‘Dava’nın kazandığı zafer ya da ülkenin kustuğu leş
KAMURAN KIZLAK KAMURAN KIZLAK
Rivayete göre, zorbanın “dava neferi şaplak oğlanları” bir zafer havası yaşıyormuş

Rivayete göre, zorbanın “dava neferi şaplak oğlanları” bir zafer havası yaşıyormuş. Böyle bir zafer kazanırlarsa, kutlamak kesinlikle hakları. Hatta davet ederlerse, icabet etmek için ta buralardan kalkar gelirim. Üçücü sınıf pavyon atmosferi kılıklı zafer kutlamasına sanırım zorba da katılır. İşte bu çok tuhaf. İnsan kendi sonuna da böyle eğlenerek mi gider be…

Oraya içeriği şu aşağıdakilerden oluşan “dava”sının zafer bayrağını dikmeye gidiyor:
En basit ahlaki ölçülerden bile yoksunluk.

En hayâsızından aile boyu hırsızlık, uğursuzluk, yağma, talan.
Hırsıza özel fetvacı.

Namuslu insalara, ülkenin vicdanına düşmanlık.
Muhaliflere karşı gönül rahatlığıyla dilediği kadar suç işleyebilen kolluk.
Çin’in bile gerisine düşmüş çalışma koşulları, dünya liderliğine oynayan iş cinayetleri.
Kadınları daha çocuk yaşta erkeklere köle yapmaya çalışan ilkel erkek kafası.
Dünyada zerre kadar itibarı kalmamış, içten içe çürüyen, çöküşe giden bir devlet.
Tabii ki çok daha fazlası…

Dava dedikleri şey, işte böyle bir leş. Hem de insan olanın burnunu tıkayıp tükürdüğü bir “dava”… Bu leşten beslenen “leş medyası” da kokuyu yaymaya yarıyor. Ülke, dava dedikleri işte bu leşi kusacak; çünkü bu kadar ağır bir leşi sırtlan midesi bile kaldırmaz…

Zorba zafer bayrağı fantezileri kurarken, birileri de altından halıyı çekecek. Zorbanın aklı gazla uçan bir akıl. Gerçeklerle bağı yarı yarıya kopuk, hezeyanları ile gerçeği sıkça karıştıran sağlıksız bir akıl. Başına ne geldiyse, faztezilerinin gerçek olmaya başladığını zannettiği, gerçeklikle bağının iyice zayıfladığı zamanlarda geldi. Tokadı yedi oturdu. Gaza gelmek, hele hele kendi konuşmasından bile gaza gelmek, aklı başında adamların özelliği değildir. Bu gazla şimdi kendi sonuna koşar adım gidiyor, gidişi olsun…

Şaplak oğlanları işte bu gidişi, yani kendi kurtuluşlarını kutluyorlar. Bu kadar aşağılanmaya artık onlar bile dayanamaz oldu. Herkes zorba mı ki yedi düvelin aşağılamasına “yarabbi şükür” desin. Bunca yıldır parçası oldukları hayâsızlıkla yüzleşme cesaretleri olmadığından, akılları onlara oyun oynuyor ve kurtuluşlarını değil de sanki bir zaferi kutluyormuş gibi yapıyorlar.

Zorba, yıllarca kulu kölesi olduklarına inandığı bu adamların zafer havasını herhalde hayra yoruyordur. Gerçeği ne zaman anlar bilmiyorum. Sadakati devam edenler en döküntüler olacaktır. Onlar da, çapları iki parmak stratejik derinliğe sahip, zorbanın gaz hali diyebileceklerimiz.

Ahali ise, arkalarına saklanarak yıllardır her türlü hayâsızlığın yapılmasından, en rezil yalanlar ve üç kuruş para ile tavlanabilecek eblehler olarak görülmekten/aşağılanmaktan bezdi. Zorbanın kustuğu nefrete, söylediği yalanlara, çürüyen ruhundan yayılan leş kokuya tahammül edecek mecalleri kalmadı. Onunla birlikte çürümek istemiyorlar. Zorbanın zannettiği gibi, insan varlığı doğuştan hayâsız değildir. Hayâsızlık babadan çocuğa geçer…

Halk bu hayâsızlığın parçası haline getirilmekten utanır oldu. Bununla yüzleşmek öyle kolay bir iş değildir. Lakin, yüzleşmenin de çeşitli yolları var. Gözüne ışık tutulmuş tavşan gibiydler. Ne yapacaklarını, nasıl kurtulacaklarını kestiremiyorlardı. Ama şimdi zorbanın gidişinin o gidiş olduğuna dair mesajı aldılar. Gün gelir, insanlar kendilerini onursuzlaştırmaya çalışandan hesabı bir yolla sorarlar. Bence işte böyle zamanlardayız. Yani bir tokat daha…

Zorba, güçsüz bırakılmak için el birliğiyle oraya postalandığını ve altının oyulduğunu anladığında geç olacak. Ya sabır, 2023’te belki af çıkar…