalanlara performatif bir süreci, Tayyip Bey’in deyişiyle “Allah’ın bir lütfu”nu sunarlar. Dolayısıyla, darbenin kendisine odaklanan bakış için hep bir kör nokta kalacaktır. Anlamamız için elbette bir çerçeve sunulur… Ama bu insan aklı için neden-sonuç ilişkilerini bağlayan bir çerçeve olmaktan çok, kitlelerin duygularına, özellikle de olumsuz duygularına, nefretine nesneler sunan birer şeytani imgeler içeren çerçevedir. Dolayısıyla, mesela Fethullah Gülen’in yönlendirdiği örgütün Türkiye hakikatinde neye karşılık geldiği, sebep olduğu melanetin gerçek boyutlarının kavranması da iptal edilir, bu şeytan imgesi ile birlikte. Melekleştirmek denli şeytanileştirmek de gerçeği kabullenmemenin, gerçeklik ilkesini tanımamanın, inkârın bir yoludur.

Böylece ne oluyor? Birincisi, bir hakikat araştırmasında bizzat AKP’nin, fakat ondan da önce soğuk savaş döneminden AKP’ye gelen süreçte devletin yapısını tartışmaktan kurtulmuş olunuyor. Oysa AKP öncesinde de devletin en güçlü adlarınca onanmış, yüceltilmiş bir cemaatten söz ediyoruz. Aynı örgüt, AKP’nin kurucu öğelerinden biri, kurucu dinamiklerinin başında geliyor. Onu şeytan imgesine raptiyelemek bu kurucu dinamiklerin hala ne kadar etkin olduğunu tartışmayı da imkansızlaştırıyor.

Bir de şu oldu; darbeyi yaşadığımız gün yaşanan şiddet, bir yasın değil, kurucu şiddet kutlamasının anına dönüştürüldü. Yenikapı ruhu… Demokrasi şölenleri… Yeni Türkiye… Osmangazi Köprüsü’nün açılışını hatırlayalım… Lütuf ve baht söylemini de kastediyorum.

Toplum ruhsallığı açısından ise, kurucu şiddet dendiğinde bahtımıza düşen kardeşin kardeşi katlidir. Habil Kabil’de saklı, Kabil de Habil’de. Nereden mi belli? Hepimizin bu anlatıya göre Kabil’den, yani kardeşini katledip şehirler kuran atadan geliyor olmasından… Karşı tarafı mutlak kötülükle niteleme bu ülkede epeydir kendini temize çıkarmanın neredeyse biricik yolu haline geldi. Kabillerin kendi içinden çıktığı bu kadar aşikarken bile. Bunu sırf AKP için söylemiyorum. Tüm toplumsal yapımız için böyle. Bunca baskın olması ise AKP ve liderinin ürünü diyebiliriz.

Belirttiğim gibi, 15 Temmuz günü için de, mesela 11 Eylül için olduğu gibi hep bir boşluk kalacak ve o boşluk, sonrasındaki icra sürecinde işleyen bir motor gibi işlev görecek. Görüyoruz işte, o boşluğun nelerle doldurulduğunu… Soldan sağdan muhalif olanın atılmak istendiği bir kötülük havuzuna dönüştürüldü…

15 Temmuz’un bana göre en net sonuçları şunlar:

Birincisi; toplum olarak kendi dinamiklerimizden, içimizden çıkan musibetlerle yüzleşmek, daha sağlıklı bir topluma dönüşmek için değerlendirmek yerine bastırmanın bir biçimi olan hayırlama, hayra yorma düzeneğini bir savunma olarak yine ve yeniden kullandığımız gerçeği… İçimizden biri kötü olmuşsa, yerli ve milli değildir, dışarlıklıdır, başkasının adamıdır. 12 Eylül genetiği gibi bir şey bu… Tayyip Bey diyor ki, 15 Temmuz Allah’ın bir lütfu. Fakat Fethullah Gülen’in ölüleri bile oy kullanmaya çağırdığı 2010 referandumundan hemen sonra 30 Eylül 2010’da Marmara Üniversitesi akademik yılını açış konuşmasında Tayyip Bey için bu kez hayırlara vesile olan ise bizzat 12 Eylül Darbesi: “Belki bunlar bizim için aydınlık yarınların o zaman bir vesilesiydi. İşin bu yanını da düşünmekte fayda vardır.”

Bu arada, ‘dışarıdan’ birinin bunca içeriye yerleşmesini nasıl açıklayacağız? Sıklıkla verilen cevap, üç harfliler gibi bir şey… Bir de kandırıldık açıklamaları. Fethullah Gülen ve örgütü AKP liderini ve kadrolarını kandırmış… Bu arada, darbe öncesinde neoliberal sahneyi soldan sağdan kuranları Tayyip Bey kandırmış… Böyle gidiyor…

Ruhsallık alanında ise harika bir kavram vardır: baştan çıkarılma. Herkes bilinçli-bilinçsiz her şeyi biliyordu ve keyif hırsızlığı ve güç için baştan çıkarılmaya can atıyordu. Son on beş yıldır temel olarak siyaset sahnesi histerik bir sahnedir, ağlama seanslarını hatırlayın. Olan da bu baştan çıkarılma seanslarıydı!..

Oysa şimdi ve burada ne oluyor? Ya da, bu darbeler niye hep hayırlara vesile oluyor, niye Allah’ın bir lütfu?

Asıl soru belki de bu. Yalnız Tayyip Bey ve kadroları için değil, Türkiye’de kim hangi alanda yukarıdaki histerik sahneyi işgal ediyorsa onun için de öyle… İçinde bulunduğumuz coğrafyanın giderek kararsızlaşması, tekinsizleşmesi yanında, Türkiye’nin mevcut güç ilişkilerini belirleyen hala iki dinamik var. Bunlardan biri 12 Eylül Darbesi’dir ve ikincisi bu darbenin hedeflediği her neyse karşısına dikilen Gezi Direnişi... Mevcut sahnede güçlü olan herkes, 12 Eylül’ün, paradoksal gelebilir, darbenin ürünüdür. Peki 12 Eylül nedir? İlk önce ve hep topluma içirilmiş “güçlü lider arzusu”dur. Yeni gelen her kuşak, yetmişlerin kardeş kavgası-kardeş kanı söylemiyle bu arzuya kapatılmıştır. Tayyip Bey, bu ülkede tüm kurumların ve başta sermayenin beklediği o güçlü liderin somutlaşmış halidir. “Koalisyonlar kötüdür” kabulü kırk yıldır neredeyse sistemin amentülerindendir, hatırlayalım. 7 Haziran sonrasında da devreye giren bu amentü oldu.

15 Temmuz’un toplum ruhsallığı açısından en net sonucu, öncesinde özellikle Gezi ile zedelenmiş olan bu güçlü lider temsilinin onarılmasıdır. Tayyip Bey de zaten darbe sonrası ilk konuşmasında Taksim ve Topçu Kışlası’nı anarak bunu gördüğünü belli etmiştir. Ayrıca aynı meydanda günlerce süren demokrasi şöleni, Gezi her neyse onu iptal etmek için de uygulandı. Toplumsal sistem, içinde bulunduğumuz tarih kesitinde 12 Eylül ruhundan ve bu güçlü lider temsilinden vazgeçemeyeceğini göstermiştir. Yenikapı ruhu ve şimdi olabilirliği güçlenmiş başkanlık projesinin işaret ettiği de budur.