Değdi mi?
İLHAN CİHANER İLHAN CİHANER
Soru: “Yarım milyon çocuğun öldüğünü duyduk. Bu Hiroşima’da ölen çocuk sayısından da fazla… Bu bedele değer mi?”

Soru: “Yarım milyon çocuğun öldüğünü duyduk. Bu Hiroşima’da ölen çocuk sayısından da fazla… Bu bedele değer mi?”

Cevap: “…Çok zor bir seçim, ama kazanımlar için buna değdiğini düşünüyoruz.”

Bu konuşma Amerikan CBS Televizyonu’nda, 1996 Mayısı’nda yayınlanan “60 Minutes” programında geçiyor. Soran sunucu Lesley  Stahl, cevaplayan ise dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright.

(Bu konuşmayı www.youtube.com/watch?v=omnskeu-puE adresinden izleyebilirsiniz.)

Bir de “bağış” listesi yazacağım:

Estonya: Bir milyon top mermisi.

Suudi Arabistan: Üslerin açılması, muhaliflerin eğitimi, medya desteği ve maddi destek.

Birleşik Krallık: Hava saldırısı, askeri yardım.

İspanya: Askeri mühimmat.

Fransa: Hava saldırısı, askeri mühimmat, askeri eğitim.

Çek Cumhuriyeti: Askeri eğitim ve askeri teçhizat.

Bulgaristan: Hafif silahlar ve askeri teçhizat.

Arnavutluk: Teçhizat ve mühimmat.

Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Ürdün: İstihbarat ve hava saldırısı.

Evet bu “takı merasimi” tadında liste ise IŞİD’e karşı kurulduğu iddia edilen koalisyona söz verilen “yardım” listesi. Asıl patron olan ABD’nin “katkıları” ise, listelenemeyecek kadar fazla.

Hatırlayalım; “kitle imha silahı tehlikesi var –ki sonradan kurgu olduğu anlaşıldı-” diyerek, “özgürlük getireceğiz” diyerek, “terörizmle savaşıyoruz” diyerek, Irak’ı sildiler. Geride bıraktıkları yıkıntılar arasında IŞİD benzeri onlarca terörist yapı boy verdi.

Şimdi ise, kendi yarattıkları bu terörist yapılardan birisine karşı mücadele edeceğiz diyerek diğerlerini “eğitip donatmaktan” bahsediyorlar. Ne eğitimi verip neyle donatacakları açık: Eğitip donatacakları “ılımlı muhalifler” daha birkaç hafta önce Halep’te ilkokul çıkışında patlattıkları bombalarla otuzdan fazla ilköğretim çocuğunu katlettiler. Hiç kuşkunuz olmasın bu ılımlılara “tek patlama ile daha fazla çocuk nasıl katledilir” dersi verecekler. Estonya’nın bağışladığı “bir milyon top mermisi” nerede patlayacak, kimleri öldürecek?

Şu “bağış listesi” bile emperyalizmin ne getireceğinin göstergesi değil mi? Çözümün ancak, barış eksenli, anti-emperyalist ve bölgesel bir perspektifle sağlanabileceğini herkes görmek zorunda. Özellikle “Cumhurbaşbakanımsı” ile “Başbakanımsı”nın, “eğit-donat” ve “tampon/güvenli bölge” ısrarları her bir yurttaşın sonuna kadar karşı çıkması gereken felaket senaryolarıdır.

“Cumhurbaşbakanımsı” ile “Başbakanımsı”nın Patolojik Esat takıntısı ve öngörüsüz politikalarının da büyük katkısıyla, Suriye’deki yıkım şimdiden Irak’ı geçmiş durumda. Ve şimdi bu yıkımı artırıp Türkiye’yi de hızla bu sarmala sokacak adımları atmaya hazırlanıyorlar.

Senaryoları gerçekleşirse, bu topraklarda yetiştirilen katiller yanı başımızda cinayet işleyecek. Bunun utancı bir yana, zaten Reyhanlı ve Cilvegözü patlamasıyla yaşamaya başladığımız kirli savaş, daha sert bir şekilde yansıyacaktır.

Unutmayalım ki, bize çok uzakmış gibi duran IŞİD vahşetini bu topraklar, daha önce defalarca yaşadı.

Yıkıntılar üzerinde “Değdi mi?” sorusunu sormamak için bu kirli planlara direnmek zorundayız.

Bu gözü dönmüş, muhterislerin patlatacağı bir kıvılcımın nelere yol açabileceğini, Maraş katliamı tanıklarının ağzından hatırlatarak bitireyim:

“Allah Allah, Komünistlerin kökünü kazıyacağız, büyük-küçük demeyin, komünistlerin kafasını ezin diye bağırıyorlardı. Muhtarın elinde silah ve bayrak vardı. Diğerlerinin elinde silah, patlayıcı madde, gaz, benzin, sopa gibi saldırı malzemeleri vardı. Evime hücum ettiler, kapıyı kırarak içeri girdiler... Kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler... Yine muhtara yalvardım yakardım. ‘Kocamı öldürdün, bari kardeşimi öldürme’ diye. Muhtar ise, “Hüseyin’i de Karaoğlan yoluna kurban ediyorum” dedi ve kardeşim Hüseyin’i işkence ederek öldürdüler... Sonra, karşımızda oturan ve bir gözü görmeyen çok yaşlı Cennet Çimen’in evine gittiler. Sanıklardan Cuma Yalçın ile Nuri Boğa tornavida ile Cennet Kadın’ın (80 yaşında) gözlerini oydular…” (Maviş Toklu)

Ben 16 yaşında bir gençtim. Evlerin içerisine girdiğimde gerçekten gördüklerim dehşet verici ve inanılmaz şeylerdi. Kimileri baskın sırasında hazırladıkları sofranın başında silah, balta, tahra ile öldürülmüştü. Kadın, kız, çocuk demeden. Yani evin içerisinde kim varsa inanılmaz şekilde hunharca katledilmişti. Dehşet verici bir durumdu. Girdiğimiz evlerden birinde katledilen aile bireylerini dışarı çıkardık. Ev halen yanıyordu ve içeriyi duman kaplamıştı. Bu sırada gözümüze tahta beşik takıldı. Üstü örtü ile kaplıydı. Beşiği görür görmez arkadaşım ile birlikte muhtemelen ‘bebek sağ kalmıştır’ diyerek, beşiğe doğru yöneldik. Örtüyü kaldırdığımızda henüz kundakta olan bebeğin boğazının kesilerek öldürüldüğüne şahit olduk. Arkadaşım şoka girdi. Bu gördüğüm manzarayı hayatım boyunca asla unutamam.” (Yasin Aytaç)