Değerli büyüklerimiz
HARUN TEKİN HARUN TEKİN

Yaralısınız. Gençliğinizi cunta aldı eliniz-den. Darbe karanlığı çöktü neşenizin, haylazlığınızın, saçmalama hakkınızın üzerine. Öncesi de çok parlak değildi ya.. Dünyanın en barışçı insanıyken temiz yüzlüsünüz diye silah taşıttı ağabeyleriniz size. 80 sonrasının test çözmekten çocukluğunu yaşayamayan kuşakları gibi, ergenliğini yaşayamayan birkaç kuşak insansınız. Değerli büyüklerimizsiniz.

80lerde hapiste ya da sürgünde değildiyseniz kendinize kıza kıza geçirdiniz günlerinizi. 90lar geldi, tam “acaba sosyal demokrat bir parti mi” filan derken muz cumhuriyetinde bile olmayacak şekilde Kürt vekillerin meclis bahçesinden zindanlara götürüldüğünü gördünüz. Az şey mi, Deniz Baykal adlı politik acıya katlanmak zorunda kaldınız 20 yıla yakın.

Hele o 1993.. Uğur Mumcu, Madımak Katliamı, Eşref Bitlis “cinayeti” ve daha neler neler.. Barış ihtimalinin kalmadığı, türlü türlü sağcının türlü türlü derin devletlü ile iş tutup aklınıza hakaret ettiği yıllar. Çillerli yıllar. Yılmazlı yıllar. Yine ısrarla Ecevitli ve elbette Demirelli yıllar. Hiçbir şey değişmiyor ve değişmeyecek galiba, dediğiniz yıllar.

Sonra nasıl olduysa Susurluk’ta açığa çıkanlar. Bir dakika karanlık eylemi. Bir umut. Sonra, 28 Şubat. Yine o haki üniformanın gölgesi. Üzerine 1999 depremi. Yardıma gelen Yunan gemilerini reddeden bir sağlık bakanı. Ekonomik krizler. “Hayata dönüş”ler, “beyaz reno”lar. Sürekli bir akla hakaret hali.

Ve 2002 seçimlerinde iktidara gelen yeni bir ekip. Birkaç “parlak” yıl. Sanki sizin duyarlılıklarınızı da anlayan, karşı mahallenin mağdurları oturmuş gibi koltuğa. Ve ortak düşman da her fırsatta düdüğünü öttüren o nemrut bekçi.

Böyle bakılınca, 2000ler gerçekten de umut dolu yıllar bağzılarınız için. Bu yazının sebebi ve konusu olan bağzılarınız için. Ufak tefek birkaç sıkıntı, dile vuran kimi çirkinlikler, inşaat manyaklığı filan olsa da.. O kadar kusur kadı kızında bile olur. 2010lar da fena başlamadı. Ekonomi tıkırında. Hem adamlar öncekilerden daha demokrat. Hem vesayet de geriledi. Evet.

Bir de insan hayatı sonuçta sınırlı. Yaşarken bir şeylerin değiştiğini görmek, hatta bir kez olsun kazanan tarafta yer almayı istemek anlaşılabilir şeyler. Bu yüzden bir iki ayrıntıyı görmemek de anlaşılabilir. Üç dört ayrıntıyı görmemek de anlaşılabilir. Yüzlerce detayı yok saymak da anlaşılabilir, ama hoş görülemez, çünkü bu sadece sizin hayatınız değil, bizim de hayatımız.

Dolayısıyla, “Gezi’deki çocukları” şu veya bu şekilde aşağılamaya da, sahiplenmeye de hakkınız yok. O haysiyet isyanını şu ya da bu biçimde alaya almaya da hakkınız yok. “Biz örgütledik” diye cümle kurmaya hatta bunu ima etmeye dahi hakkınız yok. Parkta ve meydanda olanı anlamamaya, ayıp olmasın diye severmiş gibi yapmaya, eleştirmeye tabii ki hakkınız var, ama “darbeci çapulcular” söylemine odun taşımaya hakkınız yok. Müzmin mutsuzluğunuzu üzerimize boca etmeye hakkınız yok.

Hayatımızdaki nice güzelliğin yaratıcıları var aranızda. Yalan değil, çok şey öğrendik sizden. Hala da öğreniyoruz. Ama bu saygıyı, sevgiyi suistimal etmeye hakkınız yok. Yolsuzluğa, yeni derin devlete, eski derin devlete ve mağdurları ister devrimci ister avukat ister gazeteci ister asker olsun bütün özel yetkili hukuk cinayetlerine aynı anda karşı çıkmak mümkün. Gözümüzün önüne saçılmış rezilliklerden bazıları hiç yokmuş gibi davranmaya hakkınız yok. Son kullanma tarihi çoktan geçmiş mahalle baskılarının ürkek taraftarı olmaya değil, aslanlar gibi özeleştiri yapmaya ihtiyacınız var. Çünkü ezber bozmak iyidir, ama ezber bozma takıntısı için aynısı söylenemez.

Türkiye’nin daha kötü günlerini gördünüz, eyvallah. 1977 1 Mayıs’ını gördünüz. 12 Eylül 1980 sabahını hatırlıyorsunuz. Ama lütfen buna dayanarak şu anda olanları sıradanlaştırmaya kalkmayın. Önemsizleştirmeye de kalkmayın. Bir micro-management sevdalısının her şeye tek başına karar vermeyi kafaya taktığını görmüyor olamazsınız. Roboski’yi sansürleyebildiği için mutlu olduğu ortaya çıkan bir gücü, bu ülkedeki toplumsal barışın teminatı olarak göremez ve gösteremezsiniz.

Sonuçta, bence, kendinize ve size değer verenlere borçlu olduğunuz şeyler var, çünkü inadına değerlisiniz. Değerli büyüklerimizsiniz gerçekten de. Ve eğer yukarda yazılanlarla alakanız olmadığını düşünüyorsanız, ne mutlu size. Yok eğer şu satırı okurken bir yandan bana kızmakla meşgulseniz o öfkeyi lütfen doğru yere yöneltiniz.