Darbeciler de darbelenir!
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
Tarihin tecellisi mi? Post modern parti AKP, post modern darbe 28 Şubat’ın yakasına yapıştı! Oysa AKP tam da bu darbe sayesinde post modern bir parti olarak sahneye çıkabilmişti.

Şimdi bünyesinde bir kısım 28 Şubat şakşakçılarını (yani potansiyel sanıklarını) da barındıran haliyle, 28 Şubat süreciyle hesaplaşmaya koyuldu. Kötü mü oldu? Yoo, hayır! Üstelik pek de güzel oldu... 28 Şubatçılardan er ya da geç mutlaka hesap sorulmalıydı. Çünkü 28 Şubat dönemi kara bir lekeydi...

Peki 28 Şubatçılar kimlerdir? 28 Şubat'ın yardım ve yatakçıları kimlerdir? 28 Şubat nihayetinde kimin işine yaramıştır?
Bu süreçte ABD ve AB’nin rolü çok önemliydi. ABD bir yandan “laikliği filan boş verin, Kemalizm dönemi bitti derken”, öte yandan 28 Şubatçılarla neden aşna fişne içindeydi?

Tarih bilinci, tarihi sınıflar mücadelesi zemininde okuyabilme kabiliyeti işte burada devreye girince, cevabını çok net verebiliyoruz: Aslolan sermayenin vesayetidir!

Bu satırların okuyucuları, olayı basit şekilde sivil-asker çekişmesi olarak almadığımızı, askeri vesayet olarak görmediğimizi bilir diye düşündüğümden, kestirmeden şöyle söyleyebilirim:

28 Şubat zulmünü uygulayan her kurumdan ve kişiden hesabı teker teker sorulmalı... Gerçi tecrübeyle sabit olduğundan, bu sorgulamanın hakkaniyetli, “hukuksal” bir zeminde geçmeyeceği şimdiden öngörülebilir. Yine de, prensip gereği, “28 Şubatçılar her halükarda hesap versinler” demek boynumuzun borcu.

Evet, 28 Şubat tarihsel misyonu ve sınıfsal muhtevası itibarıyla 12 Eylül'ün bir devamıydı. Fakat son günlerdeki 12 Eylül'ü yargılar-“mış gibi” yapmaları ile 28 Şubat'ı yargılamalarının farklı olacağı belli. 28 Şubat davası en azından mesela Ergenekoncuları yargıladıkları şiddette gündemde kalabilecek.

Çünkü 12 Eylül, şimdiki 2. Cumhuriyete zemin hazırlamıştı. Oysa 28 Şubat, neo-liberalizm ve küreselleşme (bölgeselleşme) tutkusu hariç, şimdiki muktedirlerin önünde (hâlâ) ideolojik çapaklar, engeller yaratan bir muhtevaya sahipti.

Amma ve lakin bu 28 Şubat'ın “yargılanması” kolay görülse bile, “sorgulanması” pek öyle kolay geçmeyecek, geçiştirilemeyecek. Yukarıda “şakşakçılar” demiştim ya...

Netekim Fethullah Paşa da işin içindeydi! Gerçi 12 Eylül’de de öyleydi, ama bu marifeti gargaraya getirilebildi. Şimdi ise Fethullah Paşa’nın 28 Şubat’ı savunan kelamları bir google araması ötenizde duruyor, şak diye karşınıza geliveriyor. Beyanları çarşaf çarşaf gazete manşetlerinde... Cemaat 28 Şubat’ın da hizmetindeymiş!
Hizmet’te sınır yokmuş!

(Yahu, “cemaat”, “camia” kavramları tutmayınca, “hizmet” adını almaya çalışıp cinlik yapalım dediler; ama kendi ayaklarına sıktılar... Kelime oyununa çanak tuttular. Hizmeti yapan kim? Hizmetkâr! Nerede yaşıyorlar? Pensilvanya’da! O halde kime hizmet ediyorlar? Yahut, “polisiye” romanlarda, klişe olarak “katil” kimdir? Fesuphanallah!)

Mahcup düşeceklerini hiç sanmıyorum, pişkince geçiştirecekler, çünkü eyyamcılar... Benzer pişkinlik 28 Şubat ile ABD ve AB arasındaki ilişkide geçerliydi. AB sözcüsü son 28 Şubatçı operasyonunu takdir ettiklerini söyledi, iyi mi? Oysa 28 Şubat rezaletinde her iki cenah da kanarya yutmuş kedi gibiydi. Neden?

Çünkü 28 Şubatçılar tam da onların istediği bir doğrultuda Erbakan’ın burnunu sürtmekte, radikal İslamcıları ılımlı olmaya, sisteme entegre olmaya zorlamakta, bölgede ise kendileri adına at koşturmaktaydı. Genelkurmay Başkanı Türkiye’yi bölgesel güç yapmaya soyunmuş, dışişleri bakanı cakasıyla dolanıp durmaktaydı.

28 Şubat ve AKP ilişkisi işte bu son cümleden itibaren yakınlaşıyor. Her ikisinin de müttefiki aynı. İkisi de neo-liberal, ikisi de emperyalizmin gözdesi...

Öyleyse post modern darbe ve sonrasında post modern AKP’nin gelmesi sadece bir ironi mi?

Peki AKP neden post modern? Çünkü hem doğulu hem batılı; hem küresel, bölgesel hem de milliyetçi... İşine geldiğinde böyle, işine geldiğinde şöyle... Yani? Eyyamcı!

Eyyamcı ve bezirgân...  Öyle ki, “öksürüğü ben icat ettim” deyip bunun patentini almaya dahi yeltenebilir! Çünkü tarz olarak her fırsatı sonuna dek sömürebiliyor. Dinsel bakımdan siyasi avantajlarından söz etmeye gerek yok. (Ama Tayyip’in yoldaşlarının da hakkını yemeyelim: AKP halkın afyonuysa, liberaller de mevcut rejimin müsekkinidirler. Bazen müshil olarak da kullanılabilirler... Şimdi 28 Şubat operasyonu vesilesiyle muhtemelen bu konuda tercih haklarını belirleyecekler.)

Amaaa... Sırf 28 Şubatçıların yakasına yapıştı diye AKP’ye alkış tutmayalım.

Unutulmamalı ki; yağmurdan kaçarken doluya tutulabilirsiniz, üstelik doludan kaçarken bu kez çamura da saplanabilirsiniz...

Öyleyse siz, siz olun: Doludan kaçarken boşa konuşmayın... AKP darbecileri yargılıyor filan diye (yine!) sevinmeyin!
Çünkü tarihin indinde yargılayan da yargılanan da suçlu... Şu farkla ki şimdi kimileri hem suçlu hem güçlü!