‘Dava’nın gölgesinde kurultay: Arayışlar, vaatler…
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN
Ülkücü tabanda ilk kez bu denli net bir biçimde Devlet Bahçeli’ye alternatif arayışı var. Ümit Özdağ ulusalcılarla barışmayı, Sinan Oğan sertleşmeyi, Meral Akşener Türk-İslam sentezine dönüşü vaad ediyor

Türk sağının çatısı altında yer alan siyasal partiler, genel başkanları bir parti lideri olarak görmekten çok ‘dava’nın sembolü, taşıyıcısı ve hatta ideologu olarak yüceltmeye meyyaldir. Bu nedenle de hem merkez sağda hem de doktriner sağ partilerde genel başkanların değişimi ‘normal’ koşullarda gerçekleşmez. İdeolojik billurlaşmanın yaşandığı 1960’lardan itibaren merkez sağda Demirel’in, İslamcı siyasette Erbakan’ın ve milliyetçi-muhafazakâr kanatta Türkeş’in rakipsiz bir lider konumunda olmaları siyasal manevraları kadar sağın despotik gücü ve onunla özdeş gördüğü tek adamlığı kutsayan ezberinden kaynaklanır. Demirel, 12 Eylül parantezi dışında cumhurbaşkanı olana kadar AP-DYP çizgisinin tek lideri olarak yerini muhafaza etti. Erbakan ise Konya bağımsız milletvekilliğinden Milli Görüş liderliğine uzanan dönemde hep “mücahit Erbakan” olarak kaldı. 28 Şubat sonrasında yaşanan siyasi dalgalanma ve akabinde “yenilikçileri” başkaldırısı Erbakan’ın hareketteki “ayrıcalıklı yerini” temelden sarsmadı. Bugün hala Milli Görüş geleneğinden gelen AKP’lilerin bir bölümü Erbakan’ın “hatırasına” sahip çıkmaya devam ettikleri iddiasında.

60’lı yıllar itibariyle...

1967’den itibaren ‘başbuğ’ sıfatıyla anılmaya başlayan Türkeş ise CKMP-MHP örgütlenmesini kendi liderliğine uygun bir biçimde yukarından aşağıya yeniden düzenlemişti. ‘Başbuğ’ imgesi ülkücü hareket için temel bir referans kaynağıydı ve faşist tecrübelere ait katı hiyerarşik çağrışımları ile parti örgütünün ve tabanının üzerinde etkiliydi. Türkeş’in liderliği 1970’lerde hiç sorgulanmadı. Parti kurultayları ise lidere biat ve gövde gösterisinden ibaretti ve Türkeş’e meydan okumak kimsenin aklından geçmezdi. 91 Genel Seçimleri sonrasında kurulan DYP-SHP koalisyonunu Türkeş’in güvenoyu aşamasında desteklemesi şüpheyle karşılansa da açıktan eleştirilmedi. Yazıcıoğlu ve ekibi MHP’den ayrıldığında da ‘başbuğ’u sert eleştirmekten kaçınmışlardı. Bu durum 95 seçimlerinde alınan kötü sonuçlara rağmen devam etti. Çünkü MHP’nin kurucu sözleşmesi –töresi- Başbuğ’a saygıyı adeta dayatıyordu. 97’de Türkeş’in ölümü partiyi bir anda liderlik krizine sürükledi ve oğul Türkeş ile Bahçeli’nin yarıştığı olaylı kongrede ülkücüler birbirine düştü. Fikirler değil yumruklar konuşuyordu!

Türkeş’in sağlığında mafya-siyaset-derin devlet batağına batmış partide Bahçeli sonunda ipi göğüsledi ancak sular hemen durulmadı. Her ne kadar Bahçeli partinin ‘tek başbuğu var o da Türkeş’ dese de liderinin stratejisini takip ederek rakipsiz kalmak için her yolu denedi ve tüm teşkilatı yeniledi. Bahçeli için anaakım medyanın cilalama operasyonu 99 seçimlerinde işe yaradı. Fakat 2002’de parti meclis dışında kalınca eski ülkücüler Bahçeli’yi eleştirmeye başladı. Bahçeli’nin eski bakanı Koray Aydın 2003’te ona rakip oldu ancak kaybetti. Parti teşkilatındaki egemenliğini koruyan Bahçeli’nin ‘sokaktan çektiği’ ülkücüler 2006’da Özdağ aday olunca yapmadığını bırakmadı. Bahçeli’yi pasif kalmakla itham eden Özdağ partiden ihraç edildi. 2009 ve 2012’de de Bahçeli benzer biçimde genel başkanlığını korudu. Bahçeli 2015’te eski rakiplerine payeler vererek onları kontrol altında tutmak istedi ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Önce Tuğrul Türkeş saf değiştirdi sonra Özdağ ve Yeniçeri muhalefet kanadına geçti. 1 Kasım seçimlerinden bu yana yaşananlar Bahçeli’nin genel başkanlığının ötesinde liderliğinin sorgulanmasını beraberinde getirdi. Ülkücü tabanda ilk kez bu denli net bir biçimde Bahçeli’ye alternatif arayışı var. Özdağ ulusalcılarla barışmayı, Oğan sertleşmeyi, Akşener Türk-İslam sentezine dönüşü vaad ediyor. Hepsini birleştiren ise Saray’a ‘şimdilik’ mesafeli olmaları.

Genelde tüm partilerin özelde Türk sağının parti içi demokrasiyi önemsemediği bir gerçek. Fakat MHP gibi sadece hasımlarına değil parti içi muhalefete karşı da şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir partide liderlik değişimi kolay olmayacak. 97’deki olaylar tekrar eder mi bilinmez ancak Saray destekli MHP genel merkezinin ve muhaliflerin açacağı yeni kartlar olduğu aşikâr.